|
Kıbrıs sorununun özü, affetmek aslında.
Ölümü affetmek.
Öldürmeyi ve öldürülmeyi affetmek.
Geçtiğimiz gün, Kıbrıs Gazetesi'nden Aral Moral'ın, Lefkoşa Eski Belediye Başkanı Kutlay Erk ile yaptığı röportaj, oldukça düşündürücüydü.
45 yıl boyunca kayıp olan babasının kemiklerine ulaşan Erk, yaşadığı duyguları paylaştı içtenlikle, bu röportajda.
45 yıl sonra babasını bulan bir kişi olarak değil, 45 yıl boyunca babasını görememenin acısını yaşayan, 11 yaşında bir çocuk olarak da konuştu biraz.
Kayıplar, en acı yüzlerinden biri, Kıbrıs sorununun.
Şimdi yapılan kazılarda bulgulara ulaşılması ve neredeyse yarım asırdır bilinmezlik içinde bekleyen ailelere somut bir ölüm verilmesi, meselenin önemli bir aşaması.
Çünkü yıllarca özellikle, Güney Kıbrıs'ta kayıplar ölmüş olarak kabullenilmedi.
Oysa ölümü kendi halinde bile kabullenmek çok zorken, bu kişilerin duyguları, politik malzeme yapıldı.
Bugün iki toplum arasında kontrollü geçişleri başlayan Lokmacı sınırında, bu duyguların istismarının en çarpıcı şekillerinden biri yaşanıyor.
Ellerinde kayıp olan yakınlarının fotoğraflarını tutanlar resmediliyor, savaşın en acı yüzleriyle birlikte.
Ve bu acılar kendi tekeline alınarak, düşmanlaştırılıyor, karşı taraf.
Tıpkı bizim de çeşitli şekillerde yaptığımız gibi.
Biliyoruz ki, Kıbrıs küçük olsa da yaşadığı acılar büyük oldu.
Röportajda Kutlay Erk, babasının nasıl öldüğünü bilmek istediğini, ama kimin öldürdüğünü bilmek istediğinden emin olmadığına vurgu yapıyor.
Ve mutlaka, Kıbrıs'ta da bir hakikat komisyonu kurulsun, ancak, kişiler hakkındaki bilgi, gelecek nesillere bırakılsın diyor.
Gerekçesi de yaşanacak olan duygusal patlamanın, barış ortamına zarar verme olasılığı.
Kıbrıs'ta da mutlaka gerçeklerin açıklıkla ortaya dökülüp geçmişle hesaplaşılacak komisyonlara ihtiyacımız var. Bu komisyonların, nasıl ve ne şekilde çalışacağı ise, konun uzmanları tarafından belirlenebilir.
Toplumların psikolojileri üzerinde yaptığı araştırmalar ve dünyada sorunlu bölgelerle yaptığı çalışmalarla, iki kez Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilen Kıbrıslı Türk Psikanalist, Prof. Dr. Vamık Volkan, toplumların sağlıklı yas sürecini mutlaka yaşaması gerektiğini söylüyor.
Savaşlar yaşamış olan ülkelerde, yönetim erkini elinde bulunduran, ya da bu erke aday olan kişilerin de bu tamamlanmamış yas süreçlerinden prim yaptıkları tespitinde bulunuyor, Volkan.
Yani, aslında siyasetçiler, toplumların yaşadıkları travmaları besleyerek, koltuklarını koruyorlar.
Korkutarak ve diğerini ötekileştirerek besledikleri milliyetçilik duygusu üzerinden prim elde ediyorlar.
Ve toplumların travmaları da sürekli olarak, yeniden üretilerek gelecek kuşaklara aktarılıyor.
O yüzden mesela, aşırılıkları ile dikkat çeken milliyetçi gençler yetişiyor.
İşte biraz da bu beslenen travmaları tamir edebilmek adına tuttuğumuz yas sürecini sağlıklı olarak sona erdirip, sağlıklı bir zemin yaratmak adına da ihtiyacımız var, hakikat komisyonlarına.
Kutlay Erk, bu travmaları birebir yaşamış bir kişi olarak, endişelerinde haklı olabilir.
Ama ben hiçbirini yaşamamış, ancak, yaşayanlardan miras aldığım bu travmayı daha fazla taşımak ve çocuklarıma aktarmak istemiyorum.
Mutlaka bir yerden başlamalı ve geçmişle hesaplaşmalıyız.
Kıbrıs'ta yaşadığı acılar altında ezilenlerle, miras aldıkları acıların yüküyle ezilenler yapacak çözümü. O yüzden her iki kuşağın da sağlıklı olması gerekiyor.
Acılarımızı karşılıklı olarak görmeye ve bunları affetmeye ihtiyacımız var, birlikte ortak bir alan yaratmak için.
Kutlay Erk, Kıbrıs'ta çözüm süreçlerine destek veren kişilerden biri olarak,"benim annem okumuş yazmış bir kadın değildi ve her zaman için annem, "Eşimi EOKA'cılar öldürdü" dedi. Yani "Kıbrıslı Rumlar öldürdü" demedi" sözlerine özellikle vurgu yapıyor, röportajda.
Yoksa kaybeden sadece biz, öldüren sadece Onlar olursa, bilincimizde öfkelerimiz büyümeye ve mirasımız olmaya devam edecektir.
Kıbrıs'ta sayısız savaş suçu da işlenmiş ve bütün yaşananlar, "savaşta her şey mubahtır" diyerek, tarihin karanlık sayfalarına aktarılmıştır.
Biz, kendimizi ve birlikte kaç nesli de yazdığımız resmi tarihle besleyerek, bugünlere geldik.
Şimdi, mutlaka bir çözümü taçlandıracak olan, karşılıklı affetme konusunda atılacak olan adımlardır.
|