Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
64 bin 552 alışveriş
2 bin ağaç elektrik kurbanı
HSBC kriz içinde atılım yaptı
Haftalık yıldız falınız
Bağcıl'ın 4. yabancısı Enio Da Silva
Türkiye ikinci yarıda: 2-1
Futbolda alt yapı antrenörleri belirlendi
Sabri Ugan spor yazarları ile buluştu
TRİO
Küba Büyükelçiliği konusunda Güney'deki tartışma sürüyor

YORUMLANANLAR
Avukatlara getirilen yasak hukuka aykırı [2]
Çiftçi ve hayvancıya DESTEK PAKETİ [2]
UBP anahtarı UBP'lilerde olmalı [3]
Büyük sınav [1]
Gazimağusa'da 26 köyde elektrik kesintisi yapılacak [1]
Mahkemelerden rekor cezalar [1]
Küfür etti diye öldürüyordu [1]
Bulutoğluları: Artık ipler koptu [3]
4 ay hırsızlıktan arandı adaya girerken yakalandı [1]
14 yaşındaki kızla cinsel ilişki [4]



Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası" eksik bir adam

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   5 Temmuz 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Christopher Hitchens ilginç bir adamdır. Mayıs 1968'de "Enternasyonel Sosyalist Devrim" umudunu paylaştığı yoldaşları Paris sokaklarından çekilmeye başlarken o, o zamanlar 19 yaşındaki genç bir politik yazar olarak, Küba'ya gitmiş; Stalinist bloktan farklılaşmış "yeni bir devrim ülkesi" fikrini yerinde tartmayı denemiş; ve bir süre Küba'da kahve bile yetiştirmiş (40 yıl sonra o günlere dönüp baktığında, kahve yetiştirmekten çok, romla birlikte kahve "içtiğini" itiraf ediyor).

Aynı Hitchens, Vietnam Savaşı'nı ABD'nin "Avrupa sömürgeciliğini devam ettirme" gafleti olarak görüp "adaletsiz" bulurken, günümüzün Irak Savaşı'nı "seküler medeniyet" ile "İslami faşizm" arasında gerçekleşen adil bir savaş olarak görüp destekliyor. Marksizm'in sağladığı entellektüel birikime çok şey borçlu olduğunu belirtse de, Sol'a olan bağlılığını yitirmiş durumda. Bu durumu, "Ben kapitalizmin daha devrimci olduğu bir dönemde yaşayan bir sosyalistim," diyerek açıklıyor. Aydınlanma değerlerinin karşısına dikilen teokrasi tutkunları Hitchens'a göre insanlığın şu tarihsel aşamadaki en büyük sorunu.

Hitchens'ın yaşadığı "Sol'dan kopuş" süreci 1989 yılında başlamış. Hayır, Sovyetler Birliği'nin dağılması tetiklememiş bu kopuşu (kendisi zaten "Sovyetler Birliği karşıtı", Troçki-Luxemburg temelli Sol fraksiyondan geliyordu). Dönemin İran lideri Ayetullah Humeyni'nin, Hint asıllı İngiliz yazar Salman Rüşdi'nin "Şeytan Ayetleri" adlı romanından ötürü, Rüşdi hakkında ölüm fetvası vermesi ve böylece bütün Müslüman dünyasını bir romancıyı öldürmeye davet etmesi, Hitchens için trajik bir "gerçekle yüzleşme" anı olmuş.

Hitchens, Avrupa Solu'nun Rüşdi olayı karşısındaki "ılımlı tepkisini" de kabul edilemez bulunca, din olgusunun kapitalist sistemden daha tehlikeli ve korkunç bir düşmanı temsil ettiğine ikna olmuş ve sosyalistliği bir kenara bırakıp ateistliğe yoğunlaşmış. Bu yüzden Vietnam Savaşı karşıtı ve Irak Savaşı destekçisi Hitchens'ın bir tutarsızlık timsali olmadığını söyleyebiliriz. Vietnam Savaşı'na karşı çıkan genç Hitchens sosyalist, Irak Savaşı'nı destekleyen olgun Hitchens ateist olduğundan, Hitchens'ın kendi içinde tutarlı bir politik dönüşüm yaşadığını kabul etmek (dönüşümü tasvip edip etmediğimizden bağımsız olarak) gerekiyor.

Mayıs 1968'den tam kırk yıl sonra yine ilginç bir şey yapmış Hitchens. Kırk yıl önce Küba'da kahve yetiştiren adam, geçtiğimiz Mayıs ayında profesyonel Amerikan askerleri tarafından işkence gördü. Hayır, Hitchens terörist falan değil. Tamamen gönüllü olarak "su tahtası" adıyla bilinen işkence yöntemini, tuhaf bir araştırmacı gazeteci refleksiyle, kendi üzerinde denedi (görüntüler Youtube'da var). CIA'in bu yöntemi birkaç terör zanlısı üzerinde kullandığını açıklaması üzerine, ABD'nin "işkenceci bir devlet" olup olmadığı, uluslararası yasalara aykırı davranıp davranmadığı tartışmaları yeniden alevlenmişti.

İşte Hitchens bu konuyu birinci elden incelemek istemiş ve kesin sonuca varmış. Yazısının başlığı "İnanın bana, bunun adı işkence". "Amerikan" ve "su tahtası" kelimelerinin bir daha hiçbir şekilde yan yana gelmemesini diliyor Hitchens, çünkü ABD bu tür "insanlık dışı" yollara başvurduğu takdirde düşmanlarının gaddar yöntemlerini de meşrulaştırmış oluyor. Dahası "su tahtası" yöntemini etkili olup olmadığı bile bilinmiyor. Bilgi edinmek için kullanılan bu yöntem sayesinde henüz "sağlıklı bir bilgi" edinildiği görülmemiş.

Geçmişi İspanyol Engizisyonu'na dek uzanan şu "su tahtası" işkencesinin nasıl icra edildiğini kısaca bir anlatalım: Elleriniz ve ayaklarınız bağlı bir şekilde, başınızın kalbinizden daha aşağı bir noktada durmasını sağlayacak kadar eğimli bir tahta üzerine yatırılıyorsunuz. Yüzünüz tamamen örtülü. Örtünün üzerine birkaç kat havlu yerleştiriliyor ve işkenceci bu havluların üzerine su dökmeye başlıyor. Su havlular tarafından, sonra da başınızı örten kumaş tarafından emiliyor ve siz nefes almaya çalışırken burnunuzun içi yavaşça su dolmaya başlıyor. Panikleyip nefes alıp vermeniz hızlandıkça, ıslak kumaş yüzünüze tamamen yapışıyor ve böylece "boğulma hissi" yaşamaktan da öte, boğulmaya başlıyorsunuz.

Hitchens işkencecilerine durmalarını belirtmek için elinde tuttuğu metal parçaları yere bırakıyor. Beş, on saniyeden fazla dayanamıyor elbette. 11 Eylül saldırılarının arkasındaki "beyin" olarak bilinen Halit Şeyik Muhammed'in bu işkenceye iki dakika kadar dayandığı söylentisini duyunca biraz canı sıkılıyor. Çocukluğundan gelen bir boğulma fobisi olduğunu hatırlıyor; 2008 yılında bırakana kadar, her yıl 15,000 adet sigara içtiğini belirtiyor; başının altında iki yastık olmadan uyuyamadığını, çünkü nefes darlığı çektiğini söylüyor. Kısacası, işkence sonrasında "varoluşsal zafiyetiyle" baş başa kalan bir Hitchens var karşımızda.

Politik muhakemesine gelince: Hitchens, ABD'yi "işkenceci" olarak niteleyip, medeniyeti savunanlarla (ABD), o medeniyetin özgürlüklerini sömürüp oyanlar (cihat savaşçıları, yani radikal İslam mücahitleri) arasında ahlaki bir denkliğe ulaşma çabasını "anlamsız ve hastalıklı" buluyor. Gelgelelim, su tahtası "su götürmez" bir işkence yöntemi olduğundan, Hitchens uyarısını yapıyor: İşkence kapısı bir kez açıldı mı, kapanmaz. Dahası, El Kaide fanatiklerinin mutlaka "yalan söyleme" eğitimi aldıkları ve intiharı (kendi ölümlerini) silah olarak kullanmada hiçbir çekincelerinin olmadıkları düşünüldüğünde, işkencenin ne kadar etkili (yani epey etkisiz) olacağı aşikâr. O yüzden hiç o yola sapmaya gerek yok, diyor Hitchens.

Hitchens'ın uyarısı bence yerinde. Ne de olsa ABD şu anda "tahtası eksik" bir ülke konumunda. Bir de "meşru politik işkence" yuvası olursa, iyiden iyiye psikoza teslim olmuş olur. Hitchens'a gelince... Herkesin melek olarak addettiği Rahibe Teresa'ya "hırsız cüce" demesiyle; meşhur Amerikan yobazlarından Jerry Falwell'in ölümü üzerine "Eğer Falwell'e lavman yapılsaydı, bir kibrit kutusuna gömülebilirdi" yorumuyla; bütün "kötülük ekseni" ülkelerinde (İran, Irak, Kuzey Kore) bulunmuş bir gazeteci olmasıyla; ilk kitabını Kıbrıs üzerine yazmasıyla hâlihazırda ilginç bir adamdı. Bir "su tahtası" eksikti, "beytambal galmadı", onu da tamamladı. Tebrik ediyorum.

   814 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?
20 Eylül 2008, Cumartesi   Başbakan'a tenis tadında din dersi
13 Eylül 2008, Cumartesi   Araba süren koyunlar
06 Eylül 2008, Cumartesi   Robert Walser'i okumamanın ızdırabı
30 Ağustos 2008, Cumartesi   Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'den Mamas'a
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Bir cinayetin yıldönümü
16 Ağustos 2008, Cumartesi   Sol'un "hasımsızlığı"
09 Ağustos 2008, Cumartesi   Ölüm, sorumluluk, sır



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.4210 1.4310
1 STERLİN 2.4073 2.4252
1 EURO 1.9296 1.9432



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

HAZIRLANIYORUZ...

Ali Baturay

EROĞLU DÖNMELİ MİYDİ?

Hasan Hastürer

Unutmadan, sesimiz kısılmadan....

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Biraz da okuyucu konuşsun... Türk emlaki n...

Ahmet Tolgay

KÜRESEL KRİZ GELİP ÇATTI... ÇIKIŞ YOLLARI ...

Bilbay Eminoğlu

İnsanı ağlarken bile güldüren adam: Mağusa...

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Cevap hakkı...

Dilek ÇETEREİSİ

Kuliste içtiler salonda oy verdiler

Aysu Basri

8-5 İNSAN HAKKI DÜZENİ

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Dünyayı sarsan yedi gün

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Lârnaka Limanı





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital