|
Dünkü yazı ile ilgili olarak Lefkoşa Polis Müdürü Pervin Gürler aradı.
Sayın Gürler, daha önceden kamuoyu ile paylaşmadıklarını, ama geçtiğimiz hafta, meclis önünde yaşananlarla yakından ilgilendiklerini ve gerekenin yapıldığını açıkladı.
Şu anda, hayvanlara işkence ile ilgili olarak, 6 kişiye dava okunduğunu ve mahkemeye sevkedileceklerini, biliyoruz.
Bundan sonrası, hukuki bir süreç.
Bu sevindirici bilgiyle birlikte, gelişmeleri takip edeceğiz.
Dünkü telefonlardan biri de Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Tomris Güven'den geldi.
Televizyon canlı yayınları da dahil olmak üzere, Dikmen Çöplüğüne bırakılan hayvanları talep ettiklerini her platformda seslendirdiklerini, ancak, başvuracak bir makam da bulamadıklarını söyledi, Tomris Hanım.
Dernek, şu anda mevcut hayvan barınağının yaşam koşullarının iyileştirilmesi için belediyeden yardım bekliyor.
Tomris Güven, samimiyetle çalışan bir hayvansever olarak, Hayvanlara Zulüm Yasası'nın da mutlaka güncellenmesi gerekliliğinin altını çizdi.
Verdiği yaşanan bir örnekle de komşusunun tavuğunun gözünün kör olmasına sebep olan bir kişinin, sadece 900 TL para cezası aldığını anlattı.
Mevcut yasa, 1910 tarihli bir yasa.
1959'da da tekrar yazılmış.
Ancak aradan geçen on yıllara uygun olarak güncellenebilir.
Yine de esas önemli olan, yasaların caydırıcı olarak kullanılabilmesi.
Türkiye, "Hayvanları Koruma Yasası'"nı AB'ye uyum kapsamında, 2004 yılında yapmış. Ama bizim 100 yıllık tarihe sahip bir yasal zeminimiz var.
Avrupa'da hayvanlar kişilikli bir varlık olarak kabul ediliyor, mevcut yasalarda.
Örneğin, 1997'de imzalanan "Amsterdam Anlaşması" ile hayvanlar duygulu varlıklar olarak resmen kabul edilmiş.
Hakların takibini de Avrupa Birliği Komisyonu üstleniyor.
Son olarak, 2007 yılında da hayvanların daha rahat koşullara taşınması için yeni bir tüzük yürürlüğe girmiş durumda.
Buna göre, taşıma araçlarının kalitesinin geliştirilmesi yanında, özel klima sistemleri ile ortam sıcaklığının optimum düzeyde tutulması ve hayvanların yolculuk esnasındaki su ihtiyaçlarının giderilmesini de düzenleyen tüzük, sorumluların eğitim sertifikası almasını da zorunlu kılıyor.
Acaba bizim taşıma ve karantina koşullarımız AB normlarına uygun mu?
Bizim belediyelerin sahipsiz köpekleri öldürmesinden, Sarayönü güvercinlerinin, bölge çocukları tarafından avlanmasına kadar hergün yaşayıp normalleştirdiğimiz birçok suçumuz var.
Biz, koruma altına alınmış yılanları öldürüp, kuyruğundan tutup, gazetelere poz veren fotoğraflarla haber yapmaya devam ediyoruz.
En taze haberimiz de köpek balığını öldüren balıkçıları resmeden, fotoğraflı haberimiz.
Konu, sırf, romantik bir magazinsel duyarlılıktan öte, çağdaş devlet anlayışı etrafında ele alınması gereken önemli bir konudur.
Daha geçen günlerde, Karpaz'da sözde koruma altında olan eşeklerin uğradığı toplu kıyım, gazete haberleri arasındaydı.
Bu konu da gündemin normalleştirilmiş ve kimsenin "vah vah" demekten öteye geçmeden, uzaktan izlediği bir konu olarak duruyor, karşımızda.
Oysa, Milli Park Yasası düzenlemeleri ve Karpaz burnuna elektrik götürülme kavgalarında, kararlılığından geri adım atmayan hükümet, gerçek Milli Park düzenlemesinin gereklerini de mutlaka yapmalıdır.
Hayvanlara karşı duyarlılığı ile bilinen Cumhurbaşkanı'nın, yaşanan bu son olaylardan da yola çıkarak, hayvan hakları ile ilgili gerekenlerin yapılması konusunda, katalizör görevi alacağını düşünmek istiyorum.
Yoksa, zaman zaman yarattığımız vahşet ortamında, savunmasız birçok hayvan kurbanımız oluyor.
Ve bizim, belki kendi insani değerlerimizi hatırlayıp geliştirebilmemiz için de hayvan haklarının geliştirilmesini talep etmemiz gerekiyor.
|