|
Geldim işte ben de herkes gibi yolun sonuna, ah haylaz gençlik harcadın beni boyuna. Şimdi kime sitem edeyim ey ayna, senden başka kalmadı ki etrafta tanıdık sima. Bir uyandım gençlikten, yüzümde her şekilden çizgiler, sanki birileri gelip o pürüzsüz çehreyi alıp gittiler. Dermandan, heyecandan, halden eksiltirken, ömürden de çalıp çırpıp göçtüler.

Nerde eski gücüm şimdi? Titremeyen ellerim,su geçirmez gözlerim nerde? Arayanım, soranım, eski ahbaplarım nerde? Birlikte ıslattığımız dostlarım hangi uzak memleketlerde? Daha dün gördüğüm düş şimdi kimin düşünde? Rahminden sızlatarak düştüğüm annem hangi yıldızın ensesinde?
Bir hüzünlü şarkıdır ömür şimdi, yaz bitince herkesin evine dağıldığı bir eylül akşamüstü, uzun süredir yağmurlanmamış toprak nefesi, gözüne rüzgar kaçan bir şiir dizesi. Bir doğurgan yalnızlıktır yaşamak şimdi. Saat sürekli sessizliğin ertesidir ve sonbahar fuzuli bir gülüşle sahnededir. Bir merhaba bir sabahla eşdeğerdir. Bir elveda bin ayrılığa değerdir. Akşam; teklifli bir aşk tadındadır, bütün sohbetlere fazlasıyla tenhadadır.
En çok duvarlarla konuştum bu ara, en çok babamı gördüm rüyamda, bir helva kokusu getirdi rüzgar, biraz şeker biraz şeher kokusu. Bir sıcak yuva tütecek oldu içimde, yandım duman duman sigaramı her çekişte.
Asma ağacı gibi sarıldı gövdeme anılar, sandım bu ayaklar, eller, kollar hiç yaşlanmadılar, gözler torbalanmadı, saçlar aklanmadılar. Sandım bunca yıl gönlüme hiç çelme takmadılar. Söyledim çocuklara, kapıları aşka açık bıraktılar. Baktım cereyanda kaldı gönülle akıl, kapattım, bu haylaz ihtiyarı yine eskilerle avuttular.
Arızalı bir türkü havasıdır artık ömür, düşünceli bir sitem fırtınasıdır. Fazla geç artık avludaki andız ağacını büyürken seyretmek için, tanımadığım bir yağmura umarsızca çıplanmak, ya da ne bileyim bayramlık entariler giyinmek için geç.Vakit yok kendime saklamak için konuşacaklarımı, kapılarımı kapatıyorum bir bakıyorum bir kent küsüyor bana. Küsüyor üzerinde sevişme eskittiğim kaldırımlar, bir bir göçüyor kırlangıç gibi anlar, azalıyor göz göre göre yaşamak ve çoğalıyor ölmek dedikleri kabahat. Bile bile gidiyorum ben de, son vakte son bir hata sıkıştırarak, ölümle zoraki uydurarak.
BAHAR

Gönlümün de mevsimi olsaydı ya
Her sene aynı zaman bahar gelip kalsaydı ya
Kopan tüm yapraklarım yeniden açsaydı da
Yine giderdi vakti gelince dur diyen yok ya
Bazen erimiyor işte karlar
Üzerime yağıyor sanki hüzün hüzün anılar
Çok değil istediğim senede yalnız üç ay
Yine giderdi vakti gelince dur diyen yok ya
Açardım çiçek çiçek
Gören sanırdı beste gelin gidecek
Ben çağırdım gelmedi varsa sizden görecek
Gönderin gelsin işi var bahçemde görecek
Yine gider vakti gelince dur diyen yok ya
Beste SAKALLI
-----------------------
Albüm Yaprağı
BİR ZAMANLAR...

Küçüktüm ve bizim evde en çok elektrikler kesildiğinde açılırdı eski albümlerin yaprakları. Mum ışığında bir mumun ömrü kadar hayat bulurdu tozlanmış eski Kıbrıs zamanları.Herkes bir müddet giderdi evden, babam köyüne giderdi, dedem kerpiçten evine dönerdi, nenem bağından üzüm keserdi, sonra elektrikle ve yüzünde samimi bir tebessümle yeniden dönerlerdi.Tıpkı fotoğraftakiler gibi mutlu dönerlerdi.
Bu fotoğraf da Altay Sayıl'ın arşivinden.1956 tarihli fotoğraf 50 yıl önceki tipik köy yaşamını yansıtmakta. Fotoğrafta, bir akşam üzeri, koyun ve keçilerini otlattığı meradan köylerine dönen köylüler görülmektedir. Fotoğraf dikkatli incelendiğinde, solda köyün bir kısım evleri, eşek üzerinde üzüm ve zeytin taşımada kullanılan küfeler göze çarpmaktadır. Bu küfeler kamıştan değil, şinya veya çalı tipli hayıt ağacının uzun çirpilerinden örülmüş olduklarından, koyu renktedir. Ortada beyaz yemenili kadın ile eşek arasında Kıbrıs'ın ünlü sarı öküzlerinden biri görülmektedir. Kuzey Kıbrıs'ta sarı öküzlerden hiç kalmamıştır. Sağda beyaz gömlekli kişinin arkasında ise zeytin ve çitlembik (Kıbrıs'ta halk dilinde çitlemit) yağının çıkarıldığı pres görülmektedir. Fotoğrafın çekildiği dönemde Kıbrıs'ta zeytin ile çitlembik (Baf Bölgesi'nde) aynı değirmenlerde ezildikten sonra fotoğraftaki preste yağ çıkarılmaktaydı.(Bilgiler ve fotoğraf için Altay Sayıl'a bir kez daha teşekkürler...)
----------------------
DÜNYA EDEBİYATINDAN
Bir Sevgi İşçisidir Yüreğim
Her şeyi çocuk gibi seviyor yüreğim
Bir kuşun gökyüzünü kaçırması gibi
Bir sevgi işçisidir uslanmaz yüreğim
Dağların sorumsuz kahramanlığını
Ağacın yapraklı yalnızlığını seviyor
Uslanmaz yüreğimle konuşuyorum
Gözlerim sevmekten dikenli ve mosmor
Gözlerim kesiyor mor yalnızlıkları
Bütün içlenmeleri sonbahara bırakarak
Yüreğim akşamın büyülü kavalını üflüyor
Bu ağıtı uslanmaz yüreğimle söylüyorum
Severken, beni dinlemiyor çocuk yüreğim
Ayhan CAN/Almanya
-----------------------------
Posta Kutusu
Hayat Yaşamaya Değer
Hayat, güzelliklerle dolu dünya
Günlerimizle kısıtlanmış rüya
Bitip tükenmeyense birtek sevda
Seni taşıyacağım ömrümün sonuna
Aşkımız kalacak akıllarda
Yalnız sevgili sensin bu dünyada
Yaşanası yap bu hayatı sonsuza
Bir tek benimle ol bu hayatta
Serap KARADAĞ
|