|
"Bu dünyada iki şeye, yanar içim göynür özüm...
Yiğit iken göçenlere gök ekini biçmiş gibi..."
Gök ekini ne demektir diye uzun süre düşündüm...
Bulabilmek için belki günler, belki de haftalar geçirdim...
Gök ekini ne demekti?...
Birçok kişi elbette bunu ilk anda kavrayabilir veya kavradığını sanır...
Ama, nedense ben kavrayamamıştım...
Bazı insanlara ise bunu anlatmak oldukça zor...
Bazen karşınızdaki insan, o koskoca kafanızın hepsini zeka olarak yorumlar...
Bu, bence küçük kafalılara bir hakarettir de aslında...
Gök ekini ne demekti...
Benim için işin sırrı buradaydı...
***
Aradan zaman geçti...
Sonra yine düşündüm ve buldum...
Yağmur demekti aslında...
Ve dizeleri bir kez daha kafamdan geçirdim...
"Bu dünyada iki şeye, yanar içim göynür özüm...
"Yiğit iken göçenlere gök ekini biçmiş gibi"...
Ve gök ekini biçmenin ne anlama geldiğini kavramıştım...
Yağmur demekti...
Ve koca Yunus, genç yaşta hayata veda edip giden yiğitlerle yağmur gibi ağlıyordu...
Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurlara nazire yaparcasına ve de yürekten...
***
Bu dizeler Yunus Emre'ye ait olduğuna göre, yiğit ölümlerine üzüldüğü açıkça belli oluyordu...
Bunun yanında bir de özenti duyuyordu...
Yiğitlik payesi alarak iz bırakmaktı demek ki derdi...
Oysa sevgiyi her şeye baş tacı yapan o değil miydi?
"Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz" demek her yiğidin harcı değildi...
Sevginin tüm dertlere çare olacağını bilmek ise, ayrı bir erdemdi...
Günümüz dünyasında erdem sadece, isim ve soyadlarında kalmıştı...
***
Ama, Yunus Emre, üzülmekle kaybetmemişti...
Bugün hâlâ en önemli sorun olarak duran "küreselleşme" feryatlarını sessizce aşıp gitmiş ve dünyaya mal olmuştu...
Sermayesi nedir diye sorarsanız bir tek sözcükte toplanmıştı...
Sevgide...
Sevgi bütün yürekleri açan tek sihirli anahtardı ve insanlar sevgiye muhtaçtı...
Ve her kötü insanda bir iyi taraf vardı...
Önemli olan ona gönül gözü ile bakmaktı...
|