|
Geçenlerde Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer'in, taşocakları sektörü ile ilgili önerisine doğrusu
"hem gülümsedim, hem de sevindim". Gürcafer, " çevre tahribatına neden olan ve bu yüzden tepki alan tüm taşocaklarını tek bir çatı altında(şirket) toplamayı " önermişti. Tabii, tek çatının dizaynı ve içeriği ile ilgili önemli ayrıntılara girmedi. Gürcafer'in önerisine niçin "gülümsediğimi ve sevindiğimi" izah edeyim?
...Yaklaşık bir yıl önce taşocakları birliğinin talebi ve daveti üzerine, sektördeki sorunlar ve tabii çözüm önerileri ile ilgili birlik temsilcileri ile bir dizi görüşmelerim olmuştu. Sektördeki sorunlar ve çıkış yolları ile ilgili danışmanlık hizmeti talep ediyorlardı.
Neyse, özetle,sektör ve birlik temsilcilerinin sorunlarını dinledikten ve konu ile ilgili ekonomi-politiği analizlerini de kapsayan bir analiz yaptıktan sonra, sektör temsilcilerine şu öneriyi yapmıştım.
Bana göre," sektördeki rekabet, kamu yararından dolayı kısıtlanabilir, dolayısıyle hem sektör temsilcileri, hem de ülke için en rasyonel ve toptan çıkış yolu tüm taşocaklarının, adaletli ve liberal bir dizaynla(bunun nasıl olacağı başka bir yazı konusudur, zaten işin sırrı da burasıdır) tek çatı altında toplamaktır". Bununla ilgili kapsamlı bir proje çalışması yapacaktık.
Tabii ki, zor ama mevcut koşullarda kaçınılmaz bir öneriydi. Memleket şartlarında, eninde-sonunda böyle bir ortak akla ulaşmak zorunda kalacağımızı, ta o vakitler birlik üyelerine söylemiştim. Şimdilerde belli ki, bu konuyla ilgili gecikmeli de olsa, birlik içinde ve konuyla ilgilenenlerde ortak akla doğru bir gidişat var. Umarım sonuç alınır.
TAŞOCAKLARI ile İLGİLİ VERİ KOŞULLAR
Taşocakları konusunun elbette çevre boyutu var ama ekonomi-politiği açısından çok önemli başka boyutları da var. Zaten, çevredeki tahribata da dolaylı olarak bunlar neden oluyor. Şimdi, taşocakları ile ilgili politika oluşturmadan önce veri koşullara bakalım.
1-Kısıtlı coğrafi ve fiziki koşullarımız, kaynaklarımız(dağlarımız) var ve en büyük mukayeseli avantajımız, gelir kaynağımız olan turizm için bunu maksimum düzeyde özenli ve kaliteli kullanmamız gerekir. Çevrenin bizim için önemi çok büyük ve hayatidir.
2-Mevcut mühendislik, teknolojik ve ekonomik nedenlerden dolayı taşocaklarına ihtiyacımız var ve bunu sadece "kendi yerel ihtiyaçlarımız" için maksimum verimlilikle, çevreye en az zararı verecek rasyonalitede kullanmamız gerekir.
3-Taşocakları sahipleri, aslında ülke kaynağını,ortak servetlerimizi "izinli süre içinde kullanıyor". Kullanılacak kaynağın, hammaddenin aslında limiti pek yoktur. Yani, satılan hammadde veya ürünün aslında " kaynak maliyeti yoktur ", yatırım ve faaliyet maliyeti vardır. Bizimki gibi, kısıtlı coğrafyada bu karşılıksız kaynak ve hammadde kullanımı, iyi çalışmayan bir piyasada iktisaden anomaliler oluşturmaya müsaittir.
4-Sektördeki esas sorunu, aşağıda izah edeceğim, " Bermuda Şeytan Üçgeni "olarak tanımladığım " siyaset-rekabet, fiyat" üçgeni sorundur. Sektörde, ekonomi-politiği açısından sektörü zehirleyen " siyaset-rekabet-fiyat" üçgeni var. Bunu biraz açalım.
BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ
Sadece taşocaklarında değil, aslında bu şeytan üçgeni, genelde devletin uhdesinde olan, giriş iznine tabi bir çok " imtiyazlı ve izinli "sektörde var. Genelde, bu izin ve imtiyazlar, ekonomiyi ve siyaseti bozuyor ve sonuçta kaynak israfına neden oluyor.
Ne yazık, bu ülkede karşılığı ekonomik netice olan ve devletin uhdesinde olan hemen hemen bütün "devlet imtiyazları, izinleri ve rüçhan hakları" konularında, yozlaşma ve ahbap-çavuş kapitalizmi var. Elbette, yozlaşma ve ahbap-çavuş kapitalizmi, yerel siyasetimizin finansmanı ile ilgili bir sebep-sonuç ilişkisi içindedir.
Genelde, piyasaya girişlerin serbest ve otomatik olmadığı(tıpkı taşocakları sektöründe olduğu gibi), devletin kontrolünde ve uhdesinde olan; fakat genelde populizm, ahbap-çavuş ekonomisi ve siyasetin finansmanı için kullanılan izin ve imtiyazlardır bunlar.
Kumarhane izinleri, benzin istasyonu izni, kiralık araba izinleri, akaryakıt-gazdolum ithali ve dağıtım izinleri ve taş olacakları, kamusal teşvik ve krediler, bir vakitler banka lisansları, arazi tahsisi, sanayi bölgesi parseli...vs bunlara örnek olarak verilebilir.
Devletin verdiği bu imtiyazlar ve izinler(ki, taşocakları içinde geçerlidir), bugüne kadar koalisyon pazarlıklarında ilgili bakanlıkların paylaşılmasına,hatta çoğu zaman devletin bu rantlardan dolayı organik yapısının bozulmasına bile neden oluyor.
Aslında başlangıçta(hepsi değil elbette)yandaş çarkı ve ahbap-çavuş kapitalizmi ile imtiyazlı ve izinli sektöre girenler, bir süre sonra sürekli yeni girişlerin baskısında ve tehdidinde varlık ve sermaye kaybına uğruyor. Taşocakçılığı sektöründe de durum bundan farksız değildir.
Bir çok imtiyazlı ve izinli sektöre sürekli yeni girişler olması piyasada fiyatı(arz-talep etkilendiği için) bozuyor ve fiyatın bozulması ile haliyle ekonomide tamiri zor tahribatlar başlıyor. Şimdilerde, taşocakları sektöründe olan-bitenin dibinde bunlar vardır.
İmtiyaz ve izinlerin doğasında varolan çekim-cazibe, bazen işin piyasa aklını ve fizibilitesini ikinci plan atabiliyor. İşin cazibesi, siyasetin finansmanı ve basiretsiz işadamı davranışı sektörü saptırıyor.
Ne yazık, çoğu zaman imtiyazlı alana girenler de pişman oluyor, çünkü daha sonra yeni girişlerle yatırımını-sermayesini mahvediyor. Elbette, bazı imtiyazlı alanlarda, devlet eliyle adaletsiz servet ve rant aktarılan kısmi tekellerde yaratılıyor...
...Gelelim saadete. Taşocakları sektöründe çevreyi mahveden ölümcül mekanizmalar var. Taşocakları sektöründe, ihtiyaçtan fazla, başta söylediğim nedenlerle izinler verildi, bu alanda bir arz fazlası oluştu.
Şimdilerde, fiyat rekabeti ile hem yaptıkları yatırımları ve sermayelerini sıkıntıya sokuyorlar(karlar göreli azaldı), hem de çevreye zarar veriyorlar, en azından çevreyi koruma şartlarını, standartları yerine getiremiyorlar...vs bozukluklar başlıyor.
Sektördekilerin çevreye ve standartlara uyum dertleri, ikinci derecede önemli hale geliyor, çünkü sektördekiler için kar etmek veya varlığının devamını sağlamak haliyle birinci önceliktir. E işin içine siyasetin finansmanı da girdiği için, haliyle denetleme mekanizmaları da yeterince etkili olmuyor. Ama olan çevreye oluyor.
Son tahlilde, sektörü, hem çevre hem de sektördeki yatırımcılar için "siyaset-rekabet-fiyat" üçgenindeki ölümcül motivasyon mekanizmalarından kurtarmak lazım. Sektör, bu kadar ocağı taşıyamıyor. 2002-2006 yüksek tempolu büyüme döneminde bu yapısal sorun pek fazla görünür değildi.
Hatta bu dönemde sektöre yeni girişlerde oldu ama şimdilerde talepteki düşüş, sektörü taşıyamıyor ve artık ne standartlara, ne de çevreye uyum mümkün değil ve kolay da değildir. Çünkü, düşen kapasiteler, rekabetten dolayı düşen fiyatlar ve karlar, firmaları hırpalıyor ve saptırıyor. Üzerine sektördeki her oyuncunun farklı beklentisini, çıkarını, hamlesini de koyun ve gerisini siz düşünün artık.
Bu sektöre acilen yeni bir dizayn lazım, ki en akılcısı tek çatıdır.Yoksa bu imtiyazlı sektördeki yetersiz düzenleyici ve denetleyici mekanizmalar nedeniyle," siyaset-rekabet-fiyat" üçgeni çevremizi mahvedecek.
Bilesiniz ki, parayla milletvekili transferlerinin yapıldığı, kamu kaynaklarından nemalanmak için partilerin kurulduğu, bir gecede koalisyon ortağı yapıldığı bir ülkede, herhangi bir sektöre istediğiniz kadar yüksek standartta giriş ve faaliyet regülasyonları koyun, fark etmez. Olan çevreye olur.
|