|
"Artan üretim maliyeti, daha az yerel üretim, daha çok ithalat demektir. Daha az yerel üretim, daha çok işsizlik demektir. Daha çok işsizlik, daha çok göç demektir. Daha çok göç, Kıbrıs Türk varlığının yok olması demektir."
Yukarıdaki görüşler, 'Artık Yeter' başlığı altında 'Sivil İtaatsizlik Eylem Komitesi'nin yayınladığı bildiride vurgulanan hususlardı.
Daha ne deniyordu o bildiride bilmek ister misiniz?..
"Hükümetlerin yanlış icraatları ile büyütülen kamu açıklarını, elektriğe, akaryakıta, seyrüsefer ve her türlü harca fahiş zamlar yaparak kapatmak mümkün değildir. Yapılan zamlar, tüm halkımızın belini bükmekte, yerel üretimin girdi maliyetlerini yükseltmekte, ülkemizde pahalılığın artmasına neden olmaktadır.
Yerel üretimi temsil eden, Kıbrıs Türk Sanayi Odası ve üretici birlikleri olarak bizler bu gidişe artık yeter diyoruz.
Kamu açıkları zamlarla kapatılamaz. Hükümetlerin yanlış icraatlarının bedelini işyerlerimizi kapatarak ödemek istemiyoruz. Kamuya istihdam ve gizli işsiz ordusu yaratmak, işsizlik sorununu çözmez. Kamu çalışanı ile özel sektör çalışanı arasındaki uçurum kapanmalıdır. Yapısal değişiklikler yapmak zamanıdır. Olası çözüm sonrası çok geç olacak. Unutmayalım: Bir ülkede mal ve hizmet üretimini yok etmek: o toplumu yok etmekle eş anlamlıdır."
Açık konuşmak gerekirse, bu görüşler doğru mudur, değil midir?.. Yatırımcı haklı mıdır, değil midir?.. Bugün gelinen aşamada, sadece CTP-ÖRP iktidarı değil, gelmiş geçmiş hükümetler sorumludur. Bunun da altını çizmek gerek. Özel sektöre maalesef hiç biri de hakkını ve değerini vermiş değildir. Özel sektörü sadece okşamışlar, "nasıl olsa siz, bizdensiniz" diyerek, AB'nin Hristofyas'a yaptığı gibi, arkasını sıvazlamışlar, ondan sonra da bazı sendikaların esiri olmuşlardır.
Yalan mı bunlar?.. Yalandır diyenler beri gelsin!..
Bir ideal uğruna aynı yolu yürürken, ortaya çıkan çıkar çatışmalarında saflar yeniden belirlenmiş, hedeflerini Kıbrıs sorununun çözümüne bağlayanlar da, o koltuklara oturduktan sonra, bu işlerin hiç de kolay olmadığını anlamışlardır.
Şimdikiler, Rum'un kölesi olmayı amaçlayan çözüm şekilleri konusunda Kıbrıs Türk halkının kafasını bulandırmakta, direniş ve tepki olmasa 'olsun da nasıl olursa olsun' şeklinde bir çözümü empoze etmeyi mi düşünmekte miler?.. Eğer böyle bir düşünceleri varsa, hemen akıllarından çıkarsınlar. Çünkü bu halk 'aptalları oynamayı' artık çok gerilerde bırakmıştır.
Bu halk dilense de, dilendirilirse de, Rum'un kucağına oturmak niyetinde değildir. Hristofyas istediği kadar hamilelikten söz etsin, istediği kadar doğacak çocuktan söz etsin, biz en azından doğacak çocuğun erkek ise, sünnet olacak mı, olmayacak mı onu merak ediyoruz.
Dün sabah tesadüfen yanıma yılların sanayicisi, iş adamı Fadıl Rinter uğradı. Sabah kahvesini Kıbrıs gazetesinde birlikte içiverdik. Yıllar boyu Kıbrıs Türk Sanayi Odası yönetim kurulunda aktif görevlerde bulunan Fadıl Rinter'i tanımayan yok. Ünlü 'Magic' şampuanlarının mimarı da diyebiliriz kendisine. O denli ki, zamanında Türkiye'nin önde gelen kuruluşlarından biri olan Gima'ya uzun süre ürünlerini ihraç etmiş... Bir KKTC ürünü olan 'Magic' şampuanlarını Türkiye piyasasında bile tanıtmış ve sevdirmiş... Hem de dev işletmeler karşısında.
Peki; ama ondan sonra ne olmuş?.. Sermaye yönünden zengin işletmeler ve uluslararası şirketlerin rekabeti karşısında dayanma gücü kalabilir mi?..
İşte Kıbrıs Türk üreticisinin en büyük sorunu bu. Aynı sorun çiftçi için de geçerli, hayvancı için de... Aynı sorun sebze ve meyve üreticisi için de geçerli, narenciye üreticisi için de!.. Aynı sorun inşaat sektörü için de geçerli, mobilya, hatta süt, et ve tavuk ürünleri için de...
Sen devlet ve hükümet olarak bu sektörleri yeterince koruyabildin mi?.. Amerika, İngiltere, Japonya, Çin ve diğer ülkeler, öncelikle kendi üreticilerini koruyucu önlemler alırken, sen ne yaptın?.. İhracatı öldürdüğün gibi, ithalatı pompalamakla ne elde ettin?.. Arjantin'den limon ithal etmekle başın göğe mi değdi?.. Buradaki limon üreticilerine darbe vurmadın mı?..
Böyle mi olmalı ekonomik politikalar, böyle mi desteklenmeli bizim sanayicimiz, iş adamımız, yatırımcımız, üreticimiz, turizmcimiz?.. Hatta çiftimiz, hayvancımız?..
Hani kamu ile özel sektör arasındaki uçurum ortadan kalkacak ve bir denge politikası uygulanacaktı?.. Nerede verilen sözler?.. Avrupa Birliği de 24 Nisan 2004 Annan Planı referandumunda çok sözler vermiş, ama hiçbirini de tutmamıştı, verdiği sözlerin hiçbirini de yerine getirmemişti. Üreticiye karşı bizdeki devlet ve hükümet politikası da AB'den mi esinlenmiştir?..
Durum gerçekten ciddi ve hiç de hoş değildir. Hayatta ipleri elden kaçırmak kadar kötü bir şey olamaz. Zamanında ipler o kadar gevşek tutulmuştur ki, bugün toplumda sektörler arasındaki dengesizlik tavana vurmuş, uçurumlar oluşmuştur. Bunları ortadan kaldırabilecek bir mekanizmanın oluşturulması bu kadar mı zordur?..
Gelmiş geçmiş yönetimler bunları başaramamışsa, bari bu günkü iktidar başarsın.
Ayrıcalıkları ortadan kaldırsın!..
|