|
Cumhurbaşkanı Talat'la Rum yönetimi başkanı Hristofyas'ın bugün yapacağı görüşmenin nasıl sonuçlanacağını merak eden var mı?
Hiç sanmam.
Çünkü herkes ne olacağını adı gibi biliyor...
Havanda biraz daha su dövecekler, olup bitecek.
Peki; gelecek ay kapsamlı müzakerelere başladıklarında (eğer başlayabilirlerse) ne olacak?
Yine bir şey olacağı yok!...
Kırk beş yıldır olmadığı gibi.
Yanılıyor muyum acaba?
Farklı düşünenler varsa, görüşlerine saygı duyarım.
Ne yapayım, kendimi ne kadar zorlasam iyimser olamıyorum.
İyimser olsam ne yazacak?
Bakıyorum liderler bile artık umut pompalamakta zorlanıyorlar.
Bir noktada çıkmaza girileceğini, iplerin kopabileceğini gizleyemiyorlar.
"Zorluklar var, görüş ayrılıkları var" söylemleri, tarafların tutumunda, politikasında zerre kadar değişiklik olmadığının, kırmızı çizgilerinden asla taviz vermeyeceğinin kibarca açığa vurulmasından başka bir şey değil.
Ortada fol yok yumurta yok zaten...
Daha çözümün şekli üzerinde bile tam olarak anlaşamıyorlar.
Nerde kaldı, tarafların olmazsa olmaz koşullarına bağlı esas konuların halli.
***
Neyse; konuyu burada kapatalım...
Talat'la Hristofyas'ın Tanrı yardımcısı olsun.
Konuşabildikleri kadar konuşsunlar.
Eninde sonunda nereye varacaklarını hep birlikte göreceğiz.
Kıbrıs meselesi beklerken ülkemize artık bir çeki düzen vermekte yarar var.
Siyasetten, siyasilerin nakaratlarından bıkan halk bunun beklentisi içinde.
Dün yazdım...
Ekonomide işler yolunda gitmiyor...
Pahalılık berdevam...
Bütün kesimler sorunlu...
Grevler, eylemler sıradan olaylar oldu...
Polisiye olaylar da.
Gönyeli'de dün güpegündüz, kimliği meçhul bir kişi bir iş yerine girerek orada çalışan bir bayanın boğazını sıkarak
iş yerinin kasasından 750 YTL nakit para alıp kaçmış.
Polis olayla ilgili olduğu gerekçesiyle bir kişiyi göz altına almış.
Görgü tanıkları soyguncunun bir zenci olduğunu söylüyor.
Trafik kazaları ise dur durak bilmiyor.
Haber merkezindeki telefonlar çaldığında istemeksizin irkiliyoruz...
Yine nerde kaza oldu diye.
Bu satırları dün akşam saatlerinde yazarken kulağım odamdaki televizyondaydı.
KIBRIS TV'nin "Haber Masası" programına telefonla bağlanan bir izleyici acı acı dert yanıyordu.
Ne olacak bu memleketin hali? diye.
Orta eğitim öğretmenlerinin grevinden, eğitimin aksamasından yakındı.
Çocuğunun bu yıl ortaokula başlayacağını, ama onu hangi okula yazdıracağını bilemediğini söyledi.
"Rum tarafına mı götüreyim yoksa yurt dışına mı yollayayım?" diye sordu.
Ve yetkililere yüklendi; ülkenin hali herkesin gözünün önündeyken, iyimser konuşmalar yapıyorlar, her şeyi toz pembe gösteriyorlar diye.
Kabul edelim ki, evimizin içinin tepeden tırnağa bir temizliğe gereksinimi var.
Tutar tarafımız kalmadı.
***
Kaç gündür yazacağım, fırsat bulamıyorum...
Kadim dostum Tolgay, günlük köşe yazılarının altında, başkent Lefkoşa'nın parklarının elektriksizliğe mahkum edilişini protesto etmeyi sürdürüyor. Parkların yeşilini yitirmesinin, susuz ve ışıksız bırakılmasının dün 130'uncu günüydü.
Söylemiştim; Tolgay bu işin peşini bırakmayacak diye. Ve görüyorum ki, benim elimde olan bir rekoru çoktan egale etmiş oldu. Bir zamanlar Taşkınköy'de evimin bulunduğu sokakta, aydınlatma lambaları yanmıyordu. Yetkilileri, ilgilileri aramış, köşemde günlerce yazmış ama aradan günler, haftalar geçmesine karşın kimse ilgilenmemişti. Sonuçta bu kayıtsızlığı, umursamazlığı, her gün sorumluların yüzüne vurmak için köşe yazılarımın altında gün tutmaya başlamıştım. Sanırım, bir buçuk ay kadar bugün bilmem kaçıncı gün diye yazıp durmuştum. Hiç bir şey olmamış ve sonunda yazmaktan vazgeçmemden bir süre sonra gelip gerekeni yapmışlar ve sokağı karanlıktan kurtarmışlardı.
Sen pes etme Tolgay kardeşim, yazmayı sürdür.
Yaz ki, doğruyu bulmaları için kaç protesto gerektiğini dünya alem görsün.
|