|
Amerikalı sert komedyen George Carlin geçtiğimiz pazar günü öldü. 71 yaşındaydı. Şayet "sert komedi" diye bir tür varsa, Carlin'in bu türün gelmiş geçmiş en büyük "soytarı krallarından" olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. O seyircisini "Hoşgeldiniz... Beni siz yarattınız" gibi boş laflarla değil, "Fuck you" ile selamlıyordu. Gerekçesi, "kendinizi evinizde hissedin diye".
George Carlin hem baş ağrıtan "sözde karmaşık" politik meselelere, hem de "en olağan" saydığımız gündelik davranışlarımıza dair yaptığı her espride yüzümüze sürekli "sertçe" bir şeyler vuruyordu. Bu şeylerden belki de en temel olanı, insan denen varlığın saçmasapanlığıydı. İnsanı ciddiye almaması, onun dehasını körüklüyordu adeta.
Komik ve politik bir figürdü, ve bu iki sıfatın ne birinden ne de diğerinden ödün veriyordu. Hem komik hem politik olunabilirdi; dahası, en etkili politik mesajın komik olunarak verilebileceğini kavramıştı, öğretmişti. Bir lisan ustasıydı; kelimelerin sakladığı çarpıcı "nüansları" açığa çıkarıyordu.
Ancak onun engin dağarcığında "baş düşmanı" olarak gördüğü, her türlü nüansından nefret ettiği bir kelime de vardı: Tabu... Carlin'i dinlediğinizde onun "ayrım yapmaksızın her çeşit tabuyu yıkmak" için doğduğunu hissetmemeniz mümkün değildi. Çok iyi bir yazardı; kendi deyimiyle, "yazdıklarını sahnede sergileyen bir yazar".
Söylentiye göre, Carlin'in favori komedyenlerinden Lenny Bruce'un "müstehcenlik" suçuyla tutuklandığı sırada Carlin sorgulanan seyirciler arasındaydı ve kimliğini görmek isteyen polise "Devletin verdiği kimliğe inanmıyorum" deyip, Bruce'la birlikte tutuklanmıştı. Daha sonra da meşhur "Televizyonda Hiçbir Zaman Söyleyemeyeceğiniz Yedi Kelime" şovundan ötürü 1972 yılında "müstehcenlik" suçuyla tutuklanmıştı.
"Herkes siyasetçilerden şikayet ediyor; siyasetçiler gökten zembille iniyormuş gibi. Belki de sadece siyasetçiler boktan değil. Onları kim seçiyor? Halk. Belki de halk boktan. Evet evet, halk boktan. Peki ben napıyorum? Seçim günü evden dışarıya tek bir adım bile atmıyorum. Neden? Şikayet etme hakkımı kullanmak için oy kullanmıyorum. Oy kullanırsan ve bir çuval inciri berbat edecek olan adamları seçersen, nasıl şikayet edebilirsin ki?"
George Carlin'in bunun gibi komik ve ilginç fikirlerini Türkçe olarak düz yazıya döktüğünüzde sahnede gürleyen, heyecanla beynini konuşturan adamın etkisi ve karizması görünmez kılınıyor elbette. Yine de Carlin'in mizahını kendince paylaşan, bu şakacı adamdan biraz nemalanan insan, daha "rahat" bir yaşam biçimini özleyip örnek alırken buluyor kendini.
Amerika Birleşik Devletleri için, "Bu ülke bitmiştir," diyor Carlin ve ABD'nin temel bir çifte standart üzerine kurulduğunu söylüyor: "Bu ülke özgür olmak isteyen köle sahipleri tarafından kuruldu!" (Bunu söyledikten sonra yüzünde yarattığı alaycı şaşkınlık ifadesini görmelisiniz). 11 Eylül saldırılarının bir Amerikan komplosu olup olmadığının hükümet tarafından yeniden "araştırılması" konusundaki fikri de gayet net ve tereddütsüz: "Bu ülkenin sahipleri kendi kendilerini araştırmazlar." Ve daha fazlası:
"Siyasetçileri unutun! Siyasetçiler size seçme özgürlüğünüz olduğu hayalini yaşatır. Seçme özgürlüğünüz yok. Sahipleriniz var. Size sahipler. Bu ülkenin gerçek sahipleri en önemli arazilere, en önemli şirketlere sahipler. Uzun zaman önce Senato'yu, Kongre'yi, devlet dairelerini satın aldılar. Yargıçlar arka ceplerinde. Ve duyduğunuz her türlü haberi ve bilgiyi kontrol eden büyük medyaya sahipler. Size sahipler. Bu büyük bir kulüp ve siz üye değilsiniz. Bu ülkenin sahipleri gerçeği biliyorlar: 'Amerikan Rüyası,' diyorlar. Doğru; çünkü bu rüyaya inanmanız için, uyutulmuş olmanız lazım."
Politik Carlin'e değindik hep. Daha gündelik ve belki de daha tuhaf olanına değinelim: "Yüzmek! Yüzmek bir spor değildir. Yüzmek, boğulmamaya çalışmanın bir yoludur. Yelkencilik! Yelkencilik bir spor değildir. Yelkencilik bir yere ulaşmanın yoludur. Otobüs sürmek bir spor değil. Niye yelkencilik bir spor olsun ki?!"
"Hiç buzdolabını açıp boş bir tabak buldunuz mu? Buzdolabındaki bir şey, bir şey mi yedi yoksa?! (Ve Carlin panik içerisinde çığlık atar...) Belki de o tavuk aslında ölü değil. Belki de parkalı, eldivenli bir fare ışığın sönmesini bekliyor."
Carlin çevrecileri de çok "seviyor": "Gezegeni kurtarmaktan bahseden insanlar var. Gezegeni kurtarmak mı?! Bundan daha kibirli bir tutum olamaz herhalde. Gezegen milyarlarca yıldır burada, ve biz zavallı insanlar onu yere attığımız plastik poşetlerle tehdit edebileceğimizi düşünüyoruz. Gezegen tehdit altında falan değil, biz tehdit altındayız. Bir başka başarısız mutasyon olarak son bulacağız. Dünya gezegeni bizim plastiğe karşı edindiğimiz önyargıya sahip değildir ki. Büyük ihtimalle Dünya plastiği kendi çocuklarından biri olarak görüyordur. Belki de sırf plastik edinmek için bizim türümüzün gelişmesine izin vermiştir. Belki de asırlardır sorduğumuz o büyük felsefi sorunun, 'Niçin buradayız?' sorusunun yanıtı da budur: Plastik için, gerizekalılar!"
Carlin başarılı bir mutanttı. Kendisinin ve insanlığın yokoluşuyla dalga geçti ve ölümün ona karşı açtığı "müstehcenlik" davasından beraat etti. Saçmasapan varlığımızı anlatarak, gezegeni değil, alık türümüzü tehdit etti, ve çekti gitti. Bu trajikomik tehdit karşısında gülebilirsek ne mutlu bize...
|