|
Aylar değil, fakat haftalar ve günlerdir beklenen 3 Eylül görüşmesi de gerçekleşti. Gerek Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gerekse Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, ilk günün mesajları yanında 'örtülü istekleri'ni de kamuoyuna yansıttılar.
Talat, Rum tarafıyla müzakerelere sıfırdan başlamadıklarını, dolayısıyla müzakerelerin çok uzun sürmeyeceğini söyledi.
Bu mesajın açılımı şöyledir: Yarım yüzyıla merdiven dayamış bir sorunun, 'Afrodit' misali ellenmemiş yanı kalmış değildir. Her yeri enine boyuna incelenmiş, bazı uzuvları üzerinde mutabık kalınarak eller sıkılmış, bazılarında da eller havada kalmıştır.
Her şey bilindiğine göre, daha fazla zaman kaybına gerek yok. Oyalamaca da yok! Bizi ilelebet masaya mahkum edemezsiniz! Kabul edemeyeceğimiz taleplerle bizi zora sokma taktiğine sakın başvurmayınız. İtibar etmeyiz. Zaten bu kez böyle bir lükse de sahip değilsiniz. Burada iki eşit halkın temsilcileri olarak bulunuyoruz.
Nitekim Cumhurbaşkanı Talat, bu değerlendirmemizi teyit edercesine "iki taraftan biri, diğeri üzerinde yasal üstünlük kurmaya kalkmasın" şeklinde dile getirmiş ve gerekli uyarıda bulunmuştur.
Mehmet Ali Talat'ın, altını çizdiği bir diğer önemli husus da garantörlük konusuydu. 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmaları'nın devam etmesi gerektiğini vurguladı.
Aslında bunu daha kesin bir ifadeyle ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek bir şekilde de dile getirebilirdi. Ama gene de Rum tarafına, Yunanistan'a ve de İngiltere'ye gerekli mesaj verilmiş oldu. Ama özellikle de Hristofyas'a. Çünkü o Hristofyas, seçim kampanyası döneminden beri, ondan sonra da Rum Yönetimi Başkanlığı koltuğuna oturdu oturalı 'garantörlük takıntısı'ndan muzdarip. Bu hastalıktan bir türlü kurtulamıyor. O kadar ki, görüşme arifesinde bile kırık plağı yeniden üzerine koydu ve "Türkiye ve Yunanistan, garantörlük hakkından feragat etmeli" dedi. Onun için diyoruz, Talat'ın bu konuyu bir çırpıda kesip atması gerek!
Hiç olmazsa bu boşluğu Başbakan Ferdi Sabit Soyer doldurdu ve Türkiye'nin garantörlüğünün tartışılamaz olduğunu belirtti.
Bir noktada belki Sn. Talat'ın dili sürçmüş olabilir. "Amacımız, bölünmüş olan adayı, iki toplumun yaşadığı ortak bir varlık haline getirmektir" derken, 'toplum' yerine 'halk' deseydi, çok daha iyi etmiş olurdu. Çünkü, Kıbrıs'ta Maronit, Ermeni, Latin azınlıkları bir yana, siyasi eşitliğe sahip iki halk vardır: Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıs Rum halkı. Ne tek bir 'Kıbrıs halkı' vardır, ne de tek veya iki ayrı 'toplum!'
Neyse ki, Sözcü Hasan Erçakıca da bu noktada Soyer'in benzeri bir açıklama yaptı ve 'halk' kelimesini gündeme koyuverdi.
Şunu bilmek gerekir. Talat'ın müzakere masasında Hristofyas'tan ne bir fazlası vardır, ne de bir eksiği!.. Elbette tarafların avantajları ve dezavantajları vardır, ancak masa başında tamamen eşittirler.
Gelelim Hristofyas'a. Rum lider, BM'yi adeta pas geçerek, çözümün AB çerçevesinde olması gerektiğini, çünkü AB üyesi olduklarını söyledi. Dedik ya; senin AB üyeliği avantajın var diye, o avantajı kullanarak, Kıbrıs Türk tarafı üzerinden prim veya puan sağlayacaksan, bari bir çözüm olsun da ona göre sağla. Bu hususun altını çizen Hristofyas, burada yine Talat'ı baskı altına alma taktiğini oynuyor, BM ile tam bir işbirliği içinde olacaklarını da iş ola ekliyor. Eğer uluslararası alanda Kıbrıs sorununun BM zemininde çözülmesi gerektiği vurgulanmamış olsa, Hristofyas bunu bile söylemeyecek ve es geçecek.
Burada verilmek istenen hassas mesajın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından iyi algılanacağını umarız. Çünkü AB üyeliğinden böbürlenerek söz eden Hristofyas'ın, Kıbrıslı Türklerin üzerindeki ambargoların kaldırılması ve Kıbrıs Türk halkının izolasyondan kurtulmasına yönelik atılan tüm adımları engellediği gerçeği gün gibi ortadadır.
Bu gönderme doğrudan Talat ve Ankara'yı hedef almakta olup, Hristofyas'ın garantörlükle ilgili sözleriyle de doğrudan bağlantılıdır. Hristofyas, bir taşla birkaç kuş vurma taktiğine başvurdu ve bu konudaki kartını masanın kenarına iliştiriverdi.
Rum lider ayrıca herkesin Kıbrıs'ın toprak bütünlüğüne saygı duyması gerektiğine işaret ederken, yine içindekilerini ortaya döktü. Burada sormak gerek, hangi Kıbrıs'ın?.. KKTC'nin mi, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin mi?.. Kıbrıs Türk halkı, 21 Aralık 1963'ten 20 Temmuz 1974'e kadar geçen süreçte toprağın yüzde 3'üne sıkıştırıldığı zaman da, 'Kıbrıs'ın toprak bütünlüğü'ne saygı duyulmuş muydu?..
"Biz tek devlet üzerinden çözüm bulunmasını istiyoruz" şeklinde konuşan Hristofyas, öyle anlaşılıyor ki, bakir bir doğuma da karşı, 'iki kurucu devlet' esasına da!..
Dahası, kendisi Kosova'nın toprak bütünlüğüne saygı duyuyor mu?.. Güney Osetya ve Abhazya halklarının egemenlik hakları ve toprak bütünlüğü konularında ne düşünüyor?..
Evet; Talat-Hristofyas görüşmesinden sonra ilk günün mesajları ve örtülü isteklerini sizlerle paylaşmak istedik. Özellikle örtülü isteklerin hangi amaçlara yönelik kullanıldığını da açarak, değerlendirmelerde bulunduk. Farkındaysanız, tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek uluslararası kimlik konusuna henüz değinmedik. Kısmetse bir başka gün değiniriz.
Sonuçta; hiç de kolay bir sürecin olmadığını bilenlerdeniz. Adil ve kalıcı bir çözüm bulabilme yönündeki çabalardan sonuç alınması isteniyorsa, iyi niyet ve samimiyetten önce Kıbrıs gerçeklerinin göz önünde tutulması gerektiği inancındayız. Başarının formülü de budur. Çünkü köprülerin altından çoook sular geçmiştir!..
|