Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
İşte kızların hali
Tanınma istemek intihar olur
Zeyna yakaladı, 2 ay hapse çarptırıldı
Azılı dolandırıcı hapsi boyladı
37 ev soyuldu, bir kişi tutuklandı
İşlediği suçlar ortaya çıkıyor
Mecliste Kıbrıs mesaisi
Dereboyu'nda eğlence yola taştı
Köpek balıkları için kendini astı
Bağcıl'ın Bulgarları birbirine girdi
Akdeniz'in en güzeli: Bellucci
Bandabulya'yı "keşvet, yaşa, hisset"
"Dirhemini yiyen köpek, kudurur"
Futbol'da naklen yayın için ihaleye çıkılıyor
37 Suriyeli mülteciye 5'er gün hapislik
Hathaway Venedik'te

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

SADECE DOME'u DEĞİL, SARAY OTEL'i de ÖZELE DEVRETMELİYİZ

Necdet Ergün

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   31 Aralık 2007, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Genelde yurt dışına tatile gittiğimde, Kıbrıs'ta olan-bitenle çok fazla ilgilenmemeye çalışırım, çoğu zaman telefona bile bakmam. On günlük Londra tatilinde de öyle yaptım. Ara sıra, göz ucuyla memlekete baktım.

Bu sürede, iki konu dikkatimi çekti. Dome'un yabancı bir yatırımcı grupla stratejik ortaklığı konusu ve Kuzey'in serbet bölge olması konusundaki tartışmalar. Ekonomi-politiği dinamiği çok yönlü olan ve bu konjonktürde kesinlikle benimsemediğim serbest bölge konusunu sonraya bırakıyorum.

Dome meselesi daha mühim...

Dome meselesini, bu ülkede içine düştüğümüz düşük düzey ekonomi-politiği tuzağını kıracak önemli bir dinamik olarak görüyorum. Dome meselesi, "özelleştirme, bazı kamusal hizmetlerin özel sektöre devredilmesi-piyasaya açılması veya kamu-özel ortaklıkları oluşturulması" gibi, bizi tuzaktan kurtacarak kritik hamlelerden biridir.

Bu açıdan, Dome Otel'in bir bakıma özelleştirilmesine karşı, bazı sendikaların ve muhalefet partilerinin verdiği tepkiyi de, "ülkemizdeki siyasetin ve sendikacılığın" çapının sorgulanması açısından da, ibret verici bir örnek olarak görüyorum.

Dome örneği ile, bir kere daha her ikisinin de, dünya gerçeklerinden ne kadar kopuk ve ekonomik aklın dışında yapıldığını görmüş oluyoruz. Elalem uzaya çıktı, biz hala daha çapı Sarayönü sınırlarını geçmeyen bu siyasetçi ve sendikacılarla uğraşıyoruz.

Daha da kötüsü, bu düzeysizliğe, çoğu sendikacının ve siyasetçinin "kişisel ve zümresel çıkarları" nedeniyle katlanmak zorunda kalmamızdır! Kendi adıma, bu düşük düzey siyaset yapma biçimine, artık hiç tahammül edemediğimi söyleyim.

DOME OTEL'in "KUTSAL GÖREV ZARARI" !

Sendikacılar, özetle otelin toplumsal fayda ürettiğini(!), bu yüzden faaliyet karı üretmese de, görev zararı ile bunun ortak kasamız bütçeden finanse edilebileceğini, bilahare Dome Otel gibi bir kamu malının satılmasının veya özelleştirilmesinin ülke kaynaklarını kayba uğratacağını söylerken; muhalefetteki siyasetçiler de, kimisi devlete ait serveti korumadan, kimisi de kamu malının peşkeş çekilmesinden bahsediyor.

Aslında her iki taraf da doğru söylüyor ama yanlış gerekçelerle. Doğrudur, bugüne kadar vakıf malı olan hem Saray, hem de Dome Otel, siyasetçi kontrolünde peşkeş çekilmiştir, zarar ettirilmiştir. Çünkü, bizatihi esas peşkeş, kamu mülkiyetinde ve siyasetçi yönetiminde olur zaten.

Doğrudur, Dome, bu şekilde kamu elinde yeterince verimli değil ve olması gerektiği kadar katma değer de yaratmıyor, dolayısıyla sendikacılar yine haklıdır. Hem Dome'da, hem de Saray Otel'de, kamu ve ülke kaynağı israf oluyor.

Ve bunun suçlusu da, ne Dome, ne de Saray Otel'de çalışan personel değildir. Kaldı ki, kanaatimce Dome ve Saray oteli çalışanları sektörde iyilerdendir ve yerel misafirperliği de güzel sunanlardandır. Fakat, kamu mülkiyetinde ve yönetiminde onlar da köreliyor.

Ekonomiden birazcık anlayan biri, verimlilik ve mülkiyet ilişkisi arasında sıkı bir bağ olduğunu ve kamu mülkiyeti ile özel mülkiyet arasındaki sırrın da " verimlilikten" geldiğini bilir.

Kısacası, kamu malı, yani hepimizin malı, aslında hiçbirimizin malıdır, dolayısıyla en kolay peşkeş çekilen ve yozlaşma için kullanılanlar, her daim "kamu malları veya kamuya ait olanlardır, ortak kasamızdır".

Sendikacılar dahil, herkesin şikayet ettiği yozlaşma dediğimiz toplumsal kanser de, zaten bu tür kamusal alanlarda hayat bulur. Hep söylediğim gibi, ne kadar çok ortak malımız varsa, o kadar çok kavga ederiz, yozlaşırız. Hedefimiz ortak mal, ortak para değil; ortak değerler, ilkeler, ülküler, kültürler ve inançlar olmalıdır.

Son tahlilde, ne Dome, ne de Saray otel, kamusal mülkiyette ve siyasetçinin yönetiminde atıl servetten başka bir değer ifade etmez. Bu şekilde kaldıkları sürece, brüt geliriyle personel maaşlarını bile ödemekten aciz birer istihdam çiftliği olarak topluma görev zararı yazmaktan başka bir işe yaramazlar.

Düşünün, 2007'de Dome Otel'in beklenen toplam geliri 5,5-6 milyon YTL iken, sadece yıllık personel istihdam maliyeti 6 milyon YTL'dir. Diğer faaliyet giderleri ile beklenen zararı ise 2,5 milyon YTL'dir.

Artık, bu oteller gibi, kamusal varlık niteliğindeki bastırılmış potansiyel servetlerimizi, yani sermayeye dönüştüremediğimiz kamusal atıl tapularımızı, "ekonomide sermayeye dönüştürmek" veya "finansal açıdan da kamu bilançolarında aktifleştirmek" ekonomik aklın gereğidir.

Zaten, hiç bir yatırım ve yenileme yapamadığımız, profesyonelce yönetemediğimiz bu otellerin, bugünkü koşullarda sektörde rekabet etme şansları da yoktur. 1937'den kalma su, elektrik, vs alt yapısı ve bir sürü eksikliği ile bu otelin rekabet etmesi mümkün değildir. Merak etmeyin, bunu alacak yerli veya yabancı yatırımcılar, otelleri söküp, ülke dışına çıkarmayacak. Ne yapacaklarsa hepsi ülkede kalacak.

Bu otellerin özelleştirilmesiyle (farklı yöntemler olabilir), ortaya ekonomik açıdan önemli "stok ve akım katma değerler" ve sinerjiler çıkacaktır. Toplum olarak takip etmemiz gereken konu, özelleştirme yöntemi ne olursa olsun, operasyonun şeffaf, hesap verebilir ve ekonomik açıdan lehimize olmasıdır.

İhale konusu, sözleşme şartları başka bir şeydir, Dome'un stratejik ortaklık projesi başka bir şeydir. Bunu bilinçli olarak manipüle edenlerin niyeti, "üzüm yemek değil, bağcı dövmekdir".

Her ne kadar, bana göre gerçek bir özelleştirme olmasa da, Dome Otelin işletme haklarının devrine dayalı bu stratejik ortaklık operasyonu doğru bir karardır. Ve acilen benzer operasyon Saray Otel için de yapılmalı... Hepinize, sağlıklı ve huzurlu nice yıllar dilerim.

NOT:

Sözleşmem gereği, 31/12/2007 tarihi itibarı ile KKTC Cumhurbaşkanlığına yapmış olduğum ekonomi danışmanlık hizmeti sona ermiştir. Karşılıklı olarak sözleşmemin uzatılmaması konusunda karar verdiğimizi, şeffaflık inancım gereği kamuoyuna duyururum.

   684 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
03 Eylül 2008, Çarşamba   Belça'da "KTÖS-DEV İŞ" tartışması ve öğretileri
01 Eylül 2008, Pazartesi   TAŞOCAKLARI'ndaki "Bermuda Şeytan Üçgeni"
27 Ağustos 2008, Çarşamba   ASGARİ ÜCRET'te ZOR AMA YANLIŞ TERCİH
25 Ağustos 2008, Pazartesi   Delikleri kapatın, yeter! Gerisini piyasa çözer
20 Ağustos 2008, Çarşamba   YENİ "ENERJİ POLİTİKASINA" İHTİYACIMIZ VAR
18 Ağustos 2008, Pazartesi   BATAK KREDİLER
13 Ağustos 2008, Çarşamba   ZAMLARIN, NE KADARI İÇERDEN, NE KADARI DIŞARDAN?
11 Ağustos 2008, Pazartesi   Ödeyeni enayi yapmayalım (mali aflar)
06 Ağustos 2008, Çarşamba   EKONOMİYE "AKP ve MÜZAKERE" DOPİNGİ
04 Ağustos 2008, Pazartesi   BU DÜZENLEME İLE HASTANEYE DÖN(E)MEZLER



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2122 1.2207
1 STERLİN 2.1588 2.1749
1 EURO 1.7582 1.7706



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

OKUYUCU GÖRÜŞLERİ

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Unutulduk!!!

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(39)...

Akay Cemal

Paylaşıma var mısın, yok musun?..

Ahmet Tolgay

Trodos: Dünü ve bugünü...

Bilbay Eminoğlu

Bakalım buna ne diyecekler?

Hüseyin EKMEKÇİ

Sonay Adem ne demek istedi?

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Aysu Basri

İRADE ve ÖDEV

Dr. Umut Altunç

Ateşli Çocuğa Nasıl Yaklaşmalı?

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Müzakereler başlarken

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan'a girerken

Psikolog Ayla Kahraman

OKUL

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Aflatoksinden korkmalı mıyız?

Mehmet RATİP

Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'...

Dr. Orhan Aydeniz

Dünya Barış Günü

Harid Fedai

(Geçen haftanın devamı)





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital