|
Kıbrıs sorununda, Rum Lider Hristofyas'ın başkanlığındaki yeni dönem, büyük bir merakla takip ediliyor.
Kıbrıs tarihinde bir "ilk" olarak, adanın her iki tarafında da sol zeminli iki liderin varlığı, temkinli de olsa bir iyimserlik ortamının yeşermesine sebep oldu.
Uzun zamandır duraklama dönemine giren Kıbrıs sorunu, yeni bir görüşme süreciyle canlandırılmaya çalışılırken, başta Lokmacı kapısının açılması olmak üzere, sürece ivme kazandıracak açılımlar, yeniden gündeme geldi.
Şimdi, her iki liderin de anavatanlara gerçekleştirecekleri ziyaretlerin ardından, ay sonu muhtemel bir sürecin başlaması bekleniyor.
Bugüne kadar, "CTP ile AKEL Kıbrıs sorununu çözer" şeklindeki, biraz da ütopik bir hayal durumundaki değerlendirmelerin, en ütopik bacağı gerçekleşti ve adanın her iki tarafında da iki sol parti, en güçlü iktidar dönemine başladı.
Ancak görünen o ki, her iki lider de mevcut statülerini temel alarak yaklaşacak birbirine. Yani, hayal edilebileceği gibi, Hristofyas, seçildiğinin ertesi sabahı, kadim dostu Talat'a kahve içmeye gitmek yerine, BM şemsiyesi altıda görüşmelerin başlamasından yana tavır sergiledi.
Bu tavır, mutlaka iki liderin geldikleri partilerin hareketlerine de yansıyacaktır.
Güney'de Akel, Kuzey'de de CTP, adım atarken, muhtemel pazarlıkları etkilememek için özel çaba serfedecektir.
Güney Kıbrıs'ta, Hristofyas'ın seçilmesi ile birlikte yeşeren umutlar, ciddi tehlikeleri de beraberinde getiriyor.
Bugüne kadar, "Onlarla kesinlikle çözülür" gözüyle bakılan iki lider ve iki parti, artık muhalefet döneminde değil, devamını sağlamakla görevli oldukları bir yönetimdeler.
Ve bugün kopacak bir görüşme süreci, Kıbrıs sorununun çözüm kaderini de şekillendirecektir.
O gün, belki fedarasyon dışında daha farklı formüllerin masaya gelebileceği ve her iki tarafın da "bunlarla çözüm olmaz" söylemlerinin daha fazla alan bulabileceği bir dönemin başlangıcı olabilir.
Üstelik, uluslararası toplum nezdinde, özellikle Papadopulos'a göre çok daha sıcak yaklaşılan Hristofyas'ın varlığını düşünecek olursak, görüşme masasının, sadece çetin pazarlıklara değil, her iki tarafın da saygınlığını yapılandırmaya çalışacağı, ciddi bir satranç oyununa dönüşeceği de kesin.
Ve böyle bir tablo içinde, iki toplum da referandum sonrasında, birbirinden daha da uzaklaşmışken, ilişkilerin nasıl etkileneceği de önemli bir yapı taşı olacaktır.
Çünkü, referanduma sunulabilecek, olası bir anlaşma metninin, içeriği kadar, halklara nasıl sunulduğu ve halkların birbirini nasıl algıladığı da önem kazanacak.
Çünkü, bu kez olası olumsuz referandum sonucu, gelecek çözüm şekillerinin kaderini şekillendirmesi açıdından, belki daha önemli olacak.
Mutlaka, farklı unsurların da etkisi olmuştur, ancak, 2004 referandumunda, temelde, birlikte yaşanabileceğine güçlü inanç belirten taraf, kazançlarının da mevcut durumdan daha fazla olacağı gerçeği ile hareket ederek "evet" dedi.
Güney'de yaratılamayan sivil hareket ve karşı taraf için geliştirilemeyen sıcak yaklaşım, kayıpların da daha fazla olabileceği düşüncesiyle bir "hayır" yarattı.
Şimdi 2004'e göre, Türk tarafının da kaybedecek çok şeyi var.
Her ne kadar sıkıntıya girilse de yaşanan ekonomik büyüme ve sürdürülebilir olmadığı söylense de gelişim, mevcut durumun cazibesini artırıyor.
Üstelik, yapılan anketlerde, geçmişte çözüm isteğinin ana katalizörlerinden olan AB ve birlikte yaşanabileceğine dair inanç da ciddi bir düşüş gösteriyor.
O yüzden, iki liderin, sadece yeni bir dönemi değil, yeni bir ruh halini de temsil ederek masaya oturacaklarını düşünüyorum.
Ve arkasında çözüm için halk baskısı zayıf olan liderlerin oluşturacağı masanın, başarı şansının da zayıflayacağını.
O yüzden, bu dönemde, özellikle iki toplum arasındaki ilişklerin geliştirilmesi ve karşılıklı empati duygularının artırılması, mutlaka önemli bir rol oynayacaktır.
Dünyaca ünlü Kıbrıslı Türk psikanalist Vamık Volkan, Kıbrıs'ta temel desteğin siyasi bir anlaşma metni hazırlanması üzerine yoğunlaştığını, oysa, halkların ilişkilerini baz alan psikopolitik bir sürece daha fazla ihtiyaç duyulduğu tesbitinde bulunuyor.
Bu noktada, uzun bir süredir, Kıbrıs sorunundan uzaklaşan sivil toplum örgütlerine önemli bir görev düşüyor.
Tabii ki, sivil toplum örgütleri yanında, özellikle iktidardaki AKEL ve CTP'ye de önemli görevler düşüyor.
Bugüne kadar, en zor zamanlarda, iki toplumun birlikte yaşayabileceğine inanç belirten ve ilişkilerin geliştirilmesi için mücadele veren iki parti, resmi politikadan sıyrılıp, yeni açılımlar yaratabildikleri ölçüde başarılı olabileceklerdir.
Ve bu yeni süreç de anlaşmaların, siyasi figürlerle değil, halklarla birlikte yapılabileceğini ve siyasi partilerin de kritik dönemeçlerde, halkların önünde yer alması gerektiğini hatırladığımız kadar başarılı olacaktır.
İzlemesi oldukça ilginç olabilecek, AKEL ve CTP'nin kimliklerini de ortaya koyacakları, kesinlikle heba edilmemesi gereken, önemli bir dönemeç var karşımızda.
|