|
'Biz ne yersek oyuz' derler. Yediğimiz içtiğimiz herşey, vücudumuzun bir parçası olurken, bu yönde yaptığımız seçimlerimiz de yaşamımızın tüm alanını etkiliyor. Ancak değişim dinamiğinin içinde, gıda seçimlerimiz de var artık...
Farklı disiplinlerin buluşması
Yiyecek-içecek dünyası birçok disiplinden farklı meslek gruplarının bilimsel analizine açıktır yapısı gereği. Sofraya gelene kadar, gıdanın geçirdiği evreler zincirinde farklı aşamalar farklı yaklaşımların senteziyle mümkün olur. Gıdanın; yüksek verimle eldesini optimize edecek kriterlerin saptanması, güvenilirliği, ideal lezzeti, sağlıkla etkileşimleri ve nihayetinde raftaki duruşunu belirleyecek cazibeli tasarımı gibi birçok unsur, bu farklı disiplinlerin işbirliğinde şekillenir. Gıda mühendislerinden veterinerlere, diyetisyenlere, ziraat ve su ürünleri mühendislerinden şef aşçılara kadar vb birçok meslek dalının ana konusudur gıda. Peki sosyologların hiç ilgisi yok mudur dersiniz gıda konusuyla?
Toplumsal değer karmaşası ve "Gastro-anomi"
Geçtiğimiz aylarda gıda sektörüyle ilgili bilimsel çalışmaları konu alan bir yayın organında, Ryerson Üniversitesi (Kanada) Sosyoloji Bölümünden Mustafa Koç'un yazdığı bilimsel bir makaleye yer verildi. Mustafa Koç makalesinde, Fransız sosyolog C. Fischler'in, Fransız sosyolojisinin öncülerinden Emile Durkheim'in 'anomi' kavramına atıfla 'gastro-anomi' diye bir kavram ürettiğini yazıyor ve ekliyor: "Durkheim, bu kavramı hızla sanayileşen ve kentlileşen Avrupa toplumunda ortaya çıkan toplumsal değer karmaşasını, dayanışma ve aidiyet krizini açıklamada kullanmış. Fischler ise yirminci yüzyılın sonlarında, modern toplumda karşılaşılan toplumsal bir yeme içme krizini tanımlamada kullanıyor gastro-anomiyi."
Gıda sisteminde yabancılaşmaya doğru
Gastro-anomi, açlık ve yokluktan kaynaklanan bir çaresizlik değil; aksine çokluğun, çeşitliliğin yarattığı, bilgi enflasyonu ile iyice kafaların karıştığı bir toplumsal yabancılaşma olarak tanımlanıyor. Bu yaklaşıma göre de modern toplumlarda hızlı kentleşme ile birlikte kendi ürettiğini tüketen köylünün yerini, tümüyle pazara muhtaç kentli tüketici alıyor. Bu ifadenin somut bir kanıtı olabilir bandabuliyaların bugünkü yapıları.Yıllar önce buralarda köylerden getirilen sebzelerden, süt ürünlerine, köy ekmeklerinden yumurta ve zeytin ürünlerine dek birçok çeşit gıda ürünü satışa sunulurken bugün buraların, tüketim toplumunun eğlencesi müzik barlarına mekan olduğunu görüyoruz.
Değişen Ada'da değişen gıda seçimlerimiz
Artık; Güzelyurt'un küçük, ama aroma ve lezzet bakımından birçok çeşidini geride bırakan muzları yerine; kocaman boyutlarıyla hem de daha ucuz fiyatlarla çikita muzlar tercih ediliyor günümüz tüketicileri tarafından. Meseryada yetişen kendine has aromasıyla küçük siyah zeytinler değil, Türkiye'nin az tuzlu ve iri taneli kapkara zeytinleri yer almakta sofralarda. Zeytinyağı da aynı şekilde; İtalya'da üretilmiş ve gözalıcı şişesinde sunulanı tüketici için daha cazip olabiliyor. Literatürde Kıbrıs patatesi (Cyprus Potato) olarak geçen patateslerimiz; doğranmış ve donmuş, ithal malı hazır patatesler yanında lokantacılar için pek de cazibeli olmuyor artık.
Ofislerde kahvecilerin yerini, 'el değmeden' kahve yapan otomatik kahve makineleri alıyor. Mutfaklarımızda da çarpıcı değişimleri farketmek hiç zor değil. Anne ve babanın çalıştığı evlerde vakit azlığı, çabucak ayak üstü birşeyler atıştırmaya, uzun hazırlıklar gerektirmeyecek hazır gıdalara sevk ediyor bireyleri. Yemek kavramı; biran önce halledilmesi gereken bir gereksinim oluyor günlük yaşamın içinde.
Değişen gıda seçimlerimize sosyolojik bir bakış
Sosyolog Koç, günümüz toplum bireylerinin bu süreç içinde hem birbirinden hem de yediklerinden uzaklaştığını vurguluyor ve ekliyor: "garip olan o ki bunun nedeni bilgi çokluğu. Televizyondan gazetelere, duvar reklamlarından internete kadar hergün binlerce reklamla karşılaşıyoruz. Kendi ürününü en cazip şekilde önümüze getiren pazarlamacı bizi sürekli yemeye teşvik ederken, yine aynı kaynaklarda karşımıza çıkan beslenme ve diyet uzmanları da nefsimize ve yediğimize içtiğimize dikkat etmemiz gerektiğini hatırlatıyorlar."
Gıdalar mutluluk mu yoksa korku kaynağı mı?
Gıdaların faydalarını anlatan ve bilimsel araştırma sonuçlarıyla desteklenmiş bir haberin hemen birkaç gün sonrasında zararlarını anlatan bir başka haber duyduğumuz çok olmuştur. Bir gün kahvenin zararı oluyor; bir başka gün kalbe faydası. Pastırma yerken hangi etin kullanıldığı kaygısının yerini kolesterol, deli dana veya kanserojen etkiler alıyor. Sosyologlar; gıdalarımızın artık mutluluk kaynağından çok korku kaynağı da olduğu tesbitini yapıyor. Bu noktada da iki yol çıkıyor tüketicinin karşısına: ya gıda sistemini ve bilimini daha iyi tanımaya çalışacak ya da; 'nasılsa herkes ölecek, bari ağzımızın tadıyla ölelim' çözümüne varacak.
Gıda politikalarında hem gıda sektörünün hem de toplumun yararına olacak yeni düzenlemelere gerek olduğu söyleniyor. Sosyologların görüşü de toplumsal yarar için; sektör üreticileri, devlet ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile oluşturulacak yeni yapılaşmaların temel alındığı denetim mekanizması üzerinde durulması gerektiği yönünde.
Biyoyakıt insanlık suçu mu?
BM Gıda hakkı raportörü Jean Zielger, yaptığı açıklamada biyoyakıt üretiminin gıda ürünlerinin fiyatını yükselttiğine işaret ederek devasa miktarlarda biyoyakıt üretiminin insanlık suçu anlamına geldiğini söyledi.
Alternatif enerji ve biyodizel üreticileri de gıda fiyatlarındaki artışın onca sebebi varken sadece biyoyakıt üzerinde durulmasını saptırma olarak yorumluyor. Eskiden tarım = gıda idi; şimdi ise tarım = gıda + enerjidir açıklamasını yapan alternatif enerji savunucuları; biyoyakıtların, gıdada kullanılmayan tarımsal ürünler veya atıklardan üretilebildiğinin ve ABD'de su yosunundan bile biyodizel üretimi çalışmaları yapıldığının altını çiziyor.
Süper gıdaları tanıyın
Domates, kırmızının gücü
Süper gıda domatesin alternatifleri; karpuz, pembe greyfurt, papaya, çilek ve guava. Yüksek lif içeriği, düşük kalorisiyle domates; likopen, C ve B vitaminleri, karoten, lutein, potasyum, krom ve biotinin de önemli bir kaynağı olarak kabul ediliyor. Domatese kırmızı rengi veren likopen, anti-oksidan özelliğiyle kansere ve yaşlanmaya karşı şavaşan ve güneşin cilt üzerindeki zararlı etkilerini azaltan etkileriyle dikkat çekiyor.
Hindi, düşük yağlı protein
Süper gıda hindi etinin tek alternatifi var: derisiz tavuk göğsü. Hindi etini süper gıda yapan özellikleri ise; düşük yağlı protein olması, niasin, B-6 ve B-12 vitaminleri, demir, selenyum ve çinko içermesi. Vücut dokularında bulunan çinko, bağışıklık sistemini desteklerken selenyum da tiroid hormon metabolizması ve antioksidan savunma mekanizmasında önemli rol oynuyor. B vitaminleriyle folat ise kalp sağlığını olumlu yönde etkiliyor.
Ceviz, damarların dostu
Badem, şamfıstığı, susam, yerfıstığı, kabak ve ayçiçeği çekirdeği, fındık da cevize en yakın süper gıdalar. Bitkisel omega-3 yağ asiti kaynağı olan ceviz aynı zamanda E, B6 vitaminleri, polifenoller, lif, protein, magnezyum ve potasyumun da kaynağı. Ceviz, önemli bir amino asit olan argininden de zengingindir. Arginin hem damarlarda pıhtı oluşumuna engel olur, hem de damarların esnekliğini koruyarak dolaşımı hızlandırır, kan basıncını düşürür ve hipertansiyonu önler.
Yoğurt, bağışıklık sistemini güçlendiriyor
Canlı aktif kültürler içeren, tam protein ve kalsiyum kaynağı yoğurt, B12, B2 vitamini, potasyum, magnezyum ve çinko içeriğiyle dikkat çekiyor. Yoğurttaki canlı kültürlerin bağırsaklarda yararlı bakterilerin büyümesini sağlaması yoğurdun süper gıda olmasına yetiyor. Yoğurttaki sindirilemeyen lif ise zararlı organizmaların çalışmasına engel olurken, kalsiyum, magnezyum ve demir gibi minerallerin emilimini kolaylaştırıyor.
|