|
"İzolasyon canavarı"ndan bir türlü kurtulamayışımızın bir nedeni, bu konuda yeterince agresif olmamamız, tabiri caizse "kıyameti koparmamamızdır"!... Propagandamızın zayıflığı ve ulusal karakterimizin buna elverişli olmaması, Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki çığırtkanlığı ve agresif girişkenliğiyle birleşince elde ettiğimiz kazanımların çok sınırlı olmasına şaşmamak lazım!
Halbuki bir insan hakları meselesi olan ve çözümü siyasi sorunun çözümlenmesi şartına bağlı olmaması gereken bu konuda çok daha iyi bir konumda olmamız gerekirdi... Alalım spor ambargosunu: 1988 yılında, Cenevre'de Kıbrıs görüşmelerine katılırken, İsviçre'de olmamızı fırsat bilerek, spor ambargosununun kalkması için toplanan 70 bin imzalı bir dilekçeyle, zamanın Milli Olimpiyat Komitesi Uluslararası İlişkiler Sorumlusu olarak, bir meslektaşımla birlikte, Lozan kentine gitmiştik. Dilekçeyi, orada.bulunan Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin "Milli Olimpiyat Komiteleri Arasındaki İlişkiler" Direktörü'ne vererek, üzerimizdeki spor ambargosunun kalkmasını ve sporcularımızın Olimpiyatlara katılmasına olanak sağlanmasını talep ettik.
Bizi dinleyen yetkili, Olimpiyat Oyunlarına katılamamamızın nedenini ayrı bir ülke olarak tanınmamamıza bağladı. Siyasi tanınmanın koşul olmadığını hatırlatıp Hong Kong, Filistin ve Porto Riko gibi örnekler verdik. Bu kez "Kıbrıs sorununun çözümünün spor konusundaki sorunumuzu da çözeceğini" öne sürdü. Cenevre'deki siyasi görüşmelerde taraflara başarılar diledi... Bu kaçamak cevap karşısında, spor gibi apolitik olması gereken bir konunun siyasi koşullara bağlanmaması gerektiğini, nitekim siyasi sorunun çözümlenmesinden en az bizim kadar sorumlu olan Kıbrıs Rum tarafının spor konusunda hiçbir engelle karşılaşmadığını, esasen Kıbrıs'ta baştan beri eğitim, kültür ve spor gibi konuların her toplumun kendi yetki alanına giren hususlar olduğunu anlattık. Söylediklerimize karşı geçerli mazaret üretemeyen yetkili, sonunda bize "iyi şanslar" dilemekten öteye gidemedi.
Gidemedi de, biz o günden sonra onların kapısını kaç kez çaldık? Yoksa, sadece iyi bir başlangıç yapıp, hemen her konuda olduğu gibi, işi orada bıraktık mı? Bırakın 70 bini, 70 imza toplayıp da yeniden karşılarına çıktık mı? Evet..çok yazılar yazdık ama kaçının okunduğundan emin değilim!.. Halkla ilişkiler uzmanı arkadaşlar, bu işte tekrar ve ısrarın başarının anahtarı olduğunu söylüyorlar. Kıbrıs Rum tarafının ısrarcılığı, başkalarını taciz etmek pahasına bir işin peşini bırakmamaları bir örnek olarak önümüzde dururken, biz yakalandığımız "takipsizlik" hastalığından bir türlü kurtulamıyoruz!...
Spor ambargosunu kırmak için yurt içinde ve dışında çeşitli girişimler yapıldığını biliyor, bazılarını basından okuyoruz. Örgütsel ve bireysel düzeyde yapılan bu tür faaliyetler tabii ki takdire şayandır. Yeter ki siyasi statümüz ve eşitliğimizden taviz vermeyelim!.. Ancak bunların yeterli olmadığı ve bizi istediğimiz amaca ulaştırmadığı da aşikardır. Daha fazlasını yapmalı, yeni açılımlar, yaratıcı yöntemler bulmalıyız. Yoksa daha uzun süre bu konudaki yaklaşımımızı, şikayet etmenin ötesine götüremeyiz.
Bu noktada değinmek istediğim bir husus daha var: Çok tekrarlanan bir klişe olsa bile, kendi içimizdeki birlik ve beraberliği korumanın önemi... Uzun yıllar yürüttüğüm yurt dışı Temsilcilik görevlerimden bir yıl kadar önce yurda döndüğümde, Kurucu Üyesi olduğum Milli Olimpiyat Komitesi'nin yerine bir başkasının kurulduğunu ve varlığını sürdürmeye devam eden birincisiyle bir nevi "yasallık" çatışması içinde olduğunu üzülerek öğrendim. İşte bu da diğer bir "hastalığımız"!.. Dışta siyasete kurban edilmemesi gerektiğini savunduğumuz spor konusunu, acaba içte siyasete kurban mı ediyoruz?
Kimin haklı kimin haksız olduğu konusunda kimseyle polemiğe girmek amacında değilim. Konuya çok genel hatlar içerisinde değinmemin nedeni budur. Ne içte ne de dışta sporun, veya herhangi bir konunun, yüzde yüz politikadan arındırılmasının mümkün olmadığını da idrak ediyorum. Mesele, bir halkı ve insanlığı yakınlaştırması, birleştirmesi gereken bir konuda politikayı aşabilip aşamayacağımızdır. İç sürtüşmelerimizi bir kenara bırakıp asgari müşterekler ve ortak amaçlarda birleşemezsek uğraşlarımızı ileriye götüremeyiz. Adında "milli" sözcüğü bulunan bir konuda bunu yapamazsak hangi konuda yapabiliriz?
Hepinize mutlu, "izolasyonsuz" Yeni Yıllar dilerim!
|