|
Toplumsal palavraların en şatafatlılarından biri... Hani şu "Ne yapıyorsak çocuklarımız için yapıyoruz, her özveri çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak adına" palavrası...
Çocuklarımızın geleceğini kurtarmak, onların tabağından atıştırmakla olmuyor... İşin doğrusu, kendi boğazımızdan kestiğimizi onların tabağına aktarmakla olabilir o iş ancak...
Özelden çıkıp evrensele baktığımızda daha net ve daha görkemli görünür aslında bu palavranın arkasındaki acı gerçekler...
Gezegenimizdeki ekolojik dengeleri altüst edip geleceği kabusa dönüştürebilmesi için insanlığa sadece yüz yılcık yetti!...
Milyonlarca yıllık bir geçmişi olan beşeri tarihin içinde nedir ki bu yüz yılcık?!...
Gelgelelim şu son yüzyıl milyonlarca yıllık beşeri tarihin altını üstüne getiren felaket tetikleyicilerinin uğursuz zamanı oldu...
* * *
Yeni keşifler ve endüstrileşme adına girişilen doyumsuz serüvenler, gezegenimizin asude ve romantik dönemlerini çok gerilere itip, toptan mahvolma sürecinin kapılarını açtı...
Cehennemin kapılarının açılmasıyla eş anlamlı bir durum bu...
Atmosferde, karada ve denizlerde oluşturulan tahribat ve kirlilik ekolojik dengelerin berhava olmasına yol açtı...
Ozon tabakası kalbura çevrildi...
Küresel ısınma afetinin kaçınılmaz ahkamları olağan olaylar arasına girdi...
Geride bıraktığımız yüzyılın başlarında insanlık bütün bu felaketlerin yabancısıydı... Şimdi ise tanığı ve yaşayıcısı...
Ama şimdikiler daha nedir ki?.. Felaketleri esas yaşama talihsizliği asıl bizden sonra gelecek nesillere düşecek...
Olağanüstü doğa olayları, kuraklıklar, kıtlıklar, hastalıklar, salgınlar...
Son yüzyıl boyunca ne yapılmışsa hep çocuklar adına yapıldı ama, gelin görün ki yapılanlar hiç de o çocukların hayrına olmadı...
Geleceğe içinde yaşanılması çok zor bir dünya bırakılmaktadır...
* * *
Şimdi dilerseniz evrensellikten tekrar kendi özelimize dönelim...
Çok değil; 45-50 yıl önceki temiz, asude ve dürüst yaşamın yerinde yeller esmekte şimdi... Bu minicik ülkede toprakları, havası, suyu ve insan ilişkileri alabildiğine kirletilen bir ortamda "Ne yapıyorsak çocuklarımız için yapıyoruz" palavralarının ortasında, kapkara bir komediyi yaşamaktayız...
Çocuklarımıza miras bırakacaklarımız nelerdir?.
Yeşili ve verimi yok edilerek betonlaştırılan topraklar mı?..
Denetimsiz tarım ilaçlarıyla zehirlenip yıllar ve yıllar boyu sağlıklı ürün verme özelliğinden yoksun bırakılan ve daraltılan tarım alanları mı?...
Yakılıp kül edilen ormanlar mı?
Bir yandan kirletilen, diğer yandan da yoksullaştırılan su kaynakları mı?...
Beton setler yüzünden insanların denizle yüzleşmesinin gittikçe zorlaştığı sahiller mi?..
Nesli tüketilen canlılar ve bitkiler mi?...
Anarşiye dönüştürülen ve her gün kanla baş baş yıkanan trafik mi?...
Kanserin ve diğer fiziki ve psikolojik hastalıkların envai mi?..
Plansız - programsız ekonomilerin girdabında körüklenen sosyal bunalımlar mı?..
İşsizliğe, karamsarlığa ve ülkeden kaçış psikozuna çanak tutan kemikleşmiş popülizm mi?..
Çarpık çurpuk kentleşmeler mi?..
Çocuklarımız için oluşturduğumuzu öne sürdüğümüz kentsel yeşil alanları elektriksizliğe ve susuzluğa mahkum ederek yaratmaya başladığımız kentsel çöller mi?...
* * *
Palavra sıkmayı bir yana bırakalım ve dürüstçe gerçek yüzümüzü görelim...
Çocuklarımız adına yaptığımızı öne sürdüğümüz her yatırımda inanılmaz bencilliklerimiz, falsolarımız, ihanetlerimiz ve ikiyüzlülüklerimiz var...
Egoizm ve basiretsizlikler belki bu acı gerçeği görebilmemizi şimdi engellemektedir...
Ama gelecekte yüz yüze bırakıldıkları sorunların, yoklukların ve bunalımların biteviye şaklayan kırbaçları altında çocuklarımız bizim görmek istemediğimiz gerçekleri çok iyi görecekler... Ve hakkımızda ne iyi şeyler söyleyebilecekler, ne de düşünebilecekler...
Çocuklarımıza karşı gerçekçi, akıllı ve vizyonlu bir sevgi içinde değiliz maalesef...
* * *
ÇEVRE SKANDALI : Bugün Lefkoşa parklarının elektriksizliğe ve susuzluğa mahkum edilişinin 111'inci günü... Başkent parkları bir daha yeşillenmemecine çölleşiyor... Çölleşen bu çevre çocuklarımızın emanetidir... Emanete hıyanet edenleri ve buna kayıtsız duran herkesi buradan protesto ederim... (A. TOLGAY)
|