|
Anladıklarımız, okuduğumuz kitabı kapadıktan sonra aklımızda kalanlardır, derler. Yaşadığımız bu hayat kitabı da bir gün kapandığında, acaba ondan hatırladığımız neler olacak. Doğru mu, güzel mi, iyi mi, hoş mu, yoksa boş şeyler mi?
Ölümü arada sırada da olsa, hiç düşünmediğimiz, hiç hatırlamadığımız için ve neredeyse hayatımızdan tamamen çıkarıp, dışladığımız için işimiz zorun da zoru. Gerçekten uykudayız ama öyle az buz bir uykuda değil, çok ağır bir gaflet uykusu bu. Başka bir alemden biri çıkıp gelse, bizim alıştığımız bu dünyada gördüğü mucizeler, ilahi sanatlar ve nice işler karşısında belki de donup kalacaktı.
Ne oldu bize böyle?.. Ne baharın ne beyazın, ne kokuların, ne bu hayatın yollarının ölüme çıktığının bile farkında değiliz. Neredeyse bu güzel hayat, bir kör dövüşüne, bir kısır döngüye dönüşmeye başladı. O kadar çok insan ölüyor, o kadar çok dostlar vefat ediyor ki, ardından dualar etmek, ağlamak, bizlere kalıyor. Bundan bile biz vefat ettiğimizde ne olacak acaba, ne değişecek ki dünyada? Yine güneşler doğacak, batacak, yine kuşlar uçacak, yine yağmurlar yağacak, yine baharlar gelecek ama çoktan tenimiz kara toprağa karışmış, ruhumuz yaşadıklarının hesabını vermek üzere berzah aleminde sorularla karşı karşıya ince bir hesabın içerisinde olacak. Kaçıyoruz hiç düşünmek istemiyoruz. Oysa kaçmak ya da göz kapamak çare değil ki. Allah Celle Celâlüh her an her şeyi değiştirmeye muktedirdir. Ah buna bir inansak, nefsimize bunu bir anlatabilsek, tılsım anahtarı birden çözülecek, önümüzdeki duvar bahçeye açılan bir kapıya dönüşecek, ah bir inanabilsek... Rahmetine, o engin şefkatine Rabbimizin, bir güvenebilsek.
Geçenlerde bir arkadaşa sordum, "kaç yaşında ölmek istersin?" diye. Düşündü düşündü, bir türlü cevap veremedi. Kolay bir cevap olmadığını biliyorum. Şükür ki, ne zaman öleceğimizi biz bilmiyoruz. Onu bize bırakmayan bir Bilen var çok şükür. Ömrün vaktini tayin eden var. Hayatı veren, hayatı alan var.
Düşünürüm, nasıl, nerede ve ne zaman öleceğimizi çok düşünüyorum. Bu konu beni ziyadesiyle meşgul ediyor. A. Hamdi Tanpınar'ın ifadesiyle "Ölüm, şifasıdır her üzüntünün." Nereye giderseniz gidin, nereye kaçarsanız kaçın ölüm yanı başınızda. Hayatta iken bizden hiç ayrılmıyor ki hayat biterken gelsin ölüm. Hayatın sonu değil, hayatın özüdür ölüm. "Gelenler, giderler hep akın akın / Ölenlere değil ölüme bakın / Uzakta sanırsınız ne kadar yakın / Gözün az üstünde kaşıdır ölüm." Öyle diyor Mikail Yaprak kardeşim. Aaah bir anlayabilsek, bu kadar yakın, bu kadar bize yakın olduğunu bir hissedebilsek.
Ölüme hazırlıklı olamıyoruz. Halbuki inanan insanın bir görevi de ölüme karşı hazırlıklı olmak değil mi?
Allah'ım, tehlikelerden, girdaplardan, düşüşlerden ve yangınlardan Sana sığınıyorum. Beni kendine çeken ama hiçbir yere götüremeyen yollara sapmadım değil. Senden uzak yollardayım. Al beni sevgili Allahım, al beni. Sensiz günlerden al, kurtar beni. Nurunla yak, ateşinle yak. Kalbimin karanlık köşelerinde bembeyaz sayfalar aç. Kalbimin sırlarından bir tek Sen haberdarsın, bir tek Sana malum. Ben beni bile bilmezken cümle âlemi bilensin sen. Ayarı bozuldu saatlerimin . Dünyama bir ayar gerekli. Bana, bize, hepimize bir vahiy sesi gerekli. Bazen bir ayet olabilir bu. Bazen senin razı olduğun iki rekat bir namaz. Ama bilemem o tılsımın anahtarı ne zaman açılacak? Gece mi, gündüz mü, şimdi hemen mi, az sonra mı bilemem? Açan, açacak olan Sensin. Ey bu yerlerin hakimi. Bahtına düştüm. Sana sundum elim, Sana sundum dilim, Sana açık kalbim. Ya Allah...
Ya Rabbi, böyle bir güzelliğe, böyle bir cemale sahip olduğun ve bizi bu güzelliklerden haberdar ettiğin için Sana sonsuza kadar hamd olsun.
Hz. Ali: "Ecel gelince arzu ve heveslerinin ne kadar boş olduğunu anlarsın" diyor. Allah'ım ilâhi ve güzel arzulara yönlendir hepimizi, bu dünya çöllerinde mahvettirme bizi.
Selim Gündüzalp (Zafer)
|