|
Beste SAKALLI

Gökten üç elma düşmeycekse bu masalın sonunda,bir varmış sırasını bir yokmuşa devredecekse her halukarda,onlar ermeyecekse muradına, dinlemeyecekse şairi şiir çocukları, bir nüshası bizde kalmayacaksa ergenlikteki heyecanların ,oybirliğiyle geçecekse zaman meclisinden aşka bulaşma yasa tasarısı ve geçecekse aşk bizden bu kadar erken, istemem, yayımlamayın yazdıklarımı.
Ekecekse fidan boylu bir kalem beni şiir içmeye giderken, iştahımı kaçıracaksa zabıtaları kafiyeli dizelerin ve park edemeyeceksem göbeğine duygularımın serbesteçe, tehdit edecekse mantığım gönlümü mütemadiyen, ve gönlüm suçu şairliğime yükleyecekse cahilce, istemem,yayımlamayın yazdıklarımı.
Dolduruşa getirmeyecekse yazılarım ağlamayı, nüksettirmeyecekse tedavi ettiğini sandığın sızılı bir hatırayı, bilançosu ağır bir yürek yangınını, sarsmayacaksa öğelerini öznesi sen olan cümlelerinin, tamamlayıp tamamlamamak arasında bocalamayacaksan okumayı ve sonunda seçmeyeceksen kendinle karşılaşmayı, istemem, yayımlamayın yazdıklarımı.
İhanet meraklılarını ayartacaksa geniş kalçalı savaşlar, ve bombalar yağacaksa şehirlerin üstüne, efkara gelecekse mermiler güller yerine, kalpte kan rengi açılacaksa yaralar, kurşunlarla uyuyacaklarsa bebekler, boş kovanlarla oyunlar oynayacaksa gençler, tankların gıcırtısında sevişecekse sevgililer istemem, yayımlamayın yazdıklarımı.
Sıkıntılarımı teşhis edemeyecekse annem satırlarımdan, kaldıracaksa küçüklük fotoğraflarımı raflarından ve büyütmeye yeltenecekse beni, anımsayacaksa yıllarına nasıl şiddetle dokunduğumu etkisi geçince gençliğimin, ve yer açmayacaksa benim için döl yatağındaki astarlı yorganın altında, istemem, yayımlamayın yazdıklarımı.
Bileceksem nerede duracağımı, dinleyeceksem ne söyleyeceğimi söyleyen yasaları, gereği düşünülecekse şiirlerimin, başımı eğeceksem, sallayacaksam başımı, gömeceksem, görmezlikten geleceksem, perdelerimi çekeceksem, uslu bir çocuk gibi köşesinde büzüleceksem, kapılarımı kilitleyeceksem, hayatı randevusuz kabul etmeyeceksem, istemem, yayımlamayın yazdıklarımı.Yakın, silin, ezin, geçin, heba edin.Ağzı açık bir çöplüğe bırakın, akıntısı kuvvetli bir nehire, küfürlü hecelere, karanlık gecelere atın .Kırın bu kalemi en konuşan yerinden, beni de sökün köklerimden.Yayımlamayın yazdıklarımı!
************
Nisanlar Uğramasın Buralara, İnsanlar Uğrasın

Nisanlar uğramasın buralara insanlar uğrasın
İki harf yer değişsin, varsın bir mevsim eksilsin
Ama insan görsün biraz da gözüm insan
Varsın ömrümün bir ayı gitsin
Haydi alın tapularınızı kırlangıçlar ellerinize
Varın gidin başka memleketlere
bölünün sevinçleri bademlerin
bu kez içinizde bırakın o beyaz renkli çiçekleri
toparlan yeşil örtü, sen papatya kımıldan
nisan değil insan gelsin artık kapıdan
sıkıldım bu manasız doğaya vurmalardan
haydi güneş seç kendine bulutlardan bir eş
saklan arkasına çıkarma yüzünü bir süre
bırakın düşmeyi cemreler
bu kez soğuk kalsın bu yerler
durun açmayın güller, susun ne olur serçeler
artık insandan duyayım sesler
belki kulak pasımı temizler
sıkıldım suçu her daim kendime bulmalardan
olur olmaz vakitte doğadan medet ummalardan
Nisanlar uğramasın buralara insanlar uğrasın
İki harf yer değişsin, varsın bir mevsim eksilsin
Ama insan görsün biraz da gözüm insan
Varsın ömürmün bir ayı gitsin
Beste SAKALLI
************
Dünya Edebiyatından
Kış ve Gece
Kış mevsimi bir geldi mi gitmez çocuğum
Sonsuz gece başlayınca bitmez çocuğum
Kurşunlu bulutlar yığılır üstümüze
Günler yüzünün seyrine yetmez çocuğum
A.N.ASYA
***
Uzakta
Anlatmak isterdim o anıyı
Ama silindi artık
Sanki birşey kalmamış
Uzakta kaldı çünkü ilk gençlik yıllarımda
Sanki yasemindendi teni
O ağustos-Ağustos muydu?- gecesi
Artık pek az anımsıyorum gözlerini; sanırım maviydiler
Ha!evet, maviydiler; gökyakut mavisi
Konstantinos KAVAFİS
Çev: Herkül Milas-Özdemir İnce
******************
Posta Kutusu
Aşk Işığı
Elyazması rüyalarda tanıdım geceyi
Aşkı giyindim
sana soyundum
Sen ey kırılgan sis kelebeği
Sonsuz duygular labirentinde
kayboldum
Gel artık en uzağında kalma
unutuşun.
Yasak bahçesinde cennetin
bir bilge ağaç
bir kadınhavva
Aşkın hangi haliydi yaşadığımız
Bilmediğimiz düşlerde kaybolduğumuz.
Ah! Şimdi O sonsuz Aşk ışığının
kör edici yokluğu...
Yağmur Deniz SOLMAZ
*******************
Son Pişmanlık
Ayrılık çok yeni şimdi dokunmuyor
Gözünü açınca ne olacak bilsen
Bakmışsın her cümlen keşkeyle başlıyor
Daha son pişmanlığı yaşamadın sen
Seni bugün değil yarın zorlayacak
Fayda etmeyecek yoluma da ölsen
Bir damla gözyaşın dahi kalmayacak
Daha son pişmanlığı yaşamadın sen
Aldığın her nefes benim adım olsun
Girdiğin tüm yollar kapımda son bulsun
Bensizlik duygusu içini kavursun
Dilerim o son pişmanlık sonun olsun
Eser ALİCİK
****************
GİRNE KAPISI

Girne Kapısı ile çevresinin 1960'lı yılların sonunda görünümü. Orijinali renkli olan fotoğrafta, ortada tarihi Girne Kapısı bulunmaktadır. Venedik döneminde 1568-1969 yıllarında yapılan orijinal giriş kapısı üzerine Osmanlı Dönemi'nde 1821 yılında bekçi kulübesi inşa edilmiştir. Orijinal adı Porta Del Provveditore (Askeri Vali anlamında) olan Giriş Kapısı'nın adı Türk döneminde (1571-1878) Lefkoşa'dan Girne ve bölgesine gidecek yolcu ve hayvanların çektiği arabalara, giriş çıkış sağlayan kapı olduğundan ötürü Girne Kapısı adını almıştır.
Osmanlı döneminden günümüze dek bu isimle bilinmektedir. Girne Kapısı üzerinde Sultan 2. Mahmud Tuğrası ile Kur'an-ı Kerim'den ayet ile Venedik döneminde yazılanlar ile kapının doğu ve batısından 1931 yılında açıldığını belirten (GVR 1931) İngilizce yazılar (semboller) bulunmaktadır. 1879 öncesi Lefkoşa'ya giriş çıkış sağlayan diğer iki kapıdan biri şehrin güneybatı tarafındaki Baf Kapısı (orijinal adı Porta di San Domenico) ve diğeri Lefkoşa'ya doğudan giriş sağlayan (orijinal adı 'Porta Giuliana) Mağusa Kapısı'dır. Fakat Lefkoşa kapılarının içerisinde en fazla değişikliğe uğratılan Girne Kapısı'dır. Burası diğer sur kapılarına göre daha dar konumda olduğundan kapının iki yanına 1931 yılında geçit açılmıştır. Fotoğrafta solda surlar, yolun karşısında tek katlı eski Çiçek Sineması (sonra Şahin Sineması) ile dışta dükkânların bulunduğu yapı. Geride görülen çifte minareler Selimiye Camii'nin minareleridir. Ortada Mustafa Kemâl Atatürk'ün 29 Ekim 1962 tarihinde dikilen devasa tunç heykeli görülmektedir. Sağdaki giriş yolunun karşısında 100 yaşın üzerinde olan anıt ağaç okaliptüs ağacı yanında, tek katlı, tatlıcı bedevinin pastahanesi (günümüzde burada çok katlı bir banka binası inşa edilmiştir) görülmektedir. Fotoğrafta dikkat çeken hususlardan biri de trafiğin azlığı ve bisikletlerin ulaşım amacıyla kullanılmasıdır.
|