|
Bir sevgili, iki aşığa her zaman mutsuzluk getirmiştir...
Hele bu aşıklar ikiden fazla ise, mutluluğu yakalamak daha da zordur..
Hazreti Adem'in oğulları Habil ve Kabil paylaşamadıkları kızkardeşleri için birbirlerine girdiler.....
Ve bu trajik hikayenin sonunda Habil, Kabil'i öldürdü....
Tarihin bu ilk cinayetinde, kardeşinin cesedini nasıl ortadan kaldıracağını düşünen Habil, bunu bir karganın öncülüğünde gerçekleştirdi...
Toprağı kazdı ve onu gömdü...
***
Dört din kitabı da Ademoğlu'nun bu serüvenini acı bir dille anlatmaktadır...
Bir sevgili iki aşığa az gelir..
Bugün bir sevgiliye yani bu adaya sahip olma kavgası işte bu tarihsel doyumsuzluktan kaynaklanmaktadır...
Mitolojide Paris'in Helena'yı kaçırmasıyla başlayan ve Yunan halkı ile Anadolu halkı arasında başlayan kavganın aradan 4-5 bin yıl geçmesine karşın hala izlerini taşıması da tarihin derinliğinden gelen bu düşmanlığın hala eskimeyen bir "hit" parçası gibi cazibesini korumasına neden olmaktadır.
Ama nasıl bir cazibe, "öldüren cazibe"....
***
Akhilleus'un Hektor'u öldürmesi benim yüreğimde her zaman bir üzüntü kaynağı olmuştur...
Mitoloji sözlüğünü her karıştırdığımda Tanrı Zeus ile Hera'nın ölüm terazisinin ağırlığını Hektor'dan yana kullanması beni hep tedirgin etmiştir....
Bu, belki de kendimi Anadolu halkı ile eş tuttuğum için Hektor'un ölümüne bu kadar üzülmüşümdür...
Kimbilir belki de ondan yana birşeyler taşıdığım için olacak...
Ama, Hektor'un Patraklos'u öldürmesi de hiç kuşku yok bir Elen ve bir Kıbrıslı Rum'un yüreğinde de burukluk yaratır şüphesiz...
Öyle olmasa, aradan binlerce yıl geçmesine rağmen bugün bile yarış atlarına Akhilleus ve Patraklos isimleri verilir miydi?...
Oysa bu coğrafyanın insanlarına baktığınız zaman onlarda bulduğunuz tek gerçek birbirlerine çok benzedikleridir...
Sevinçleri ve hüzünleri de aynıdır..
Bir taraf zeybek oynar, diğer taraf sirtaki...
Daha da önemlisi, bu coğrafyada yaşayan insanların genelde bir madeni paranın iki yüzüne benzediğidir...
Ve dünyanın en güzel coğrafyasında yaşayan bu insanlar, ne acıdır ki kaderlerini her zaman okyanuslar ötesindeki otoritelere çizdirmekte, halklarının mutluluğunu uzaktan kumandalara karşı çıkmayarak "ipotek" altına sokmaktadırlar....
Benim inancıma göre, bu adada yaşayan insanlara düşen görev bu ipoteği kaldırmalardır..
Çünkü insanoğlunun en doğal hakkı öldürülmek değil, sevginin ve hoşgörünün hakim olduğu bir dünyada yaşamaktır....
Ve bu da medya denen olgunun olayları tarihsel geçmişin perspektifi içinde değil, gelecek güzel günleri nasıl yaratacakları uğraşı içinde değerlendirmeleri en içten dileğimdir...
Çünkü, bir sevgili iki aşığa her zaman az gelmiştir...
Not: Bu yazı bir bildiri olarak kaleme alınmıştı, köşe yazısı olması talihsizlik olmasa gerek...
|