|
Alacakaranlık bir öğle vaktiydi...
Öğle vaktinde karanlığı yaşamak, o günlerde modaydı...
Tozduman'nın "Ak burçak, kara burçak babam dükkan açacak...
Evlenmeyin bekarlar naylon kızlar çıkacak" türküsünü söylediği yıllardı...
Sonraki yıllara baktığımda naylon kızlar geride kalacaktı...
Naylonun ötesine de geçecektik...
***
O kabus gibi hatırladığım günde, benim yaşamadığım babamın evinin kapısında ilginç bir tartışma vardı...
Yüzü hafifçe kızaran kadın ısrar ediyordu...
"Lütfen Mehmet Bey" diyordu...
Ben ısrarın manasını ertesi gün çözecektim...
Malum ya, derini kenardan o zaman da fark edemezdim...
Bazen, şimdi de fark edemem ya, oysa bir mesele(!)...
***
Rasiha Hanımın ısrarı bir yakarışa dönüşmüştü...
Sanki, bu sefer seni öldürürler der gibiydi...
Babam, yüzünde hiç eksiltmediği kendine özgü gülümsemesine, devam etti...
İş ciddiydi ve o ölümden korkmuyordu...
İnsanlar vuruluyor, kayıt defterinden adları siliniyordu...
Rasiha Hanımın ısrarı ön plandaydı...
"Lütfen Mehmet Bey" diyordu...
Hayatları boyunca birbirlerine hep böyle hitap ettiler...
Sonraları televizyon dizilerine yerleşecekti hitapları...
Mehmet Bey, Rasiha Hanım...
***
Rasiha Hanım, benim üvey annemdi...
Bizde bir söz vardır; "Üvey ana öz olmaz, eski çabut bez olmaz" derler...
Ama, o yaşadığı hiçbir dönemde bize bu sözün yanlışlığını kanıtladı...
Sevgi dolu ve şefkatli bir insandı...
***
Ertesi gün, Terzi Mehmet'in Halkın Sesi'ndeki paralı açıklaması çıktı...
Açıklamada neler yazıyordu, onu hatırlamak istemem...
Ancak, o günden sonra adım komüniste çıkacaktı...
Ve, bana bu sözlerle saldıran sonradan sözde devrimci olan ahlaksızlardan birini ağzından kan gelene kadar dövecektim...
Belki de o gün çevreden bana mani olmasalar onu öldürecektim...
O, kendini bilir...
Ben de kendimi...
Kırmızı çizgili yıllar dedik, devam edeceğiz, başka çare yok...
|