Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
15 dakikada böyle oldu
İnşaatlar durdu müteahhitler çoğaldı
Asrın deneyi, dünyaya bakışı değiştirebilir
Erol'la gururlandık
Kendi içimizde hazır hale gelmeliyiz
Kalçada, Jennifer Lopez ve Beyonce'yi geride bıraktı
Bu sezon Kıbrıs TV fırtınası esecek
Gönyeli'nin lige mesajı:3-2
Zeytincilik semineri bugün
"Fanatizm-Ya bizdensin ya öteki"

YORUMLANANLAR
Avcı: Su sorunu, Anavatan Türkiye'nin desteğiyle çözümlenecek [2]
Güzelyurt kökenli Rumlar, sözde "işgale" karşı yürüyüş düzenledi [3]
Cumhuriyet Meclisi'nin izleyici konumuna sokulması kabul edilemez [1]
Konfederasyon ve iki ayrı bağımsız devlet istemiyoruz [1]
15 dakikada böyle oldu [1]
Devlet, yok oluşumuzu durdurmalı [1]
"Fanatizm-Ya bizdensin ya öteki" [1]
KTÖS: Bakanlıkla konuyu netleştirene dek yıllık planlar yapılmayacak [1]
Bu sezon Kıbrıs TV fırtınası esecek [1]
İktidara adayım [2]



Plebler iktidarda

Dr. İsmail KEMAL

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   28 Şubat 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Dimitris Hristofyas'ın seçimleri kazanması sonrasında tüm yorumlar, Kıbrıs sorunu ile ilgili olası gelişmeler üzerinde yoğunlaştı. Hristofyas'ın iktidara gelmesi, Kıbrıs sorununa çözüm bulma olanaklarını yaratacak mı? İki tarafta sol partilerin iktidarda olması, çözüm çabalarını olumlu etkileyecek mi? Bu tartışmalar elbette gerekli. Bu konulardaki görüşlerimi başka vesilelerle dile getirdim. Hristofyas ve AKEL'in iktidara gelmesini başka yönlerden de irdelemekte yarar var. Zaten bu seçimler sadece Kıbrıs sorunu ile ilgili değildi. İktidara gelmek her politikacının ve siyasi partinin amacı. İktidar olmak başlı başına bir olay. Kıbrıslı Rumların başkanlık seçimlerini bu yönden ve sosyolojik açıdan da incelemek gerek.

AKEL'in iktidara gelmesi, "pleblerin iktidara gelmesi" olarak nitelenebilir. Antik Roma'da pleb Roma'yı yöneten üst tabakanın (aristokrasinin) dışında kalanlara verilen isimdi. Günümüzde orta ve alt tabakalar anlamında kullanılır. AKEL, Kıbrıslı Rumların alt ve orta tabakalarını temsil eder. Komünist Parti olduğunu söyler. Alt ve orta kesimlerin partisi olmakla Marksizm uyum içindedir. Bu anlamda bir sorun yok. Ancak, AKEL'in klasik bir komünist parti olmadığı, nev-i şahsına münhasır bir parti olduğu tartışma götürmez. Karl Marx mezarından kalkıp seçimle iktidara gelmeyi başarmış bu taraftarlarını görse, acaba ne düşünürdü? Örneğin bunların büyük çoğunluğunun düzenli olarak kiliseye gittiğini görünce herhalde şaşar kalırdı. Marksizm konusunda bilgilerinin az olduğunu, entellektüel yanlarının zayıf olduğunu ama seçim kazanma gibi pratik politik işlerde çok başarılı olduklarını görmesi de onu şaşırırdı. Herhalde British Museum'daki masasına oturup bu konuyu inceler, bir kitap yazardı.

AKEL, Soğuk Savaş döneminde en Moskova yanlısı partilerden biriydi. Ancak, Sovyet Dışişleri Bakanı Andrei Gromiko, 1963 sonrasında Kıbrıs konusunda federal çözümden söz edince, Moskova'ya en ağır eleştirileri yöneltebilen bir partiydi. Soğuk Savaş döneminde Moskova'nın dogmatik çizgisi ile, iç politikada sosyal demokrat diye nitelenebilecek reformcu politikaları birleştirmeyi başaran bir partiydi. Sovyetler Birliği'nin çöküşü, AKEL türü partileri oldukça zor durumda bırakmıştı. Bu partilerin çoğu programlarında değişilikler yaparak reformcu sol bir çizgi benimsediler. Bir kısmı ise, eski görüşlerde ısrar etti.

Sovyetler Birliği'nin çöküşü AKEL'de de tartışmalara ve küçük bir bölünmeye yol açmıştı. AKEL'in entellektüel diye niteleyebileceğimiz kadroları partiden ayrıldı. Bu durum Hristofyas ve ekibine partiyi tamamen kontrol etme olanağı verdi. AKEL, söylemde eski görüşleri savunmaya devam ederken, yavaş yavaş kendini yeni koşullara adapte etti. Pragmatik bir davranış sergiledi. Marksist retorik sadece parti içi toplantılarda kullanılan bir şey oldu. Kıbrıs konusunda Rum tarafına getireceği yararlar nedeniyle Avrupa Birliği'ne karşı çıkıştan vazgeçildi. Ama, Avrupa Parlamentosu'nda AKEL milletvekilleri hala küçük Sol Grup içindedir. Bu Sol Grup genellikle AB'ye doğrudan karşı çıkanlarla şüpheci bir tavır içinde olanlardan ibarettir. AKEL arada bir komünist partilerden arda kalanları toplayarak onları koordine etmeye çalışır. Sovyetler Birliği yıkılmış olsa da Moskova'ya karşı sevgisi devam eder. Buna son zamanlarda sosyalist (aslında kapitalist) Çin'le geliştirilen ilişkiler ve Fidel Kastro'nun Küba'sına duyulan sevgiyi de ekleyebiliriz. Demek ki AKEL, eski görüşlerine bağlı kalmaya çalışmakla yeni koşullara uyum sağlama arasındaki gerilimi yaşayan bir parti.

İşte bu parti, AB üyesi, bayağı zengin, eğitim düzeyi çok yüksek, bireyci yönü güçlü bir toplumda iktidara gelmeyi başardı. Kıbrıs Rum toplumunun üst tabakaları genellikle Batı'nın en iyi üniversitelerinde eğitim görmüş, iş yaşamında, ticarette ve çeşitli meslek dallarında çok başarılı, Avrupa'da, ABD'de kendini evinde hisseden, sofistike insanlar. Nasıl oldu da bu kesim, plebler karşısında yenilgiye uğradı? Batı ile bütünleşen bir ülkede, Batılı eğitime, zevklere, yaşam düzeyine ve tarzına sahip bir elit, nasıl oldu da aklı hala Sovyetler Birliği'nde olan bir elit karşısında yenildi? Bunun sosyolojik, politik yönlerini incelemek ilginç olur. Bu olayı sadece Kıbrıs sorunu ve Hristofyas'ın bu konudaki vaadleriyle açıklamak yeterli olmaz.

"Pleblerin" iktidara gelmesi kötü mü? Kesinlikle hayır. Hep zenginler veya sağcılar iktidarda olacak değil ya. AKEL iktidarı, Rum toplumunda ciddi sosyo-ekonomik değişilikler yapacak mı? Hayır. AKEL, sosyalizm konusunu hep ertelemiştir. "Kıbrıs sorunu çözümleninceye dek sosyalizm gündeme gelemez" diyorlar. Gün gele Kıbrıs sorunu çözümlenirse, başka bir gerekçe bulunacak. Kıbrıslı Rum seçmenlerin karşısına sosyalizm kurma programı ile çıkarsa oy alamayacağını AKEL herkesten iyi bilir.

Soğuk Savaş'ın sona ermiş olması ile AKEL'in iktidara gelmesi arasındaki bağı da unutmamak gerek. Hala Sovyetler Birliği'nin çöküşünün yasını tutan AKEL, bu çöküşün yarattığı yeni koşullarda iktidara geldi. Soğuk Savaş döneminde seçimlerle işbaşına gelen Marksist Salvador Allende'yi deviren ABD, şimdi Hristofyas'ı kutluyor. Kıbrıs'ın "Akdeniz'in Kübası" olması endişeleri gerilerde kaldı. AB'nin de kaygısı yok. Durumların değiştiği ortada.

   1264 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
12 Ekim 2008, Pazar   Dünyayı sarsan yedi gün
09 Ekim 2008, Perşembe   Mali kriz ve AB
05 Ekim 2008, Pazar   ABD hegemonyası zayıflıyor
02 Ekim 2008, Perşembe   Global finans krizi ve gelecek
28 Eylül 2008, Pazar   Global finans krizi ve Marks
25 Eylül 2008, Perşembe   Nükleer enerji ve Türkiye
21 Eylül 2008, Pazar   AB'de hoşgörüsüzlük artıyor
18 Eylül 2008, Perşembe   Denizlerde rekabet
14 Eylül 2008, Pazar   Bekleme odasında 45 yıl
11 Eylül 2008, Perşembe   Pakistan'da Zerdari dönemi



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.4210 1.4310
1 STERLİN 2.4073 2.4252
1 EURO 1.9296 1.9432



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

HAZIRLANIYORUZ...

Ali Baturay

GÜNEYE KAYAN TÜKETİCİNİN DERDİ YALNIZCA Fİ...

Hasan Hastürer

Bu yazıyı aklınızla okuyun, kalbinizle de ...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Yağmur bereketiyle olumsuzluklar giderken....

Ahmet Tolgay

KADINSIZ SİYASET...(1)

Bilbay Eminoğlu

İnsanı ağlarken bile güldüren adam: Mağusa...

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Cevap hakkı...

Dilek ÇETEREİSİ

Kuliste içtiler salonda oy verdiler

Aysu Basri

8-5 İNSAN HAKKI DÜZENİ

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Dünyayı sarsan yedi gün

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Kâvânin (Yasama) Meclisi





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital