|
Türkiye ciddi bir demokrasi sınavından geçiyor.
AKP'ye açılan kapatma davası, bu sınavın önemli dönüm noktalarından biri.
ABD ve AB başta olmak üzere, tüm dünyanın gözünü dikmiş, gelişmeleri takip ettiği süreç, Türkiye tarihinin en önemli darbe girişimi olarak değerlendiriliyor, yorumcular tarafından.
Öyle ki, hukukun bir araç olarak kullanıldığı ve demokrasinin de yeni baştan anlamlandırılmaya çalışıldığı bir süreç yaşıyor, Türkiye.
Şüphesiz, bu süreç ciddi bir krizi de beraberinde getiriyor.
Şimdi, AKP'nin bu krizi nasıl yöneteceği önemli.
Ama şimdilik, anayasa değişikliği ile kamuya açık savunma şıkları arasında duran hükümetin çizeceği harita çok net değil.
Geçmişindeki parti kapatma davaları ve verilememiş hesapları üzerine demokrasi kurmuş Türkiye'de açılan kapatma davası, %47 gibi bir oy alarak, toplumda her iki kişiden birinin desteğini alan bir iktidar partisine karşı olan bir dava.
AKP'nin bu süreç içindeki sorumluluğu ise, ayrı bir yazı konusudur, ama sonuç, AKP'nin sorumluluğu sorgulamasından fazla, ortaya çıkacak darbe kokulu hava üzerinde şekillenecektir.
İşte o yüzden, herkesin nefesini tutup izlediği bu süreç, Türkiye demokrasisinde önemli bir dönüm noktası.
İkinci dönüm noktası ise, kapatma davasına karşılık bir silah olarak da kullanılan, soruşturma sonrası açılması beklenen, Ergenekon davası.
Başbakan Erdoğan başta olmak üzere, soruşturmanın ilk günlerinde yapılan açıklamalar, Ergenekon'u doğrudan dava süreciyle birleştirdi.
Geçmişteki karanlık oluşumları aydınlığa çıkarmakta, darbelerinin ve sonuçlarının hesabını vermekte ciddi zaafiyet yaşayan Türkiye, Ergenekon davası ile de bir dönüm noktasında.
Türkiye basını, yayımladığı operasyon ve ekip şemalarıyla çizdiği ürkütücü tablolar eşliğinde takip ediyor, bu süreci de.
Örneğin, Kanlı Danıştay saldırısının dini temellerde işlendiği inancı hakimken, şimdi, çeşitli delillerle, Ergenekon soruşturmasıyla birlikte değerlendirilmesi, olayların çok başka güçler açısından okunmaya başlanmasını beraberinde getirdi.
Son olarak da hükümete yönelik örgüt kurmakla suçlanan Atabeyler çetesi davasının karar duruşmasında, sürpriz bir gelişme yaşandı ve Savcı, davanın, Ergenekon Terör Örgütü'yle bağlantısını ortaya koyacak şekilde genişletilmesini talep etti.
Talep, kabul edildi.
Geçtiğimiz haftalarda, Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, uzun bir Ergenekon yazı dizisinde, 2001'den günümüze kadar olan olayları özetledi.
Ve Ergenekon kilidi içindeki Kıbrıs noktasını da gözler önüne serdi.
Geçtiğimiz yıl, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen günlükleri yayımlayan gazeteci, Şamil Tayyar da piyasaya yeni çıkan kitabı, "Operasyon Ergenekon" ile Kıbrıs ilişkisi ve Türkiye'nin yakın kanlı geçmişini özetliyor.
Günlüklerin Örnek'e ait olduğu kanıtlanmış durumda.
Kıbrıs bağlantısının açık fotoğrafı ise, Eski Cumhurbaşkanı Denktaş'ın da başkanlığını yaptığı, Talat Paşa Komitesi üyelerinin, Ergenekon soruşturması kapsamına alınmasıydı.
Şemdinli olaylarından, Rahip Santoro cinayetine, Danıştay saldırısından, Dink suikastına kadar, yaşanan birçok olayı özetleyen "Operasyon Ergenekon" ilgiyle okunacak ve ilk kez yayımlanan dikkat çekici belgelerin de yer aldığı bir kitap.
Şimdi, Türkiye böyle ürkütücü bir tablo arasında, demokrasinin yolunu bulmaya çalışırken, hem bu yolda, hem de sonuçta vereceği sınavlar, yine, Kıbrıs'ın da kaderinde önemli etkileşimler yaratacaktır.
Türkiye'nin AB sürecinde yaşanacaklar da mutlaka, Kıbrıs görüşme sürecini de yakından etkileyecektir.
Bütün hesapların ana bacağının, gelip gidip Kıbrıs sorununa dayandığı bir ortamda, Türkiye, demokrasisini temizleme, biz ise kurban rolünden çıkma sınavı vereceğiz.
Türkiye demokraside ve temizlikte karar kılıp, erk gösterebildiği ölçüde, Kıbrıs'ta çözümün önü açılacaktır.
Ama bu kaotik ortam içinde de en fazla Kıbrıslı bir çözüme ihtiyaç duyulduğu bir zaman vardır karşımızda.
Kendi anlaşma yolunu, her şeye rağmen şekillendirecek olan liderler, Kıbrıs'ı demokrasi kavgalarının silahı olmaktan kurtarıp, Kıbrıslıların, kendi geleceklerine sahip çıkmalarını kolaylaştırabilirler.
Nitekim, İsmet Berkan'ın darbe olarak değerlendirdiği çeşitli girişimler arasında, Annan Planı döneminde, Kuzey Kıbrıs'ta yaşananlar, görünüyor ki, ciddi bir kader değişikliği yaptı.
Parçaları birleştirince, onbinlerin doldurduğu meydanlarda, sadece kendi geleceklerini korumaya çalışan "evet" demiş bir toplum değil, Türkiye'nin de önemli bir dönüm noktasında kaderini değiştiren bir güç görüyoruz.
Bu kadar içine kapalı ve her zaman gücünü küçümseyip unutmaya meyilli bizler için dikkate alınması gereken bir dönemdir, Annan dönemi.
Çünkü, belki bundan sonra, bu dönemin birlikteliği ve bilincine daha fazla ihtiyacımız olabilir.
Yoksa, daha başlama arifesindeki görüşme süreci, tamamen Türkiye demokrasi sınavlarına endekslendiği ölçüde, ciddi tehlike altında demektir.
Kıbrıs'ta çözüm müzakereleri, Türkiye'de AKP'ye kapatma davası ve Ergenekon davası kıskacında başlayacak.
Bu müzakerelerin akıbetini bu kıskaçtan kurtarmak ise, halkın çözüm sürecine sahip çıkıp bu süreçte etkin rol almasıyla sağlanacaktır.
|