|
Duygu sağırı, duygu körü ya da "aleksitimi" denilen bu psikolojik fenomen, hastalık değildir. Karakteristik bir özellik olarak tanımlanmaktadır. Duygu körü insanlar; kendi hislerini ve başkalarının hislerini anlama becerisinden yoksundurlar. Yani, duygusal değişimleri fark edemediklerinden, yakınları ile bile empatik bağ kuramazlar. Kendi duygularını yorumlayamadıklarından, sorunsuz ve umarsız görünürler. Yakınlarından duygusal destek beklemezler ve göremezler. Sözcüklerle ilettiklerine duyguları, mimikleri, yüz ifadelerini karıştırmazlar. Başkalarının yüz ifadesinden üzgün, mutlu ya da korku içinde olduğunu ayırt edemezler. Yakınların kaybı gibi trajik olaylarda bile, üzüntü ve yas tutmayı başaramazlar, duyarsız kalırlar. Katı ve kuralcıdırlar. Kişisel ilişkilerde başarısızdırlar. Kendi duygularını bilemezler ve anlatamazlar. Kendilerini tarif edemezler. Duygusal durumları anlatacak sözcük bulamazlar:
Bu durum, duygu körü insanlar için zor bir durumdur. Karşılarındakini anlama becerileri olmadığından, gündelik hayatları oldukça sorunlu geçer. Yakınlarında ise, anlaşılmamanın getirdiği güvensizlik, öfke ve çatışmalar kaygı verici boyuttadır.
Işıksız, cansız ve yaşama seyirci gibi duran duygu sağırı insanlar, acıya boyun eğip gözyaşı dökmezler. Takımının şampiyonluk golünü izlerken yukarı fırlamazlar. Trafikte bizi zor duruma sokan şoföre ters bir bakış atmayı düşünmezler. Ama bütün bunlara beden diliyle cevap verirler. Heyecanlandıklarında kusarlar. Sevindiklerinde kalp çarpıntısı yaşarlar. Yakınlarını kaybettiklerinde ya da kaybetme tehlikesi belirdiğinde dayanılmaz bedensel ağrılarla karşılaşırlar. Hayal kuramazlar ve imadan anlamazlar. Sözcüklerin içeriği ile yetinmek durumundadırlar. Duygularını tanıyamadıklarından; yaşamla ilgili bağı, yaptıkları işlerle kurarlar.
Aleksitimistler bütün dünyada var. Yapılan araştırmalara göre, erkeklerde biraz daha fazla görülüyor. Bilim adamları, bu durumda rol oynayan etkenleri çok yönlü olarak araştırmaktadır. Bununla birlikte, bazı geçmiş yaşantıların duygu körlüğünün ortaya çıkmasını tetiklediği konusunda birleşiyorlar. Çocuk yaşta deprem, savaş, taciz gibi travma geçiren ya da bir dizi travmaya maruz kalan insanlarda, şefkatten yoksun yetişmiş insanlarda görülme olasılığı yüksek. Duygusal gelişim sürecinde, ağlamak, bağırmak, gülmek gibi ifadeleri engellenen çocuklarda da görülebiliyor. Savaş ya da çatışma ortamında kararlarını yaptığı işe göre almak durumunda olan insanlarda da duygu körlüğüne daha sık rastlanılıyor.. Bunun yanında antisosyal kişilerde, yoğun ağrılı hastalık yaşayanlarda, alkol ve madde bağımlılarında, panik ya da stres bozukluğu yaşayanlarda bu duruma yakalanma riski yüksek.
Bilim adamları bu sorunun kaynağını araştırmanın yanında; sorunu çözecek yolları elde etmenin de uğraşısı içinde. Duygu körü insanlara öncelikle beden dillerini çözmeyi öğretmek, böylelikle duyguları ile tanışmalarını başarmalarını sağlamak önemli bir adım. Üzüntü, mutluluk, korku, keder, kaygı, haz, öfke onların bedenlerinde nasıl ses buluyor? Baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı, karın ağrısı, sırt ağrısı, ciltte kızarıklıklar, döküntüler, yoğun bedensel ağrılar hangi duygularını ifade ediyor? Duygu körü insan, bedeninde hissettiklerini duygu olarak öğrenmeyi başardığında yaşama yabancı düşmekten de kurtuluyor.
|