|
Kıbrıs adası, 50 yıl sonra deri değiştirdi. Ada, bünyesine uymayan deriyi, uzun yıllar süren bir mücadele ile değiştirdi. Önce Kuzey, sonra Güney liderini değiştirdi ve ada ilk kez çözüm yönünde motivasyonu olan iki lideri bir araya getirdi.
Elbette, iki lideri ayni fotoğraf karesine taşıyan dinamikler hep dışardan geldi ama zaman içinde içsel dinamikler de çalıştı. Ada, hayat boyu dışsal dinamiklerin etkisinde şekillenen içsel dinamiklerle yol aldı.
Talat ve Hristofyas'ı biraraya getiren dinamikler; özetle AB üyeliğinin tüm ada üzerinde yarattığı dinamiklerle, kapıların açılmasının iki taraf üzerinde yarattığı entegrasyon etkisidir.
Neticede, AB'nin ilişkiye girdiği yerlerde yarattığı vakum ve entegrasyon etkisine dayanmak zor. Hele, bu küçük bir ülke ise. Nitekim, küçük Kıbrıs adasının da, kapsama alanında olduğu AB çekiminden kaçması mümkün değildi.
Bazı eski tüfekler, AB'ni kıyma makinesine benzeterek, içine aldıklarını yeyip-bitirdiğini, erittiğini söylüyordu ya. Aslında, doğruyu, yanlış vizyonla anlatıyorlardı. AB, bünyesine uymayanları eritmekte, parçalamakta ve onları bünyeye adapte etmekte, bilinen en iyi mekanizmalardan biridir.
Bizim tarafta Denktaş bünyeye uymuyordu ve nitekim gitti. Güney'de de Papadopulos uymuyordu, o da gitti. Zaten, AB'nin güzelliği de bu. Uymayanları törpülemek.
SORUNUN TAKADI KALMADI
Bu kez çözüm olacak gibi diyorum. Çünkü, kronik Kıbrıs sorununun fiili olarak 2002-2004 periyodunda çok ciddi darbe yediğini, artık Kıbrıs sorunun takadı kalmadığını düşünüyorum...
Daha evvel, 2008-2009 periyodunun dışsal dinamiklerinden ve adaya etkisinden bahsetmiştim. Diyeceğim odur ki, artık takadı kalmayan soruna, çok muhtemelen öldürücü darbe, engeç 2009 sonu itibarı ile vurulacaktır.
Dinamik de yine AB'den gelecektir. AB'nin ve ABD'nin kesişen global ihtiyaçları 2009 sonuna kadar Kıbrıs kilitini kıracağa benziyor. Veriler, 2002-2004 periyodunda yarım kalan işin tamamlanacağını gösteriyor.
Yeni kesişme noktası, Lizbon anlaşmasını tamamlamış AB'nin Haziran 2009 Parlementosu seçimleri öncesine; ya da 2009 sonunda AB-Türkiye ilişkilerinin yeniden gözden geçirileceği tarihi zirveye endekslenmiş gibi.
Ötesinde, bu dış dinamiğin eşzamanlı kesiştiği bir dinamik daha var ki, galiba bu, bütün dinamikleri bastırmak üzere. Her iki tarafta da bu yönde motivasyonun güçlendiği izlenimim var.
İKİ KORKU, İLK KEZ ZAMAN BAKIMINDAN ÇAKIŞTI
Gözlemlerime göre, bu kez dış dinamikler ve ihtiyaçlar; içsel dinamikler ve ihtiyaçlarla zaman bakımından da kesişmeye başladı. İki tarafta ilk kez iki korku eşzamanlı farklı dinamiklerle çakıştı. BÖLÜNME ve TÜRKİYELİŞME KORKUSU...
Rumları, bölünme korkusu sardı, bizi de Türkiyelileşme korkusu. Her iki korkunun nesnel verileri önceki dönemlere göre, görece artmış durumda. Her iki korkuyu da iki taraf iliklerine kadar hissetmeye başladı. Artık, iki korku zamana karşı yarışıyor.
Daha evvel, TC bürokrasisinin adayının Papadopulos olduğunu söylemiştim. Bütün oyun planları bunun üzerineydi ama şimdi senaryo değişti. Geçen hafta, LAÜ'nün İstanbul'da düzenlediği sempozyumda, Cengiz Aktar'ın tespiti bizim açımızdan motive ediciydi.
Aktar, Hristofyas'ın kazanması ile başlayan yeni görüşme sürecini aslında Erdoğan'ın şansı olarak görüyor, çünkü bu şekilde 2009'da AB ile ilişkilerde vahim bir kırılmaya doğru gidildiğini düşünüyor.
Ve başlayan müzakere süreci ile olası Kıbrıs çözümünü, tıkanan AB ilişkilerini kıracak(içerdeki dinamik etkisi de büyük olacak) "güçlü bir şok" olarak görüyor. O yüzden Erdoğan'ın kadir gecesi doğduğunu düşünüyor.
Aktar, aslında zimni olarak, Hristofyas'ı, hem Erdoğan için hem de Türkiye'nin daha yüksek düzeyde bir demokrasi ve ekonomi-politiği seviyesine ulaşması için bir şans olarak görüyor. Eğer, bu algılama hayat bulursa, çözüm yakın demektir.
|