|
ABD'de patlak veren mali kriz Avrupa Birliği (AB) mali piyasalarını şiddetli bir şekilde sarsıyor. AB'deki durum, ABD'deki kadar kötü. Alınan tüm önlemlere rağmen mali deprem devam ediyor. AB büyük bir sınavla karşı karşıya. Bu sınavda elde edilecek başarı veya başarısızlığın uzun vadeli sonuçları olacak. Şu ana kadar ortada fazla başarı yok. Sağlam olmayan finans kurumları çöküyor. Borsalar dalgalanıyor. Kriz bununla sınırlı kalmıyor. AB üyesi olmasa da Avrupa ülkesi olan İzlanda iflas tehlikesi ile karşı karşıya. İlk kez bir ülke ekonomisinin bütünü tehlikede.
AB içinde, finans sistemine duyulan güven çok zayıfladı. Bankalar bir birine kredi vermiyor ve güvenmiyor. 15 ülkenin dahil olduğu Euro bölgesinde, piyasaya para sağlama görevini Avrupa Merkez Bankası (AMB) üstlendi. AMB, piyasaya milyarlarca Euro sürüyor. Avrupa Merkez Bankası, ayrıca ABD Merkez Bankası (Federal Reserve) ile birlikte faiz indirimi kararı aldı. Euro bölgesinde olmayan İngiltere'de de, İngiltere Merkez Bankası benzeri bir karar aldı. Amaç, finans piyasalarında istikrar sağlamak. Ancak, AB üyesi ülkelerin ortak bir politika belirleyememesi, bu çalışmaların başarı şansını azaltıyor.
AB üyesi ülkeler kriz karşısında ortak bir tavır belirleyemedi. Bunun bir nedeni, farklı ülkelerde karşılaşılan sorunların farklı olması. Dolayısıyla, ihtiyaçlar farklı. İspanya'nın, İtalya'nın sorunları ve ihtiyaçları ile Almanya'nın sorunları ve ihtiyaçları farklı. Ayrıca, kriz durumlarında hükümetlerin önceliği kendi ulusal ekonomilerini kurtarmak olur. Dayanışma zayıflar. Şu anda, İngiltere hükümeti, kendi ciddi sorunlarını çözme peşinde. Bu konuda önlemler alıyor. Aynı şey, Almanya için de geçerli. AB içinde var olan güçlü ekonomik entegrasyona rağmen ulusal öncelikler önemini koruyor. AB hâlâ egemen devletlerden oluşan bir yapı. Bazen unutulan bu gerçek şimdi kriz döneminde kendini hatırlatıyor.
Piyasalarda oluşan güvensizlik, banka hisse senetlerinin değer kaybetmesine yol açıyor. Yüzde elli oranında değer kaybeden banka hisse senetleri var. Bu durumda zora giren bankaları hükümetlerin kurtarması ihtiyacı ortaya çıkıyor. Bu iş, kamu parası ile, yani vergi mükelleflerinin parası ile yapılabilir. AB içinde kamu paraları ulusal devletlerin denetimindedir. Avrupa Merkez Bankası bu paralar üzerinde yetkili değil. AMB'nın ABD Merkez Bankası'ndan farkı bu. ABD Merkez Bankası, kamu parasını bankaların kurtarılmasında kullanabilir. Nitekim, bu amaçla 700 milyar dolarlık bir paket oluşturuldu. AB içinde bunu ulusal hükümetler yapabilir. Nitekim İngiltere bunu yapıyor. Demek ki, krizin çözümünde top ulusal hükümetlerde. Bu yapısal zayıflık, ortak politika oluşturulmasını zorlaştırıyor. Son günlerde bunu somut olarak gördük. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi bir şey söylerken, Almanya Başbakanı Angela Merkel başka bir şey söylüyordu. Paris'te, Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere liderleri arasında yapılan zirvede ortak bir eylem planı oluşturulamamıştı. Salı günü toplanan AB Maliye Bakanları Konseyi EKOFIN'den güçlü ve somut bir mesaj çıkmadı.
Devam etmekte olan kriz, AB entegrasyonundaki zayıflıkları sergiliyor. Tıpkı 1929 büyük ekonomik krizi döneminde olduğu gibi, herkes kendi başının çaresine bakmakla meşgul. İngiltere, 500 milyar Sterlinlik bankaları kurtarma paketi hazırladı. Almanya Başbakanı Angela Merkel, tüm özel mevduatlara devlet garantisi verdi. Her ülke kendi durumuna göre çare üretiyor. Ortak bir politika, ortak çare yok.
Yine de kötümser olmamak gerek. Hükümetler, geçmişten aldıkları dersler ışığında, krizi aşmak için yoğun çaba harcıyor. Zararı sınırlayıp krizi aşmayı amaçlayan bu çalışmalar yavaş da olsa sonuç getirecek. Krizin neden olduğu zararın boyutu, krizin aşılmasından sonra belli olacak. Temennimiz krizin en kısa zamanda ve mümkün olan en az zararla atlatılması.
|