Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Eroğlu, parti meclisini de silme kazandı
Hükümet yazı görmez
5 AIDS vakası var
2009 da kurak
Pakistan'dan yatırım girişimi
Burhan Nalbantoğlu Hastanesi Üroloji Servisi'nde bir ilk daha
Vadili Belediye Başkanı, savcılığa şikayet edildi

YORUMLANANLAR
Hiçbir şeyin değişmediğinin göstergesi [1]
Eroğlu, parti meclisini de silme kazandı [1]
Hükümet yazı görmez [2]
Geri döndü [6]
Gönyeli emaneti geri aldı: 0-2 [1]
ZEYTİNYAĞLI İNGİNAR [1]
Çağın vebası AIDS [1]
Hatay [1]
12 yaşında, cinsel ilişkisi cep telefonuna kaydedilip tehdit edilen çocukları tedavi ediyorum [3]
BKP'den bir heyet Brüksel'e gidiyor [1]
Ambargolular Grubu'ndan kanlı haritaya tepki [1]
Maraş'a dönüş, hemen şimdi [5]
KKTC var olmaya devam edecek [2]
KTÖS:Nüfus akışından dolayı okullarda olumsuzluklar yaşanıyor [1]
Tam teşekküllü müzakereyi gerçek anlamda yürütmüyor [1]
Cumhurbaşkanına internette hakaret eden gençler tutuklandı [12]
Ölümlü trafik kazası sanığına 3 ay hapislik [5]
Sporun ruhu öldü! [6]
Keklik ve turaç avı yasaklandı [5]
Güneye 6 milyon euroluk ihracat [1]



Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   4 Ekim 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

O’na göre tarih 1936’da durmuştu, çünkü artık iki artı iki beş etmeye başlamıştı. 

Büyük İngiliz yazar George Orwell bir makalesinde İspanyol İç Savaşı’na dair anılarını aktarır. 1936 yılının ortasında 33 yaşında olan Orwell (gerçek ismiyle Eric Arthur Blair), savaşın başladığını duyar duymaz faşizme karşı demokrasinin, yani cumhuriyetçilerin ve işçi sınıfının yanında savaşmaya karar verir. Aralık 1936’da İspanya’ya varır ve bir ömre bedel altı aylık savaşını yaşamaya başlar.

1942 yılında geriye dönüp baktığında öyle çarpıcı ve dürüst şeyler yazar ki Orwell, adeta savaş dersleri verir; stratejistler için değil, basitçe ‘insan için’, ön yargıdan ve nefretten sıyrılmış ‘hakikat’ tiryakileri için... Yazdığı hatıraları arasında en kişisel olanından (bir keskin nişancı tarafından boğazından vurulduğundan, kurşunun neredeyse atardamara isabet ettiğinden, sesinin duyulmaz hale geldiğinden) bahsetmemesi, onun özgeci-liğini kanıtlar gibidir.

Savaşın en temel deneyimlerinden birinin insan kaynaklı iğrenç kokulardan kaçamamak olduğunu söyler. Örneğin, askeriyedeki tuvalet Orwell’i hep şu düşünceyle baş başa bırakmış: ‘İşte buradayız, devrimci ordunun askerleri olarak Faşizme karşı demokrasiyi savunu-yoruz, bir şey için savaşı-yoruz, ve hayatlarımızın detayları, hapishanelerdeki kadar sefil ve onur kırıcı’...

Savaşa dair temel korkuyu ise, o katıksız gerçekçiliğiyle, ön cephede savaşan askerin yaşadığını söyler.

Orwell’e göre, o asker savaşın politik boyutunu düşünemeyecek kadar yorgundur. Dahası, ateş altında kalan askerin altını ıslatması da sıkça karşılaşılan, olağan bir vakadır, çünkü, militarist sloganların ezberlettiklerinin aksine, asker üşür, acıkır, korkar.

‘Bariz olanı kavrayamayacak kadar medenileştik,’ der Orwell. ‘Hayatta kalmak için pek çok kez savaşman gerekir, ve savaşmak için de kirlenmen gerekir. Savaş kötüdür, şerdir, ve pek çok kez ehvenişerdir, kötü olanların içinde iyidir.’ Mecburiyetten olmalıdır, çünkü ihtişamlı, şerefli hiçbir yanı yoktur. Yarı çıplak, pantolonunu yukarı çekmeye çalışan bir düşman askerini niye vuramadığını da anlatır Orwell: ‘Ben buraya Faşistleri vurmaya geldim, ve pantolonunu yukarı çekmeye çalışan bir adam, Faşist değildir, görünürde bir insan evladıdır, sana benzemektedir ve senin onu vurasın gelmez’. İnsanlığın ortak paydasını bel altı faaliyetlerde arayıp bulmanın önemi aşikârdır.

Bir de, ‘Tarih 1936’da durmuştur’ fikrini dile getirmişti. Totaliter rejimlerin genel seyri onu bu düşünceye sevketmişse de esasen İspanya’da gözlemledikleri Orwell’i bu tuhaf ve korkutucu sonuca yöneltmişti. Gazetelerde çıkan haberlerin gerçeklerle uzaktan yakından hiçbir ilişkisi olmaması; örneğin, çatışma olmayan yerlerde büyük zaferler kazanılması, yüzlerce insanın öldüğü yerlere dair tek bir satırın yazılmaması, cesurca savaşan birliklerin hain ve korkak, ha-yatlarında tek bir el bile ateş etmeyenlerin kahraman ilan edilmeleri, tarihin tabutuna son çivinin çakıldığının kanıtıydı.

Orwell’i esas korkutan şey, ‘nesnel gerçek’ kavramının tedavülden kaldırılması ihtimaliydi. Elbette Orwell tarihin genellikle hatalı ve taraflı yazıldığının farkındaydı, fakat buna rağmen en kindar toplumların tarihçilerinin bile üzerinde uzlaştıkları tarihsel gerçekler vardı, olmalıydı. En azından, tarihin bir disiplin olarak ‘bir gerçekliğe ulaşma’ ilkesi vardı ve artık bu ilke tamamen unutulmaya yüz tutmuştu. Tarih yalnızca sürü psikolojisiyle hareket eden grupları tatmin etmek, onların ideolojilerini doğrulamak için yazılmaya başlanmıştı.

Orwell totaliter rejimlerin bizlere yaşatacağı en korkunç kâbusun yalnızca geleceğimizi tamamen zapturapt altına alan bir mutlak hiyerarşiden ibaret olmayacağını düşünüyordu. ‘Geçmiş mühendisliği’ bizleri her türlü yaşanmışlıktan kuşkulanmaya itecekti. Orwell’in sözleriyle, ‘eğer Lider şu veya bu olay hakkında, bu hiç gerçekleşmedi,’ derse — o halde, bu hiç gerçekleşmedi. Eğer iki artı ikinin beş ettiğini söylerse — eh, iki artı iki beş eder. Bu ihtimal beni bombalardan daha fazla korkutuyor, ve geçtiğimiz birkaç yılın deneyimlerine baktığımda bu hiç de boş bir korku değil.

General Franco’nun İspanya Cumhuriyeti’ni yok etmesine destek olan korkak İngiliz sermayedarlarını, Alman ve İtalyan faşistlerini ve sinsi Stalinistleri kınayan Orwell’e göre bu gibi destekçilerin ortak yönü, özgür ve eşit insanların kuracağı dünyada kaybedecek çok şeylerinin olmalarıydı. Bu yüzden kaybettirdiler, dehşete kapılıp insanlık dışı suçlar işlediler, sapıttılar. Bu yüzden insan gibi yaşamak isteyenlere, biraz yemek, bir ev, birkaç temiz çamaşır, makul çalışma saatleri talep edenlere tahammül edemediler.

Yine de demokrasi muhafızlarının yenilgisinde bir zafer görmüştü Orwell. Milis kuvvetlerine katıldığı ilk gün tokalaştığı bir İtalyan askerin unutamadığı yüzünde gördüğü zaferi (zafer değilse bile, adil olanların tarafını tutmanın sağladığı eşsiz huzuru) bir şiirle anlatmaya çalışmıştı: ‘Beni kusturan kokmuş kelimeler / onun kulaklarında hâlâ kutsiydi / Ve benim kitaplardan yavaşça öğrendiklerim / onun doğuştan bildikleriydi / İtalyan asker, iyi şanslar sana / ama şans cesur için değil / Ne geri verecek dünya sana? / Hiçbir zaman senin verdiğin kadarını değil’...

Savaş kaybedildi. İtalyan asker Troçkist ya da anarşist olduğundan Stalin’in ya da Hitler’in katilleri tarafından muhakkak öldürüldü. Ölüm sırasında fotoğrafı çekilen İspanyol özgürlük savaşçısı ise meşhur insan hakları beyannamesinde belirtilen ‘insanlık vicdanını isyana sevkeden vahşiliklere’ karşı savaşabildiği ölçüde yok yere vahşileşmedi. ‘İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için’ hayatını vermediyse şayet, dünyanın ona ne geri verdiği şüpheli.

   368 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik
25 Ekim 2008, Cumartesi   Özür kabahatten büyük olamaz: ‘Muhtaç’ bir insanlık savunusu
18 Ekim 2008, Cumartesi   Enternasyonalizm öldü mü?
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?
20 Eylül 2008, Cumartesi   Başbakan'a tenis tadında din dersi



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5624 1.5699
1 STERLİN 2.3989 2.4114
1 EURO 2.0039 2.0136



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

YURT SEVGİSİ

Ali Baturay

GÜLÜN DİKENİ FAZLA BATARSA!

Hasan Hastürer

Derviş Eroğlu, ateşten gömlek giydi...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

UBP'de bundan sonrası...

Ahmet Tolgay

DERVİŞ BEY'İN DÖNÜŞÜ...

Bilbay Eminoğlu

Kanlı Dere 90 yıl önce bir aktı, bir aktı ...

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Demokrasi sınavı ve UBP

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

BU KADARINA DA PES ARTIK!!!

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Terör, Tac Mahal, Hindistan

Oğuz Metiner

Hac ve kurbanın mahiyeti

Harid Fedai

Sefâlet!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital