|
Futbol sektörü içinde en doğru işi yapanların başında MHK gelmektedir. Sezon öncesi, sezon içi ve sezon arası yapılan testler, verilen seminerler, eğitim açısından gerçekten çok olumlu. Bizim gibi kapalı toplumların, farklı ülkelerden kronlanmış spor haberciliği ile yaptığı programlar ve yazılan yorumları düşündüğümüzde, hakem camiasının bu olumsuz eleştiriler karşısında neden dönem dönem zihinde maç yönetemediklerini anlayabilirim.
Doğrusu ve yanlışı ile Nazım Burgul'un MHK başına gelmesi, hakemlerin eğitimine bir hız ve ivme kazandırmıştır. Eğitmen bir kişiden de zaten bu beklenirdi. Sezon içinde en çok eleştiriyi alan kesim olmalarına rağmen, koymuş oldukları hedefe ulaşma adına, yapılan eleştirileri olgunlukla karşılayarak, mücadele azminden vazgeçmeyip her zaman daha iyisini nasıl yapabilirim mantığı ile hareket etmeleri, bu camianın geleceği adına çok önemli bir olgudur.
Yöneticilerin, antrenörlerin ve futbolcuların farklı farklı yönlerden estirdikleri rüzgarlar içinde erezyona uğramadan verdikleri mücadele, bence futbolumuz adına olumlu bir sinyaldir. Bu kurumun başındaki kişi, yarı sezonu değerlendirirken biz bu noktalarda hata yaptık diyebilecek kadar onurlu, olgun ve kendinden emin özeleştiri yapabiliyorsa, verilen mesajın herkes tarafından iyice algılanması gerekmektedir.
Hiç bir yöneticinin ve antrenörün ben burda yanlış yaptım dediğini duyar mısınız? Genelde HAYIR. Çünkü gelecekteki hedefleri yalnızca maddi veya ranta yönelik olduğundan, kendi yaptıkları hiç bir işi özeleştirmek istemezler.
Ama hakemlik camiasında bu genelde böyle olmaz. Çünkü, onların hedefi toplumu memnun etme üzerine kurulmuştur.
Bir kere şunu herkesin çok iyi bilmesi gerekmektedir.
Psikolojik olarak pamuk ipliği üzerinde yaşayıp pozitif düşünceden uzak kalmış bir toplum yapısı içinde, verilecek mesajların çok büyük önemi ve anlamı vardır. Tabi, mesajları nasıl aldığınıza bağlı.
Sabah kalkıp işe gitmeden önce gazete başlıklarına bakıyorsunuz. YİNE KAZA. İşe varıyorsunuz. Sekreteriniz size geri dönen çeklerden bahsediyor. Öğleyin bir saatlık yemek arasını değerlendirmek istiyorsunuz. Trafiğe sıkışıp kalıyorsunuz. Bir diğer gün çocuğu okula götürmek istiyorsunuz. Meğer okulda grev varmış. Çocuğun sınav zamanı gelmiş. Bir akşam oturup çalıştırmak istiyorsunuz. Pat.... elektrikler gitmiş. Aybaşı maaşı alıyorsunuz. Görebilene aşkolsun. Yaz ayında tatile gidip bir yıllık stresi atmak istiyorsunuz. Telefon çalıyor. Yan komşunuz rahmetli olmuş. İşleri yoluna koydum derken, bir de bakmışsınız ya KANSER ya da KALP'den gitmişsiniz.
Sporun günlük hali de sosyal yaşantımızdan farklı değil. Kulüplerde para yoktur deniyor. Bir de bakmışsınız hayal edilemeyecek paralar harcanıyor. Spor politikası üretin diyoruz. Bir de bakmışsınız rant politikası dünya rekoru kırmış. Politikaya girmek istiyorsanız, bir kulüp yöneticisi olup tonlarca para harcamak yeterli. Kişi, kurum, kuruluşları mı eleştirmek istiyorsunuz? Çıkınız canlı yayına konuşabileceğiniz en yüksek tonda sesinizi duyurunuz. Kendi özel işinizi futbol için kullanmak mı istiyorsunuz? Doğru adres FUTBOL.
Menfaat beklentiniz mi var? Sporun içerisinde olmanız yeterli.
İşte, böylesi psikolojisi, stresi, siniri ve asapları bozuk, çıkarların ön planda olduğu bir toplum yapısında futbol hakemliği yapıp başarılı olmak mucizelere kalmış. Saniyenin binde biri kadar az bir zamanda doğru veya yanlış karar üretip insanları memnun etmek, daha sonra cüzi bir maaş alıp bütün ülke insanı ile akraba olmak gerçekten her babayiğidin hakkı değildir. Hele hele memnunluk getirmek. Hiç mümkün değil.
Bu olumsuzluklar içinde hakemlik müessesinin dimdik ayakta durduğu, tüm eleştirilere rağmen eğitimden taviz vermeden on sekiz trilyonluk bir futbol piyasasında "ben işimi cüzi miktarlara yapmaya çalışıyorum" mesajını vermesi bence takdir edilecek bir durum. Bunun adına siz ne derseniz deyin ama ben DOĞRU İŞTİR derim...
|