|
Geçen akşam bir televizyon programına Girne'den telefonla katılan ve ismini vermek istemeyen bir bayan izleyicinin sözleri oldukça ilginçti.
"Hangi ekranı açsam Kıbrıs sorunu. Vay, yerin dibine batsın böyle sorun. Çözüleceğine de inanmıyorum" demesin mi?..
"Karşı karşıya bulunduğumuz sorunların çözümüne harcasınlar o enerjilerini" diye ekledi. Telefonu kapatmak üzereyken de, grevlerden, pahalılıktan, eğitimdeki, sağlıktaki karmaşadan söz etti.
Konuğum gazeteci-yazar Erten Kasımoğlu ile bakıştık ve anlam vermeye çalıştık.
Zaten Kasımoğlu da daha programın başlangıcında, insanı çıldırtma noktasına getiren ağır bürokrasiden yakınmıştı. "İnsanı daire daire dolaştırırlar, her dairede eline bir kâğıtçık tutuştururlar, ilgili memur falan saat gelecek derler. İş bilmezlik bir yana devamlı yokuşa sürerler, zorluk çıkarmaktan adeta zevk duyarlar" demişti.
Zaman zaman Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da aynı durumlardan yakınmıyor mu?.. Başbakan Ferdi Sabit Soyer daha geçen gün kamudaki benzeri sıkıntılardan şikayet etmemiş miydi?..
Peki; kim haklı burada?.. Talat haklı, Soyer de haklı! Vatandaş deseniz daha da haklı. Demek ki haksız yok!..
Bir memlekette Cumhurbaşkanı da, Başbakan da aynı dertten muzdarip ise, "ananı belleyen kadı, kime anlatın halini?" sözü akla gelmez mi?..
Ama Talat'ın, "bu memlekette pahalılık olduğunu söyleyenlere de şaşarım" sözü ile mutabık kalmak mümkün değildir. Birbiri ardına yapılan zamları herhalde kendisi de görmekte, duymaktadır. Geçen gün Bilbay arkadaşımız da değinmişti. En basitinden yağın litresi 6-7 YTL'ye fırlamış bulunuyor. Domatesin kilosu 3 buçuk YTL. Bu mevsimde taze fasulye 4 YTL. Ve daha bunlar gibi neler de neler... İsterseniz son bir örnek daha verelim. İki adım öteden gelen kayısı 9 YTL.
Söz konusu izleyici, Girne esnafının perişanlığından bahsederken sorduk: Lefkoşa, Mağusa, İskele ve Güzelyurt esnafının durumu farksız mı?..
Çeşitli sektörlerde yaşanan olumsuzluklara üstüne üstlük bir de kuraklık eklenince 'tuz biber' oluverdi.
Beri yanda hükümetle bazı sendikalar arasında bir çekişmedir gidiyor. Hal böyle iken, kendi iç hesaplaşmaları ilgisi olmayan insanlara, Kıbrıs Türk halkına ve öğrenciye fatura ediliyor. Ne ilgisi var?.. Hükümetle sendika arasındaki anlaşmazlıklar niye başkalarına yansıtılıyor?..
Bu nedenle değil midir ki, artık grevler de maskaralığa dönüştü. Eskiden grev dendi mi, yer yerinden oynar, hükümetleri bile sallardı. Çünkü en son kullanılacak silahtı grev. Şimdilerde o da anlamını yitiriverdi.
Gelelim kuraklık ve su konusuna. Su ile ilgili geçen günlerde bir takım çalışmalar yapıldığı açıklanmış, projelerden söz edilmiş, birbiri ardına beyanatlar verilmişti. O günlerden bu yana ne oldu, bilen var mı?..
Yoksa; bunlar da mı 'günübirlik politikaların' ürünü?..
Dedik ya, ekonomide duraklama yaşanırken, hayvancı sipariş edilen 70 bin ton kaba otun gelmesini beklerken, şimdilerde ot da, arpa da karaborsada. Çiftçiler Birliği Genel Başkanı Alican Kabakçı, altı ay öncesinden "Ağustos'ta ekmek 3-5 YTL olursa hiç şaşmayın" dememiş miydi?..
Tüm bunlar bir yana, KKTC'nin iç sorunları var diye, Kıbrıs sorunu ile ilgilenmemek olur mu?.. Elbette olmaz!
Çünkü Kıbrıs meselesi, dünyanın değilse bile, bir çok ülkenin merceği altındadır. İlgili ilgisiz burada neler olup bittiğini izlemekte, bilmektedir. Bu bir satranç oyunudur ve masadan kaçmak da olmaz!
Önemli olan, Kıbrıs sorunu var veya çözüm yok diye elimiz kolumuz bağlı oturmamaktır. Karşı karşıya bulunulan sorunların bir çoğunu yıllardan beri hep işitiyoruz, eleştiriyor, uyarıyoruz. İstedikten sonra bunlar halledilemiyecek cinsten sorunlar değildir. Bazıları var ki, boyumuzu aşar. Ancak bir ülkede Cumhurbaşkanı ve Başbakan, kamudaki hantallıktan, vatandaşa seri hizmet götürülememesinden yakınıyorsa, hükümet edenlerin değil de, kimlerin el atmasını bekleyebiliriz. Kaldı ki, hükümetçilik mazeret değil, fakat çözüm üretme yeridir.
Başta Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas olmak üzere, Rum Yönetimi eski başkanlarından Kliridis'e varıncaya kadar karşı taraftan gerekli uyarılar yapılmakta, doğru veya yanlış 2008 yılının son bir şans olduğu ifade edilmektedir.
Yani bir yandan Kıbrıs'la ilgili yeni bir sürece odaklanırken, beri yandan da iç bünyemizi güçlendirmemiz, ev ödevimizi yapmamız ve kendi evimizin içini de düzenlemeliyiz.
Vatandaşın beklentilerinin yerine getirilmesi ile Kıbrıs sorunu arasında bağlantı kurarak, bundan siyasi rant elde edebilme çabaları da, emin olun kimseye bir yarar sağlamaz. Çünkü vatandaş her şeyin farkındadır. Ve en iyi, en güzel yaşam hakkına layıktır. Bu hakkın elinden alındığını hissettiği takdirde, öyle bir şamar indirir ki, yerden kalkmak kolay değildir.
Nice aydın ve esnaf vatandaş, konu açıldığında "en iyisi bir vali idare etsin bizi" gibilerinden yakınma ihtiyacı hissederken, şikayetlerin hangi boyutlarda olduğu gerçeği daha iyi anlaşılabilir.
Ne olur, üzmeyin vatandaşı. Bezdirmeyin ve çıldırtmayın!..
Hükümetlerin ellerinde öyle çareler vardır; yeter ki kullanabilme becerisini gösterebilsin...
|