|
Anayasa Mahkemesi, Adalet ve Kalkınma Partisi'ne kırmızı kart göstermedi, sarı kart gösterdi. Sanırım bu karar Türkiye için en iyi karar. İktidar partisi yasaklanmıyor. Siyasi partilerin kapatılması, en son başvurulacak çare olmalıdır. Parti kapatma arzulanan bir durum değil. Ancak, Anayasa Mehkemesi hazine yardımının yarısını kesme kararı ile AKP'ye ciddi bir ihtarda bulundu. Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç, iktidar partisine ciddi bir ihtarda bulunduklarını açık bir şekilde ifade etti. Umarız AKP ve özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu mesajı alır. Bundan sonra laiklik konusunda daha hassas olur.
AKP ile ilgili kapatma davası nedeniyle Türkiye çok sıkıntılı bir dönem yaşadı. Ülkenin iç ve dış sorunları ile ilgili esas gündem arka plana itildi. Kutuplaşma meydana geldi. Bu durumun ülkenin yararına olmadığı ortada. Şimdi, tüm bu olumsuzlukları geride bırakarak yeni bir döneme başlama olanağı var. Anayasa Mahkemesi'nin kararı, siyasi ve toplumsal kutuplaşmanın aşılması, yeni bir konsensüs oluşması için zemin yaratıyor. Bu konuda, hem iktidara, hem de muhalefete önemli görevler düşüyor. Tabii ki, kutuplaşmanın yerini toplumsal uzlaşmanın alması konusunda en büyük sorumluluk AKP'ye ve Başbakan Erdoğan'a aittir. Başbakanın bundan sonra izleyeceği politika, takınacağı tavır, kullanacağı üslup son derece önemli. Seçimleri kazandığı 22 Temmuz gecesi yaptığı konuşmada ifade ettiği birleştirici görüşler çok önemliydi. Ne yazık ki, bu görüşler sadece lafta kalmıştı. Şimdi bunların hayata geçirilmesi gerekiyor. Başbakan Erdoğan, sadece kendine oy verenlerin Başbakanı olmadığını, tüm Türkiye'nin Başbakanı olduğunu pratikte ortaya koymalıdır.
AKP, 22 Temmuz seçimlerinde büyük başarı elde etmişti. Ancak aradan geçen bir yıl kaybedilmiş bir yıl oldu. Yüzde 47 oyla iktidara gelen bir hükümetin önceliği ülkenin acil sorunları olmalıydı. "Velev ki siyasal simge olsun" türü açıklamalarla başlayan süreç, Türkiye'ye çok değerli zaman kaybettirdi. Pahalıya mal oldu. Esas gündemi unutturdu. Siyasal krize neden oldu. Son bir yıl içinde yaşananlar herkes için derslerle doludur. Türkiye, bölgesinde ve dünyada önemli bir aktör olacaksa, bu tür krizlerle zaman kaybetmek yerine iş yapmalıdır.
Anayasa Mahkemesi'nin kararı ile sanırım tüm Türkiye rahat bir nefes aldı. AKP'nin kapatılmasının hem içte, hem de dışta yaratacağı olumsuz gelişmelerden kaçınılmış oldu. Ülke önemli bir sınavı geride bıraktı. Şimdi herkesin başını ellerinin arasına alarak düşünmesi gerek. Ülke niçin bu noktaya geldi? Nerelerde hata yapıldı? Böylesi gelişmelerden kaçınmak, ülkenin toplumsal bütünlüğünü tehlikeye sokmamak için neler yapılmalı? Yeni bir toplumsal mutabakat nasıl oluşturulabilir? Kurumlar arası çekişme yerine kurumlar arası uyum ve işbirliği nasıl sağlanabilir?
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini oluşturan bazı ilkeler vardır. Bu ilkeler Anayasa'da belirtiliyor. Laiklik bu ilkelerden biridir. Hiç kimsenin (iktidar olsa da) bu ilkeleri zedeleme, zayıflatma hakkı yoktur. Temel çökerse, bina da çöker. Türkiye, demokrasi ve insan hakları konusunda Avrupa standartlarını yakalayarak sorunlarını çözümleyebilir. Muasır medeniyetler seviyesine yükselebilir. İktidarların görevi, bu stratejik hedef doğrultusunda çalışma yapmaktır. Anayasa Mehkemesi, AKP'ye yaptığı ciddi ihtarla bu noktaya dikkat çekmiştir.
Anayasa Mehkemesi kararı ile ilgili tartışmalar elbette devam edecek. Farklı görüşler ortaya konacak. Bu doğal. Ancak, esas görev yeni bir dönemin başlangıcını yapmak, yeni bir sayfa açmaktır. İktidar ve muhalefet partileri arasında diyalog başlamalıdır. Kutuplaşmanın aşılması ve ülkenin önemli meseleleri konusunda yeni bir mutabakat oluşturmada liderlere büyük görevler düşüyor. Onlar halka örnek, öncü olmalıdır. Kavga dönemi geride kalmalı, işbirliği ve uzlaşma ön plana çıkmalıdır.
Türkiye artık siyasi partilerin sık sık, kolaylıkla kapatıldığı bir ülke olmamalı, iktidar değişikliği seçim sandığında sağlanmalıdır.
|