|
“Benim annem kadın annem bu nasıl iş bana deyver”
(Ataol Behramoğlu)
Yeni yıl, sevgililer günü, kadınlar günü derken bir anneler günü daha geçip-gitti yaşamlarımızdan. Bu yıl yine, anneler gününden birkaç hafta önce reklamcılar gündemlerimize anneler ve çocuklarla dolu reklamlarını sunmak için kollarını sıvadılar. Annelerin hayatımızdaki yeri, duruşu, acısı, emeği dünyamızı sarıp sarmalayan etkisi sarsılmaz kale elbette. Fakat amaç, anneleri sembolik olarak kutlamak değildi. Bu gün, sevgiyi ölçme, biçme yarışına dönüştürüldü. ‘Şu kadarcık’ hediyelerle, ‘kaç karatlık’ sevgimiz olduğu sınandı. Bu gün için buketlenmiş çiçekler, hazır mesajlar, poşetler, hediyeler üretildi… Hepsi elbette ki anneler için hazırlanmıştı! Fazla yaratıcılık kullanmaya, düşünmeye, aramaya gerek yoktu. Her şey bir ‘tık’ kadar uzakta, bir kredi kartı kadar yakındaydı. Ne de olsa çocuklar artık “şu kadarcık birşey al baba, borcum olsun” diyerek işaret ediyorlardı annelerin nasıl hatırlanacağını…
Bu hazırlanmış, paketlenmiş sıfırı çok, duygusu az oyunlardan en çok annelerin yara alacağı düşünülüyor mu? Peki reklamlarda, posterlerde kullanılan mesajların sahteliğinden, hayalini kurdukları bir düşten, bir gelecekten ne kadar uzakta olduğunun durmadan yüzlerine vurulmasından nasıl darbe aldıkları? Bu hediye furyalı dünyalara alet ettiğimiz sevgililerimizi, kadınlarımızı, annelerimizi parlak kaplı boşluklarla nasıl incittiğimizi aklımıza getirir miyiz? Su katılmamış bir çocuğun öz suyunda yıkanmak isteyen anne, fiyatı fahiş gündemlerle “gün”lere alet edilirken, hatırlanmaktan öte, aslında unutulmaktadır...
Virgüllü, noktalı, parantezli yaşamların kucağında, şov dünyasının hormonlarıyla kutlanıyor anneler günü. Şiire, resime, tiyatroya yani sanata ve hayata uzaktan bakanların “yaşam ucuzlamasına” kattıkları reklam panolarının önünde kutlanıyor Ve inadına, ‘karatla’ değil ‘hayatla’ ölçülen dilekler tutuluyor “seninle sevmeyi öğreniyorum anne” denilebilecek günlere...
*********
Anne, hayatın sonsuzluğudur…
Emile Zola
*********
Sevmeyi Öğreniyorum Anne
*** Bağışla beni anne.
Sevmeyi sen öğrettin
Bir bir yapıyorum dediklerini,
Sevmeyi daha çok seviyorum anne.
İhanetler olmasa, dostluklar bozulmasa,
Ne çok seveceğim daha anne.
Sevmeyi daha da çok sevdim anne.
Sen ne dedinse yaptım.
Bir tek kalleşliği,
Hainleri,
Arkadan bıçaklamaları sevmedim.
Bağışla beni anne.
Seninle sevmeyi özledim.
Aziz Nesin
********
Ne zaman güneş doğsa
İçime kar yağar
Ne zaman içime kar yağsa
Yüreğim kil gibi erir
Bir rüzgar alır
Sürükler sonsuzluğa
Ne zaman güneş batsa
İçime sen yağar
Ne zaman içime sen yağsa
Yüreğim üşür
ve ne zaman yüreğim üşüse
Ben yağmak isterim yüreğine
Fatoş Öztüren
2007
Annem İçin Bir Şarkı Daha
İçimdeki Silah Sesidir şiir
içinde doğup batan zamanın
açan bahar dalının, atan şafağın
yastığıma sinen sevgi kokunun
anne çocuk eş kokusunun
acıların tacı, süsüdür şiir
bir babanın mezarı başındaki ince uzun Akdeniz Selvisidir
Sesini sevgiyle geliştiren anne
(ki gözlerin bir tragedyadır,
bu dünyada kocaman bir tragedya)
en sevinçli sesinden bile
külleri dökülür kırgınlığın, acının,
en sevinçli gününden bile
küller kalır geriye, acı ve küller,
en acılı şiiirimsin sen benim
***
Fikret Demirağ
RÜZGARDA OZAN TÜRKÜLERİ ya da Şiirin Uzun Yürüyüşü
(KKTC Turizm ve Kültür Bakanlığı Yayınları)
Yüzündedir
(Yüzünüz) yok…nasıl yüzünüz anlatamam
her gece
kapısı kırılır uykularımın
ateşten kuşlar düşer gözlerime
sığınacak sözüm (yok) uyanamam
Feriha Altıok
ADI AŞKA ÇAĞRILI
Başucu Kitaplarından
Ana’nın yanına yaklaştı. “Bu bir cinayet, Ana! Milyonlarca insanın öldürülmesi, ruhların katli… Anlıyor musun?.. Ruhu öldürüyorlar (…) Kendilerini insanlara egemen kılma olanağını sağlayan parayı, altını, önemsiz kağıt parçalarını, bir sürü ıvırzıvırı korumak için boğuyorlar. Düşün bir kez: Kendilerini savunmak, korumak için değil, varlık aşkına yapıyorlar. İçerden değil, dışardan sakınıyorlar.” Anasının ellerini kendi elleri arasına aldı, sıktı eğilerek: “Bütün bu iğrençliği, bu utanç verici çürümüşlüğü duyabilseydin,” dedi, “bizim hakikatimizi anlar, davamızın ne denli ulu ve güzel olduğunu görürdün”Ana ayağa kalktı. Pek duygulanmıştı. Yüreğini oğlunun yüreği içinde tek bir alev halinde eritmek tutkusuyla yanıp tutuşuyordu. Soluyarak: “Dur” diye fısıldadı. “Anlıyorum dediğini…Bekle!”
ANA (Maksim Gorki)
Türkçesi: Zaven Biberyan (ODA Yayınları)
*********
Zamana Asılı Mektuplar
“O Pazar” zambak kokulu bir çocuğun varlığını hissetmek adına uyandım güne. Kirlenmeyen bir dünyanın koynunda açmak istedim gözlerimi kendime.. İki can, iki kırmızı sevda, toprağımızda, alın terimiz, emeğimiz, sevdamız ve acılarımızla büyüttüğümüz kan kırmızı gülleri döktüler ellerime. Kendi sabahımda sıcaklıklarına sarıldım. İki canın yaşamıma aşkla dokunduğu bir sabahta zambağın beyazını, gülün aşkını ve acısını kucakladım…Tüm tv, radyo kanallarını susturarak, iki canın yazdıklarıyla soluklandım: “annem yıldız kayıyor içinden dilek tut/koşuyor sana kısa pantalonlu çocuk/gözünde gözümde gözlerinde bin umut -Nevzat Çelik”…
Bedia Balses
|