|
Radikal Anglo-Amerikan yazar Christopher Hitchens'ın "bestseller" olan son kitabının ismi bu: "God Is Not Great", yani "Tanrı Mükemmel Değil", diyor Hitchens. Bir ateistin bakış açısından, dini inancın nasıl da irrasyonaliteye dayandığını ve dünya çapında birçok acıya ve baskıya sebep olduğunu anlatıyor.
Varlığı kanıtlanamayacak bir göksel diktatör olarak Tanrı'nın iradesini politikaya yansıtmaya çalışan bağnazlar, Hitchens'a göre tarihin şu aşamasında "medeniyetin", "sekülarizmin", "dünyevi akılcılığın" başa çıkması gereken en büyük tehlikeyi oluşturuyorlar.
ABD'nin 11 Eylül saldırıları sonrası ilan ettiği "teröre karşı savaşı" bu görüş ışığında destekliyor Hitchens. Çok eleştiriliyor, "savaş çıkırtkanlığı" yaptığı söyleniyor, fakat eleştirildikçe duruşu bir o kadar sağlamlaşıyor.
Hitchens'a göre bu savaşta cepheler net: Aydınlanma geleneğinin kuşkuculuğu ve insancılığı "modern uygarlığı" kollarken, batıl inançlarla beyinleri sulanmış fanatikler insan özgürlüğünün baş düşmanları konumundalar. Saddam ve Bin Ladin gibilerinin köktendinciliği karşısında, Bush'un köktendinciliği solda sıfır kalıyor.
Sapkın Hristiyanlar ABD'de bir "teokrasi" kuramazlar; Amerikan eleştirel kültürü ve Amerikan siyasal örgütlenmesindeki "ademimerkeziyetçi" (yerinden yönetimci) güç dağılımı ilkesi böyle bir ihtimale izin vermez. Fakat ABD'nin askeri gücü iyi amaçlar için kullanılabilir. Saddam'ı devirmek, Bin Ladin'i yok etmek gibi...
Aşırı dinciliğe "kategorik olarak" (kayıtsız şartsız; ayrım yapmaksızın) karşı çıkmanın gerekliliğine vurgu yapıyor Hitchens. Dini inancın, tanımı gereği, "siyaseten aşırılaşmaya" yatkın olduğunu ve bireylerin özel hayatlarında ettikleri ibadetin bile dindar liderlerin ceberut siyasi hedeflerine sessizce onay vermeye yaradığını anlatıyor.
Hitchens, İsrail devletinin "mesihçi" işgal politikasını da aynı gerekçeyle eleştiriyor. Fakat 2003'te başlayan Irak Savaşı'nı desteklemesi gerçekten savunulması güç bir pozisyon. Çünkü ABD'nin "modern uygarlığı" koruma niyeti, acımasız kapitalist çıkarlar, iğrenç savaş yöntemleri ve radikal Amerikan özgürlükçülüğünün yüz karası olan basiretsiz bir hükümet tarafından gölgeleniyor, kirletiliyor.
Yine de kesin olan, "savaş destekçisi" Hitchens'in tutarlı bir politik düşünceyi temsil ettiğidir. Özellikle "Savaşa Hayır" diyenlere karşı dillendirdiği görüş ilginç ve tahrik edici: Hitchens, barışseverliğin bir savaş halinde "iyi-kötü", "dost-düşman" ayrımlarını yapmadığı için ahlaksız bir tutum olduğunu iddia ediyor ve barışseverliğin acımasızlığını "bugünün kaçınılmaz sorunlarını gelecek kuşaklara -onların rıza gösterme hakkını hiçe sayarak- aktarmak" olarak tanımlıyor.
Benim gibi ABD'nin "teröre karşı savaşına" ısrarcı bir eleştirel perspektiften yaklaşanlara cesur sorular yöneltiyor Christopher Hitchens. Bush'un şapşallığına gülüp geçen bizlerin acıklı şapşallığını açığa vuruyor. Yakında son bulacak Bush yönetiminin adaletsizliği ve gericiliğiyle uğraşalım derken, köktendinci İslamcılara "cihat" çığlıkları attıran dini histeriyi tam olarak kavrayamıyor muyuz acaba? Galiba öyle.
Benzer düşünceleri bizim küçük adamızın tarihine yöneltelim. Bu, çok da uçuk kaçık bir yaklaşım olmaz, çünkü Christopher Hitchens Kıbrıs'la da yakından ilgilenen bir entellektüel. "Tarihin Tutsağı: Osmanlılar'dan Kissinger'e Kıbrıs" (Hostage to History: Cyprus from the Ottomans to Kissinger) adlı bir kitabı var.
Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye'nin işgali altında olduğunu iddia eden görüşlere yüz veren Kıbrıslı Türkler, 1974 müdahalesinin ürküttüğü ve sindirdiği din destekli Helenist teröristlerin yobazlığını küçümsüyorlar mı acaba?
Kıbrıslı Türkler, zaten şu veya bu şekilde "kapitalizmin sınır tanımazlığı" sayesinde, "kitlesel tüketimin huzurlu başıboşluğu" içerisinde yaşayarak "barışmak" zorunda oldukları Kıbrıslı Rumlarla yeni bir "statüko" tahayyül etmek yerine, etraflarını saran "Orta Doğu'nun sinsi dini bütünlüğü" karşısındaki dinden uzak toplumsal hayatlarıyla gururlanıp, daha gerçekçi ve etkili politik mesajlar vermeye başlasalar daha iyi olmaz mı?
Bir barışseverin romantikliğinden sıyrılıp, Tanrı'nın insan üzerindeki tahakkümüne karşı koyan "antiteist" ya da -en azından- Tanrı'nın bilinemezliğinden hareket eden "agnostik" bir dünya görüşü edinerek, başlarını bu küçük adadan kaldırıp, dünyaya doğru sorgulayıcı bir bakış atsalar? Tayyip Erdoğan, George W. Bush, Mahmud Ahmedinejad gibilerin hırçın "dini özgürlükleri" karşısında, yadsıdıkları, belki de unuttukları "dinden özgürlüklerini" kutlasalar?
Bir Kıbrıslı Türk olarak, yeni bir üniter devlet çatısı altında Kıbrıslı Rumların "Müslüman" ortağı olup "dinler-arası diyalogculara" ve "Ilımlı İslam demagoglarına" ekmek kazandırmaktansa, devleti tanınmayan bir "yarımadadan" din tanımayan bir kâfir olarak egzotik bir "dış politika" anlayışı geliştirip dünyayı tanımayı, abuk varlığımı dünyaya tanıtmayı tercih ederim.
Bugüne kadar tanınmayan seküler bir ülke olarak dört bir tarafımızdaki din simsarlarının politik meşruiyetlerini tanımadığımızı sürekli ilan edip dursaydık, bugün eğlenceli bir "tanıtma" politikasının meyvelerini topluyor olmaz mıydık?
|