|
Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığı 1 Temmuz'da Fransa'ya geçti. Şimdi, AB'nin dümeninde Nicola Sarkozy var. Sarkozy, Fransa dönem başkanlığının önemli işlere imza atmasını planlıyordu. İrlanda halkının Lizbon Antlaşması'nı reddetmesi bu planları alt üst etti. Polonya Cumhurbaşkanı, Lizbon Antlaşması'nı imzalamayı reddediyor. Demek ki, Sarkozy'i zor bir dönem bekliyor.
Fransa dönem başkanlığının önündeki ilk önemli proje, Nicola Sarkozy'nin önerdiği "Akdeniz Birliği" projesi. 13 Temmuz'da bu konuda Paris'te üst düzey bir toplantı yapılacak. Bu yeni işbirliği çerçevesinin ismi "Barselona Süreci: Akdeniz İçin Birlik." Burada hemen göze çarpan, 1995 Barselona Deklarasyonu ile başlayıp 13 yıldan beri devam etmekte olan Barselona Süreci (Avrupa-Akdeniz İşbirliği) ile Sarkozy'nin ortaya attığı "Akdeniz Birliği" fikrinin birleştirilmiş olması. Sarkozy, Barselona Süreci'nden memnun olmadığı için "Akdeniz Birliği" fikrini ortaya atmıştı. Şimdi iki süreç birleştiriliyor. Yani, Sarkozy'nin fikri sulandırılıyor. Bu durum ne Sarkozy'i, ne de Barselona Süreci'ni sahiplenen İspanya'yı memnun ediyor.
13 Temmuz'da Paris'te yapılacak toplantının Sarkozy'nin orjinal "Akdeniz Birliği" önerisinden önemli bir farkı daha var. Sarkozy, Fransa'daki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ve hemen sonrasında, AB'nin Akdeniz'e kıyıdaş üyeleri ile geriye kalan Akdeniz ülkeleri arasında bir "birlik" önermişti. Bu öneriye göre projenin patronu Fransa olacak ama finansman AB'den gelecekti. Yani, AB paraları ile Fransa kendi bölgesel hegemonyasını kuracaktı. Nicola Sarkozy'nin "Akdeniz Birliği" projesinin esas amacının Türkiye'yi AB dışında bırakarak bu "birliğe" havale etmek olduğu malum. Ancak, Fransa'nın amaçları bununla sınırlı değil. Akdeniz havzasında lider rolü oynamak istiyor. Tabii, Almanya ve İngiltere'nin böyle bir şeyi kabul etmeleri mümkün değildi. Almanya Başbakanı Angela Merkel, "paralar AB'den gelecekse, tüm AB üyeleri projeye üye olmalı" diye bastırdı. İngiltere buna destek verdi. Sonuçta, AB üyesi tüm devletlerin projeye katılımı ve Barselona süreci ile birleştirilmesi kararlaştırıldı. Böylece, Sarkozy'nin önerisi kuşa çevrildi. 13 Temmuz'da Paris'te temelleri atılacak "Barselona Süreci artı" diye niteleyebileceğimiz sürece, AB üyelerinin yanısıra, AB üyesi olmayan Barselona Süreci üyeleri ve bunlara ek olarak Hırvatistan, Bosna-Hersek, Karadağ ve Monako'nun katılımı öngörülüyor. 43 civarında ülkenin katılacağı bu proje, Sarkozy'nin projesinden oldukça uzak.
AB, hiç bir zaman üye yapmayacağı komşularını, bir şekilde kendine bağımlı kılma, oralarda istikrar sağlayarak, olası istikrarsızlıkların kendine sıçramasını engelleme politikası izliyor. Ana halka AB etrafında, üyelik hakları olmayan, ekonomik ve siyasi açıdan AB yörüngesinde olan ikinci bir halka oluşturulmak isteniyor. Yani, AB'nin arka bahçesi. Barselona Süreci, bu politikanın Akdeniz boyutu. Türkiye'ye önerilen "imtiyazlı ortaklık" buradan kaynaklanıyor. Polonya ve İsveç, Ukrayna gibi ülkeleri kapsayacak bir Doğu boyutu öneriyorlar. Barselona Süreci'nin amacı bölgesel entegrasyonu ilerletmekti. 2012 yılına kadar Akdeniz serbest ticaret bölgesi oluşturulması amaçlanıyordu. AB'ye en çok göçmen Kuzey Afrika ve Ortadoğu'dan geliyor. Bu yörede sağlanacak görece ekonomik istikrarın göçmen baskısını azaltacağı düşünülüyor. Bu süreç, bazı konularda başarılı olsa da genelde istenen sonuçları vermedi. AB parası ile, AB'nin çıkarları ve hedefleri esas alındığı için, AB üyesi olmayan ülkelerin çıkarları ikinci planda kalıyor. Eşitliğe dayalı bir işbirliği sözkonusu değil.
Barselona Süreci'nden memnun olmayan Sarkozy, AB'nin tümünün değil, sadece Akdeniz'e kıyısı olan üyelerinin katılacağı bir birliğin daha az bürokratik ve daha sonuç alıcı olacağını savundu. Bu çerçevede bir "Akdeniz Kalkınma Bankası" kurulmasını önerdi. Peki, yukarıda sözü edilen sulandırmadan sonra, projenin Fransa'nın ulusal çıkarlarına hizmet edeceği kaygıları tamamen ortadan kalktı mı? Bu kaygıların tamamen ortadan kalktığını söylemek zor. Fransa dönem başkanlığında başlatılacak bir projeye Fransa'nın damgasını vurmaya çalışacağı ortada.
Türkiye'nin bu proje ile ilgili kaygıları ve kuşkuları iyi biliniyor. 13 Temmuz'da Paris'te yapılacak toplantıya Türkiye'nin katılıp katılmayacağı, katılacaksa hangi düzeyde katılacağı henüz belli olmadı. Cezayir de Fransa'nın girişimlerine kuşku ile bakıyor. Sarkozy'nin girişimine eski sömürgecinin bölgede etkisini artırma çabası olarak yaklaşıyor. Arap-İsrail anlaşmazlığından kaynaklanan sorunları da eklediğimizde Sarkozy'nin işinin kolay olmayacağını anlarız.
Akdeniz bölgesinin birçok sorunu var. Bunların bölgesel işbirliği ile çözümlenmesi gerekiyor. Ancak bu çabalar karşılıklı çıkarlar ve eşitlik temeline değil, emperyal rüyalara dayanırsa sonuç alıcı olmaz.
|