|
Yine Çağlayan Parkı üzerine yazdığım dünkü yazıyla ilgili ilk telefonlardan biri, araştırmacı yazar Ahmet An'a aitti.
Çağlayan Parkı'nın adının nereden geldiği ile ilgili, Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları'nın, "isim Ankara'dan, Çağlayan bölgesinden geliyordu" açıklamaları üzerine yaptığım nafile araştırmaya, değerli bir katkı koydu, Ahmet Bey.
An, 2005 yılında, Şadi Kültür ve Sanat Yayınları'ndan çıkan, "Kıbrıs'ın Yetiştirdiği Değerler 2" kitabından alıntılar yaptı, sohbetimizde.
Sn. Yılcan Ağaoğlu da gönderdiği elektronik postada, Haşmet Muzaffer Gürkan'ın, "Dünkü ve Bugünkü Lefkoşa" adlı kitabına atıfta bulundu, isim konusuyla ilgili.
Ahmet An, kitabın 262'nci sayfasında yer ayırdığı, Hüseyin Çağlayan'ı anlatırken, 1990 ve 1998 yıllarında, Kıbrıs Gazetesi'nde yayımlanan, Çağlayan ile yapılan röportajlara da yer veriyor.
Bu kitapta yer verilen, Gazeteci Ersin Öztürk'ün, 24 Ekim 1990'da, Kıbrıs Gazetesi'ndeki röportajında, bakın ne yazıyor;
"Şimdiki Çağlayan bölgesinin, bir zamanların Handaga Deresi'nin geçtiği bir bölge olduğunu öğreniyoruz. Dere yatağı olmasına rağmen, susuz olan bölgeye 22 Kıbrıs Lirası ödeyerek su getiren Hüseyin Çağlayan, daha sonraları orasının kendi adı ile anılacağını bilemezdi."
Haşmet Muzaffer Gürkan da ilk baskısı, 1989'da, Lefkoşa Belediyesi tarafından gerçekleştirilen, "Dünkü ve Bugünkü Lefkoşa" adlı kitabında, parkın karma belediye tarafından yapıldığını anlatıyor.
"...1950'lerin başında, o zaman karma olan Lefkoşa Belediyesi, şimdilerde Çağlayan Çocuk Parkı diye bilinen hisar altı parkını yaptı. Parkın düzenlemesini bir Alman bahçe mimarı üstlenmişti. Bu mimarın deniz kıyısındaki sünger gibi delik kayaları getirerek yaptığı çeşitli dekor çalışmalarının kalıntıları bugün de görülebilir..."
(Bugün görebilir misiniz, emin değilim!)
Ahmet An, bugün Güney Lefkoşa'daki ünlü Millet Bahçesi ile çocuk bahçesi olarak bilinen, Çağlayan Parkı'nın, eş zamanlı olarak kurulduğunu anlatıyor.
Çağlayan isminin nereden geldiği de yine, An'ın kitabının ikinci cildinde, gazeteci Taylan Kav'ın, 1998'de Kıbrıs Gazetesi'nde yayımlanan, Hüseyin Çağlayan ve oğlu Ata Çağlayan ile yaptığı röportajda anlatılıyor.
"...yıl 1935. henüz 22-23 yaşlarında idi demek ki. 80 KL'sı veriyor ve arsayı alıyor. Sözünü ettiğimiz yerde, bugün Çağlayan binasının bulunduğu yeri. (...)Oraya baraka gibi birşeyler yapar ve hafiften işe girişir. Bir yıl sonra da binanın inşaatını başlatmış...
...Yaklaşık 3 yıldır yapımı süren, Kıbrıs'a özgü, sarı taştan modern bina artık bitmiş. Restorant-bar amacıyla açılışa hazır. Ama önce bir isim gerek. Yıl 1938...Zamanın eşrafından Kadı Burhan Bey, kitapçı Lütfi Bey ve lisede müdür Niyazi Efendi, sık sık ziyaret ettikleri arkadaşları Hüseyin onlara birer çay yapar, O da yanlarına oturur ve her zaman yaptıkları gibi sohbete başlarlar... Hüseyin'in yeni açılacak yerine isim bulmaktır konu... Sonunda Niyazi Efendi, "Çağlayan. Çağlayan olsun. Buralar çağlayan gibi dolsun, taşsın, çağlasın!" der.
Bir zamanlar, Rum Yönetimi Lideri Makarios'un da uğrak yerlerinden olan Çağlayan'ın, 1986'ya kadar hizmet verdiği ve eğlence anlayışının değiştiği bir dönemde, işi bıraktığı da yine kitapta anlatılanlar arasında.
Dün, Kıbrıs TV'de Taylan Kav'ın Günün İçinden programına katılan, Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları, parkın adının nasıl geldiğine dair bilgilerinin, net olmadığını söyleyerek, konunun tekrar belediye meclisinde değerlendirileceğini açıkladı.
Yaşananlar ve yapılan açıklamalar, özellikle bir Belediye Başkanı söz konusu olduğunda, kabul edilebilir değildir. Umarım, en kısa sürede gereken yapılır ve hem Çağlayan'ın adı geri verilir, hem de Lefkoşa'daki tarihi ve kültürel mirasın korunması için en doğal görevini yerine getirir, Sn. Başkan.
Yakın geçmişimizi biraraya toplayan yazılı kaynağımız, maalesef çok az.
Araştırmacı Ahmet An, kendi yarattığı eserler dahil, bu konuda mevcut kaynaklara da ilginin, çok az olduğunu anlatıyor.
Doğru.
Yok oluyoruz ve tükeniyoruz.
Ama hem susuyoruz, hem de değerlerimize sahip çıkamıyoruz. Çıkanları da desteklemiyoruz.
Dün, CTP-BG MYK Üyesi, aynı zamanda da partinin Yerel Yönetimler Sorumlusu, Sn Okan Dağlı da yazıda kullanılan bir ifadeyle ilgili rahatsızlığını paylaştı.
"...CTP oradaydı." cümlesinin, gerçeği yansıtmadığını söyleyen Dağlı, İçişleri Bakanı ve Belediye Başkanlarının, parkın açılış etkinliğine katılmasının, partinin, parkın isminin değiştirilmesini onayladığı anlamına gelmediğini söyledi.
Okan Dağlı, söz konusu isim değişikliğini, CTP'nin de onaylamasının mümkün olmadığının, özelikle altını çizdi.
Bu isim değişikliğinin onaylanmaması tabii ki memnuniyet verici. Umarım oldukça rahatsız edici olan suskunluk da gereken açıklamayla bozulur.
Daha da ötesi, CTP'li, en büyük iki Belediyenin Başkanı ile İçişleri Bakanı Özkan Murat'ın duruşları ile ilgili de bir tercüme yapılır. Yoksa partinin vitrini konumundaki bu köklü isimler, sadece kendi şahsi fikirleri doğrultusunda hareket ediyor diye düşünmek çok da anlamlı olmasa gerek.
CTP, oy verilsin, ya da verilmesin, birçok insan için yeni bir başlangıç ve temiz bir sayfanın simgesi olarak hükümete geldi. İç politikada yaşanan bunca tartışma bir tarafa, ki bunlar çok daha farklı bir yazının konusu olabilir, partinin, tartışmasız hassasiyetlere, en önde sahip çıkmasını beklemek, her vatandaşın en doğal hakkıdır.
Bu da tavırlarla, açıklamalarla, her alanda kendisini en açık dille ifade etmekle yükümlüdür.
Sadece CTP'den değil, CTP'yi eleştirirken mangalda kül bırakmayan muhalefet partisi, TDP başta olmak üzere, bütün sivil toplum örgütü ve bu ülkenin değerlerine saygılı her oluşumdan beklenen şey aynıdır.
Yoksa artık bunlarda da bu kadar sessiz kalınacaksa, çok da konuşmaya gerek kalmaz.
|