|

Beste SAKALLI
Yağmur; sen al eline bu haftalık kalemi kağıdı. Ne yağarsan kabul edeceğim, ben istedim sonuçta karalamanı. Köpürt yeter ki Trodos serinliğini bu sivri dilli yangınımın üzerine. Göz yum sataşmama bu bitmek bilmez 'yaz'a. Kefil ol da borçlandır beni artık kışa. Görmüyor musun, canım asıldı üşümeye.
Doldur, haydi. Bir bardak daha ver bana soğuktan. Bu adanın balıkçı sandallarından daha çakırkeyif dağıt beni tüm gölgelerin koynuna , ve soğut, üç harfinden de ayrı ayrı soğuyacak kadar kış denen haylazdan, soğut beni yağmur.
İtiraf ediyorum işte, sıkıldım güneşli günlerden, bunaldım. Söyle sabah seninle gelsin artık. Süzülüver yapışmış kirpiklerimin dilediğin geçidinden ve yüreğimi artık hediye bulutlara seğirt.
Yağmalısın yağmur, almalısın sözü benim sustuğum iklimden. Yağmalısın ki sesinden uyansın yaşamak eskisi gibi ve konuşmayı henüz bilemeyen bebekler ritmine dokunurken, ilk kez anne desinler sularının kiremitleri okşadığı yerden.
Yağmur gel beni dinle.Gel. Görüyorsun soğuduk birbirimize, cimrisi olduk şu küçücük omuzların. Koşarken insana, kaçar olduk insandan.Kaldırdık çocukluğumuzu oturduğu her sofradan ve kurulduk, önce kendimizi sonra sevmeyi görmeyen masalara.
Yağmur gel beni dinle.Yağ. Yağ ki sarılalım artık birbirimize. Düşündüğümüzden çok üşüt bizi ve düşündüğümüzden çok kucaklayalım biz de birbirimizi ve yapışalım sevdiklerimize tıpkı kilitlediğin gibi bir elbiseyi tenimize. Uyuyakalalım dizlerimizde bir masal gibi dölledikçe sesini içerimize.
Anladım ve inandım artık, üşümek güzeldir, sarılmak, ısınmak. ve sevmektir asıl sıcak. Aradan çekiliversin bu sıcak olacak soytarı yaz ve kış gelsin artık.Terlemedik mi fazlasıyla bu sahte ısıdan? Isınır gibi yapmadık mı yeterince? Yağmur... Yağmur... Yağ... Mahmur... Tak koluna kışı da yağ artık buralara. Ne olur. Bıktır bizi sarılmaktan ve kamaştır yüreğimizi gerçek sıcaktan.
**********
Albüm Yaprağı
ÇOCUK

1940'lı yıllarda kırsal alanlarda yaşamdan bir kesit. Fotoğraftaki, küçük kız çocuğu sırtında köy yolunda evine yakacak götürmektedir. 1940'lara hatta 1950'lere kadar, Kıbrıs köylerinde çoğunlukla dağdan, ormanlık alanlardan, ağaçlık bölgelerden odun toplanmakta ve yakacak olarak kullanılmaktaydı. Çocuğun ayağında erkeklerin giydiği tipten çangar çizmesi görülmektedir. Fotoğraf 65-70 yıl önce çekililmiştir.Çocuğun kimliği hakkında herhangi bir bilgi mevcut değildir.Bu arada geçtiğimiz haftalarda yayımlanan 'Kıbrıslı Bir Çift' fotoğrafıyla ilgili bilgilere duyarlı okuyucularımız aracılığıyla ulaştık.Teşekkürler.(Fotoğraf ve Bilgiler Altay Sayıl)
********
Posta Kutusu
YOL VER AŞKA ADA
Adama gidemedim.
Ovalarda duruyorum şu an.
Ve hastalanıyorum sonbaharın gelişiyle.
Bahar gelince adaya.
Gittikçe hareketlenen denizlere git sen.
Aşk diye bilmediğin adam yıkan gölge
Bir limanın ucundan uçup dalgana kavuşsa.
Benzer koyların diğer parçasında doğduk çünkü biz.
Onun hayali içinde düşlerim.
Diğer hayallerde gelişen iki aşık.
İki kere abartılır ayrılığımız.
Kavuşmamızda sonuçlanacak maraz gibi.
Öğretir sana bu şehir.
Başşehir anılarımız oldu.
İki anlaşmazın buluşma sözü.
Bizi temsil edecek cinsten sunulurken
Bir tarafa ezginin mırıltısı.
Ruhumuzun başı sağolsun.
Diğer tarafta sade yalnızlığım ve ben
Senin aşkın diğer yarıda
Bülent KÜÇÜK
*********
göz ucuma yağmur yanaştır şiir
yeter beklettiğin
sakla çocukça ağlamalarımı şairlerin dilinden
git bana babamı çağır
sen bilmezsin
kucağını gezdireceği kaldı bende
Beste SAKALLI
********
'Şiir zaten özü gereği devrimci sanatların en başında gelir. Şiirin devrimci olması demek, anlattığı hikayelerden, olgulardan, olaylardan dolayı değildir. Şiirde yapılan yenilikle ilgilidir. Şiirde yenilik, sadece ve sadece biçimdeki ve yapıdaki yeniliktir. Biçiminde ve yapısında bir yenileşme, aşkınlaşma, bir sıçrama varsa, o şiir devrimci bir şiirdir. Yenilik getirmiştir, yenilik önermiştir.' Veysel Çolak, Alaz Edebiyat Dergisi,Haziran,Temmuz,Ağustos 2007.
*******
|