|
Bir süredir tek egemenlik tek kimlik kavgası var gündemde. Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'yi satmakla suçlanıyor çözüm karşıtları tarafından.
Hristofias'ın Talat ile egemenlik konusunda, farklı hassasiyetler içinde olduklarına dair açıklamaları üzerine de geçtiğimiz gün Cumhurbaşkanı detaylı açıklama yaptı.
"KKTC tasfiye edilemez" diyen Talat'a bu kez Denktaşlar cephesinden destek çıktı.
Başbakan Soyer de mecliste yaptığı açıklamalarla, eleştiriler karşısında De Cuellar belgelerine atıfta bulunup, tanımlamaların o zamanın lideri Denktaş ve Eroğlu'nun onayı ile yapılan tanımlamalar olduğunu açıklamak durumunda kaldı.
Bizim, liderlerin kapsamlı müzakerelere başlaması arifesinde, bugün kesinlikle bu noktada olmamamız lazımdı.
Bu noktadan sonra müzakere takviminin belirlenmesi ve çözüm için hazırlık aşamalarını tartışıyor olmamamız gerekirken, yaratılan sığ kavga ortamında, çözüm süreci törpülenmeye çalışılıyor.
Oysa, bugün oluşturulacak bir müzakere masasının zemini bulanık değil, geçmiş birikimlerden gelen belli bir çerçeve içindedir.
Ancak bu kez de liderler görüşmeleri koparma noktasında gelirse, sonraki süreçler için çeşitli senaryolar dile getiriliyor.
Bugünkü kavganın bir yüzü de belki biraz geleceğe yatırımı çözüm karşıtlarının.
Ne yazık ki, referandum sonrasında oluşan ortam, çözümsüzlüğün getirdiği bir kazanım üzerine de temellendirildi.
O yüzden bu kavgalar, özellikle bu sessizlik ve istikrarsızlık ortamında tedirginlik verici kavgalar.
Birleşik Kıbrıs temelinde, tek egemenlik ve tek kimliğe dayalı bir federasyon için önemli bir şans var.
Yine de bu süreç üzerinde titizlikle işlenecek hassas bir süreç.
Ve çözümü destekleyen her kesime önemli görevler düşüyor.
İki liderin, özellikle teknik komitelerin işleme kapasiteleri ile ilgili farklı bakış açılarının verdiği sorgulamanın hemen sonrasında bir araya gelmeleri ve bu toplantıdan ortak bir deklerasyon çıkarmaları oldukça önemliydi.
Her ne kadar yeni tanımlamalar olmasa da gerek Hristofias'ın, gerek ise, Talat'ın açıklamalarını iç kamuoyuna sürüklenen açıklamalar olarak da tanımlamak, sanırım yanlış olmaz.
Çünkü, çözümün felsefesi, geçmiş uzlaşılar ışığında oluşan Annan Planı'nda ortaya kondu.
Kıbrıs Türk tarafı, benimsediği bu felsefeye referandumda onay verdi.
Kıbrıs Rum tarafı, "hayır" dereken, dönemin AKEL Lideri Hristofias, planın ruhuna aykırı durmadıklarını açıkladı.
Şimdi, 2004'den bu yana belli ki pozisyonlar daha da sahiplenildi.
Türk tarafı artık, kaybedecek daha fazla şeyi olan bir taraf olarak, referanduma gelene kadar yaratılan statüko yanında, referandumdan sonra gelişen statükoya da yapıştı.
Şimdi, liderler kendi iç kamuoylarına çözümün temel felsefesini anlatmaya çalışıyorlar. Ve bunlar anlatılırken de çözüm ihtiyacını vurgulayamıyorlar.
Çünkü aslında her iki taraf için de çözüm aciliyeti önemli bir değişiklik geçirdi.
Oysa, adanın Kuzeyi, her ne kadar ekonomik bir gelişme yaşamış olsa da hala çözüme en fazla ihtiyaç duyan, uluslar arası hukukun nimetlerine muhtaç bir taraf konumda.
Avrupa Komisyonu, rutin olarak tüm Avrupa Birliği üyesi ülkelerde ve adanın tamamında yaptığı Eurobarometer sonuçlarını açıkladı.
Bahar 2008 dönemine dair açıklanan sonuçlara bakıldığında, Kıbrıs sorunu, hala öncelikli, ancak, güz döneminde %44 olan oran, baharda %37'lere düşmüş. Buna karşılık enflasyon sıkıntısı, öncelikli dördüncü sorun olurken, %14'den %28'e yükselmiş.
Belli ki, Kıbrıs sorunu, hayatımızın önemli bir parçası. Ancak ekonomik hassasiyetlerimiz, çözümün ötesinde bir anlam taşıyor.
Şimdi çözüm felsefesi için bu kadar tantana koparılırken, her kesimi memnun etmeye çalışan bir açıklama, özellikle çözüm karşıtları tarafından sahipleniliyor.
Sivil toplum örgütleri, odalar, dernekler ve geçmişten gelen çizgisiyle çözüme destek veren TDP'ye önemli bir misyon düşüyor, bu zamanlarda.
Kıbrıs sorunu bu kadar kritik bir dönemeçteyken, çözüm heyecanı bu kadar törpülenmişken, çözüm destekçilerinin genel açıklamalarına bakıldığında, bu sürece sonu belirsiz, olağan bir deneme edasında yaklaşılmakta olduğu izlenimi ağır basıyor.
Bu süreç önemli bir eşik.
Bu kez şu anda tartıştığımız ana felsefeleri tamamen ters yüz edebilecek bir son deneme içine giriyor liderler.
O yüzden çözüm ihtiyacımızı bunun sebeplerini tekrar hatırlamak gerekiyor.
Talat, ortak deklerasyona attığı imzayla cesur bir duruş sergiledi.
Önemli olan, bu cesur adımların korunup geliştirilmesi. Ancak masada destek bulamayan, yeterince cesaretlendirilmeyen liderler için bu zor.
Cumhurbaşkanı'nın hükümetten, çözümün de içpolitik gelişmelerden ayrı düşünülmesi gerekiyor.
Ve artık halkın çözüme sahip çıkması.
Yoksa, en fazla kavga verilen ekonomik sorunlar, en can yakan nüfus problemleri, adi suçlar, haksız rekabetler, gayrı yasal ve denetlenemez her ortamla bu yapı, alışkanlıklarımız temelinde daha da tüketerek bizi, yoluna devam edecek.
|