|
Pazar günü evimin önündeki kaldırımda ekili zeytin ağacından zeytin toplarken komşum sevgili Ziya Güçhan yanıma yaklaşarak "maşallah maşallah mahsul bol" dedi ve ekledi:
"Ne olurdu insanlarımız bizim gibi meraklı olsa, bağı bahçesi olmasa da küçücük bir toprak parçasına, bilemedin evinin önündeki kaldırıma bir şeyler ekse... Fena mı?... Yeşilin o doyumsuz güzelliğinin yanında, evinin az çok ihtiyacını da karşılamış olur."
Ziya, mahallede bir dostunu toprakla, bitkiler, ağaçlarla uğraşmaya görsün mutlaka ilgilenir.Yardımcı olması istensin ya da istenmesin, tarım alanındaki engin deneyim ve yeteneğine dayanarak elinden geldiğince katkıda bulunur.
Bir süreden beri emekliliğinin tadını çıkarıyor. Tarım Dairesi emeklisi olduğunu sanmayın. Tebliğ ve İcra Memurluğu'nda görevliydi. Geniş bir çevresi var, çoğu insanımız tanıyor onu. Tarıma tutku derecesindeki merakı ise çocukluk yıllarından başlar. Ne de olsa bir köylü çocuğu... İstincolu (Tabanlı) kendisi.
Her fırsatta, bir toprak parçasına sahip olma ve orada çeşitli bitkiler, meyve ağaçları yetiştirme özlemini dile getiriyor. İnanamayacaksınız; şu anda Taşkınköy'de oturduğu evin bir avuçluk bahçesinde bile mevsimine göre ve tamamen doğal ortamda çeşitli sebzeler yetiştirir. İki tür üzüm asması, inciri, narı, mersini var. Azimle, inatla muz yetiştirmeye de çalışıyor. Çok iyi anımsıyorum; bir keresinde yetiştirdiği bitkiler, diktiği fidanlar bir türlü istediği gibi olmuyor diye, toprağı bir metreden fazla kazdı, çıkarıp attı ve yerine doğal gübreyle karışık verimli toprak koydu. Onu sıklıkla yaptığı gibi toprakla uğraşırken görseniz
titizliğine hayret edersiniz.
***
Bunları neden yazdım?...
Toplum olarak ders çıkarmamız gereken, tamamen gerçek, yaşanmış bir olaya ilişkin anısını anlattı bana pazar günü.
Topladığım çakizdezlik zeytinleri kırarken anlattıklarını ilgiyle dinledim ve sizinle paylaşmak istedim.
Günümüzden otuz dört yıl önce 1974'te ikinci barış harekatının tamamlanmak üzere olduğu günlerde İstinco'daymış. O günün koşullarında çoğu insanımız gibi Lefkoşa'ya gelip yerleşme girişimleri başarısız kalmış.
Bir akşam bazı köylülerle birlikte yaya olarak üç kilometre kadar uzaklıktaki Melandra (Beşiktepe) köyüne doğru yola koyulur Ziya..
Amaçları, Melandra'da köylülerden birinin sahip olduğu küçük bir televizyondan haberleri dinlemek, neler olup bittiğini öğrenmek.
Civardaki Rum köylerine, büyük meşe ağaçlarının altına varıncaya kadar binlerce Rum göçmen yerleştirilmiş.
Tepeleri, ormanları, monobadileri (keçi yollarını) aşıp Melandra'ya vardıklarında, köylü adamın traktöründen elde ettiği elektrikle çalıştırdığı ve sadece Rum televizyonu RIK 1'in yayınının yakalanabildiği televizyonun karşısına oturuyorlar ve haberleri izlemeye başlıyorlar.
Ziya dostum gibi köylülerin çoğu Rumca bildiği için söyleneni anlayabiliyorlar.
***
Dönemin Rum tarım bakanı, Rum göçmenlere seslenerek, "büyük bir felaket yaşadıklarını, hükümetin gereken önlemleri almakta olduğunu, göçmenlerin her türlü gereksiniminin karşılanacağını" söylüyor ve şöyle bir tavsiyede bulunuyor.
"Bütün göçmenler, herkes... Neredeyseniz, nereye yerleşmişseniz, boş oturmayın; kendi ihtiyacınızı kısmen de olsa karşılayabilecek bir şeyler ekin, bir şeyler yetiştirin. Maydanoz, domates, biber ne olursa.... Toprağınız yoksa tenekelerden, tahta kasalardan, varillerden yararlanınız"...
Ziya'ya, benim de belleğimde o günlerden anlattığına benzer bir şeyler kaldığını söyledim.
Rum radyo ve televizyonlarından halka, evlerinde maydanoz olsun yetiştirmeleri çağrısında bulunuyorlar ve "hükümetin" oluşturduğu ekiplerin gelip parasını ödeyerek bu ürünleri alacağını ve ihraç edeceğini bildiriyorlardı.
İnsanlar o günlerden beri üretiyorlar. Dört elle üretime sarılmışlar... İngiltere'ye sürekli sebze meyve ihraç ediyorlar. Yabancıların bilmediği, o güne kadar tatmadığı, Kıbrıs'a özgü ürünleri de tanıtmışlar, akla gelebilecek her bitkiyi satıyorlar.
Tamam, anlıyoruz; yıllarca dünyadan yardım aldılar, bizim gibi izolasyonlarla, ambargolarla uluslararası toplumdan tecrit edilmiş değiller ama, bize de Türkiye dünyanın parasını verdi, buraya tarım işgücü gönderdi, her alanda yardımda bulundu. Ne yazık ki, gerektiği gibi değerlendiremedik, üretime önem vermedik; hazır yiyiciler olarak hazır bulduklarımızı da yiyip tükettik. Ambargolar gün gele kaldırılacak olsa gafil avlanacağız; ihraç edecek bir şey bulamayacağız. Güzelim narenciye bahçelerini bir bir kuruttuk, ağaçları doğrayıp fırıncılar için odun yaptık. Yetmedi; inşaat, yol açma uğruna bu ülke tarihinde görülmemiş ağaç kıyımına giriştik.
Son olarak Karpaz'da, Elektrik Kurumu yüksek gerilim hattı geçirecek diye iki bin ağaca balta vurulmuş.
Narenciye ülkesinde dış ülkelerden limon ithal etmemiz, tarımdan, üretimden ne denli kopuk olduğumuzun en çarpıcı ve hazin örneği. Belki de Güney'e geçen insanlarımızın alışveriş listesinde limon da vardır.
|