|
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 9. yıldönümü öncesiydi. Zamanın Dışişleri ve Savunma Bakanlığında 1. Sekreter, yani "Başkatip" idim. Heyecanlı, misyonuna inanan, mesleğini seven bir kamu görevlisiydim. 20 Temmuz'un kalıcı simgesi olacak bir amblem (logo) yarışması açıldığını bir meslektaşımdan öğrenmiştim. Üniversite yıllarımda "dizayn" çalıştığımı bildiği için katılmam konusunda beni teşvik etti.
Yine kendi Bakanlığıma bağlı bir birimin açtığı bir yarışmaya katılmamın doğru olup olmayacağına ilişkin kısa bir tereddütten sonra katılmaya karar verdim. Şartnamede "Dışişleri mensupları katılamaz" diye bir sınırlama yoktu ve açık isimle değil kod isimle katılınacaktı. Dolayısıyla "torpil" söz konusu değildi!
Amblemi yapıp gönderdikten bir süre sonra beni arayıp çizimimin seçildiğini bildirdiklerinde çok mutlu olmuştum... Bu bana en az mesleğim kadar haz vermişti çünkü, küçük de olsa, bütün kültürel eserler gibi, bunun da bir kalıcılığı vardı. Amblemden afiş, plaket, hatıra parası ve benzeri malzeme basılacak, posta damgası olarak kullanılacaktı. Nitekim bütün bunlar yapıldı ve, bildiğim kadarıyla, her yıldönümünde bazıları yapılmaya devam ediyor.
Ama bana en çok keyif veren tarafı, Kıbrıs Türk halkının verdiği onurlu mücadele ve Türk Barış Harekatı'yla ilgili olarak amblemin verdiği mesajın seçici heyet tarafından takdir edilmiş olmasıydı. Bir versiyonunu aşağıda sunduğum amblemde, verilen mücadeleyle 20 Temmuz'un anlamını özetlemeye çalışmıştım: Mücadele, zafer ve barış!
EKLENTİ BURAYA GİRECEK
OSMAN / AMBLEM
Güneşin 11ışını, 1963-74 döneminin mücadelesini yansıtıyordu. "Zafer" için evrensel bir simge olan "V" (Victory) harfini güvercinin açık kanatları oluşturuyordu. Barış ise ağzında 9 yapraklı bir zeytin dalı bulunan (1974'ten sonra o güne kadar barışın her bir yılı) güvercin tarafından temsil edilmekteydi. Kanatları güçlü bir güvercin!.. Romantik değil, gerçek ve kalıcı bir barışın simgesi!
Türk Barış Harekatı'nın üstünden 34, amblemin çizildiği tarihten bu yana ise 25 yıl geçti. Mücadeleyle dolu yıllar!.. Tek farkı, silahlı mücadelenin şimdi diplomatik, siyasi ve ekonomik mücadeleye dönüşmüş olmasıdır. Onun kadar önemli ve en az onun kadar zor bir mücadele!.. Çünkü tarihimizde "savaş alanında kazanılanların masada kaybedilmesinin" örnekleri ve bunun ulusal psikolojimizdeki yansımaları var! Kıbrıs'ta tarihin tekerrürünü kim ister?
Peki zafer? Büyük Atatürk'ün dediği gibi, askeri zaferler ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça kalıcı olamazlar. Bu konuda katedilmesi gereken mesafe büyük! İçteki yönetim bozukluklarına, halkımıza karşı 45 yıldır uygulanan haksız izolasyon ve kısıtlamalar eklenince karşımıza bugünkü dağınık, sorunlarla dolu tablo çıkıyor. Halkımızın dayanma, direnme gücüyle morali, ekonomik ve sosyal sıkıntıların hafifletilmesine ve sonuçta giderilmesine bağlı. "Dayanma, direnme gücü" diyorum, çünkü karşı taraf oyalama taktiklerinde kararlı görünüyor!
Ya o dilimizden düşürmediğimiz "barış"? Ada'ya sulh ve sükunun 1974 Türk Barış Harekatı'yla geldiğini kimse inkar edemez. Aslında, Kıbrıs'ta barış vardır; olmayan iki taraf arasında bir uzlaşı, bir anlaşmadır. İsterseniz adına "çözüm" deyin, ama bu işin özünü değiştirmez. Kalıcı, sürdürülebilir yeni bir ortaklığın ise tarafların birbirlerinin eşit hak ve statüsüne saygı göstermesiyle mümkün olacağı ortadadır. Türk Barış Harekatı işte bunun altyapısını, fiziki ve coğrafi koşularını oluşturmuştur. Mesele bunu bir anlaşmayla sonuçlandırmak, kalıcılaştırmaktır.
Bugün karşımızda 1974'ten, hatta 1983'ten oldukça farklı bir tablo vardır. Ancak, bütün karşılaşılan zorluklara ve değişen dünya konjonktürüne rağmen, "aynı yarışma bugün yapılsaydı, aynı amblemi çizer miydim" sorusuna yanıtım, kesinlikle "evet"tir! Çünkü, koşullar değişmiş olmasına karşın, 20 Temmuz Barış Harekatı'nın anlam ve amaçları değişmemiştir. Sadece mücadelenin şekli, metodları değişmiştir. Ekonomik refah (yani kalıcı zafer) ve siyasi anlaşma (yani kalıcı barış) uğrunda mücadele edilmesi gereken hedefler olmaya devam etmektedir. Bugüne kadar istenilen noktaya ulaşılamamış olması, bundan sonra ulaşılamayacağı anlamına gelmez. Yeter ki yeni bir birlik ve seferberlik ruhu ile hareket edelim... Ulus olarak zor zamanların insanları olduğumuzu unutmayalım.
|