|
Türkiye'de türban tartışması sertleşerek devam ediyor. Bu tartışmaların yarattığı kutuplaşma da devam ediyor. Tüm bu kavga gürültü içerisinde Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) kızların toplum içindeki konumu konusunda çarpıcı veriler açıkladı. Keşke Türkiye'deki tartışmalar bu veriler ve bunların nasıl değiştirileceği konusu üzerinde yoğunlaşsa.
TİSK araştırmasının sonuçları basında yer aldı. Bu araştırmaya göre Türkiye'de 25-29 yaşlarındaki genç kızların üçte ikisi "ev kızı". Bu konumda olan kızların sayısı 5.5 milyona yakın. İnsanın en verimli olabileceği dönemde, genç kızların üçte ikisi evde oturuyor. 15-29 yaş grubu kızların yüzde altmışı okumuyor. 25-29 yaş grubundaki kızların yüzde altmış altısı okumuyor. Kızlar, genç nüfusun yarısını oluşturur. 21. yüzyılda, yani bilim çağında, genç nüfusun önemli bir bölümü okula gitmiyor. Halbuki günümüzde meslek sahibi olmak, iş bulmak, kaliteli insan olmak eğitimle mümkün.
TİSK'in verilerine göre OECD'ye üye ve aday 30 ülke arasında öğrenim görmeyen, istihdam edilmeyen ve iş aramayan genç kızların çağ nufusuna oranı açık arayla en yüksek Türkiye'de. Genç kızlarda atalet oranı 15-19 yaş grubunda yüzde 47.5, 20-24 yaş grubunda yüzde 58.3, 25-29 yaş grubunda yüzde 65.8. Araştırmada bu oranların Batı Avrupa'nın beş katı olduğu ortaya konuyor. İşte kadının toplumsal yaşamdaki yerini sergileyen korkunç tablo. Tartışılması gereken esas konu bu. Nasıl olur da Cumhuriyet'in kurulmasından 84 yıl sonra, Türkiye'nin genç nüfusunun önemli bir bölümü eğitimsiz kalır, evlere hapsedilir? Ülkenin ve kadınlarının geleceği açısından bunun anlamı nedir? Eğitimsiz, hayatını evde geçirmiş kadınların çocukları nasıl olacak?
Genç kızların önemli bir bölümünün eğitim ve istihdam dışında olması, eve hapsedilmesi, çok boyutlu bir olgudur. Bunun sorumluluğu hem şimdiki, hem de geçmiş iktidarlardadır. Kızları eğitime ve iş yaşamına katma konusunda Türkiye sınıfta kalmıştır. Bunun faturasını önce eğitimsiz ve işsiz kalan kızlar, sonra tüm Türkiye ödüyor.
Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda Avrupa'da hazırlanan raporlarda hep Türkiye'nin en önemli avantajının genç nüfusu olduğu ortaya konur. Genelde Avrupa ülkelerinin nüfusları yaşlanıyor ve azalıyor. Ancak, Türkiye'nin avantajını kullanabilmesi için gençlerin eğitimli olması gerekir. Sadece nicelik yetmiyor. İşte bu noktada Türkiye avantajını kullanamıyor. Genç nüfusunun eğitim düzeyi yeterli değil. Atıl gençlerin oranı çok yüksek. 15-29 yaş grubunda erkekler ve kızların yüzde 35'i atıl. OECD genelinde bu rakam yüzde dokuz, AB genelinde yüzde yedi. Türkiye, en değerli sermayesini boşa harcıyor. Genç nüfusunu ve kızlarını eğitmeden, istihdam etmeden gelişmiş ülkeler düzeyine yükselmesi, potansiyelini tam olarak kullanması mümkün değil.
Şimdiki durumun oluşmasında erkek egemen anlayışın büyük payı var. Erkekler kendi aralarında farklı görüşlere sahip olabilirler ama kadının toplumdaki yerine gelince bu farklar ortadan kalkıyor olmalı ki, sağcı, solcu bunca hükümet gelip geçmiş olmasına rağmen kızların önemli bölümü hâlâ eğitim ve iş yaşamının dışında. Kızları okula göndermeyen, eve hapseden, bundan rahatsız olmayan erkekler, şimdi kadının saçlarını tartışıyorlar. Türkiye'nin esas sorunu türban değil, TİSK araştırmasının ortaya koyduğu tablodur. AKP hükümeti, son beş yıl içinde kızların okula ve iş hayatına daha fazla katılması için ne yaptı? Bundan sonra ne yapacak? CHP, diğer partiler bu konuda ne yapmayı planlıyor? Türbanlı ve türbansız diye ikiye bölünen kadınların birleşerek tüm siyasetçilere bu soruları sormaları gerekiyor.
Türban tartışmalarına gelince... "AKP'nin türban konusunu bayrak yapması, sadece üniversiteye girme konusunda mağdur olan kızlara duyduğu sempati ile sınırlı mı? Bunun arkasında başka düşünceler yok mu?" kaygıları tamamen haksız mı? Türkiye'de ve diğer ülkelerde din referanslı bu tür partiler kadın hakları konusunda neyi savunuyorlar? Kadının toplumdaki yeri konusunda ne düşünüyorlar? Bu konuda karnelerinin parlak olmadığı ortada. Kadını kıyafetiyle, her şeyiyle ayrı bir alana itme özlemi içinde olanlar, kadın hakları şampiyonluğu yapabilir mi?
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, CNN Türk'te Taha Akyol ile yaptığı söyleşide, "14 asırdır Müslümanlar kadının başını örtmesini dini bir gereklilik olarak görmüşlerdir ve genel çizgi, genel manzara budur. Müslümanların dini tecrübesinde kadının başörtüsü dini gereklilik olarak görüle gelmiştir." dedi. Sn. Bardakoğlu'nun sözünü ettiği 14 asırlık tecrübede kadınlarla ilgili ve onları erkeğin kölesi kılan çok başka "dini gereklilikler" de var. Bunların listesi uzun. Bu tecrübede, kadının erkekle eşit sayılmamasının yanısıra, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması da yoktur. Müslüman ülkelerin çoğunda hâlâ "dini gereklilik" nedeniyle kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip değil, laiklik yok. Yani "14 asırlık gelenek" argümanı tartışmalıdır. Ayrıca, Atatürk, 14 asırlık anlayışları reddederek çağdaş Türkiye'yi oluşturmaya başladı. Laiklik ve kadın erkek eşitliği, 14 asırlık anlayışların devamı değil, onlardan kopmadır.
|