Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Dansçılar öğrenciydi
Güney'in de derdi mülteciler ve gece kulüpleri
Mahkumlar kavgada, gardiyanlar grevde
Soyer'e rakip Yorgancıoğlu mu?
Rusya da Kıbrıs'ta doğalgaz ve petrol aranmasına ilgi gösteriyor
Egemenlik haklarımızdan feragat etmeyeceğiz
Motorlar starta hazır

YORUMLANANLAR
Okan Ersan, Almanları büyüledi [1]
Bizim Parti, ÖRP'ye katıldı [1]
Skandalda ikinci perde [16]
Avcılardan ağaç katliamı [2]
Tolga'dan bateri şov [1]
Tek suçlu olarak okul idarelerinin gösterilmesi doğru değil [1]
Sevgilisinin boğazını kesti, 6 yıl hapse gitti [2]
Yüz yüze çarpışıp,kaldırıma çıktılar [1]
13. maaş devam edecek, ikramiyelerden vergi yok [4]
Defalarca takla attı, sürücü hafif yaralandı [3]
AİHM'de kayıplar davası görüşüldü [1]
Gece kulübünden kadınları baba yollamış [33]
Gazimağusa'da uyuşturucu operasyonu: 6'sı öğrenci 7 tutuklu [4]
Rusya Rum'a teslim [1]
Yusuf Erol, bugün toprağa verilecek [5]
Lefkoşa'da bıçaklı kavga [1]
Kim olursa olsun, izinsiz inşaatları mühürleyeceğiz [1]
"Bally" belası [1]
Yusuf Erol kurtarılamadı [1]
Girne'de uyuşturucu operasyonu [1]



LOKMACI'YA UZAKTAN BİR BAKIŞ

Aysu Basri

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   22 Mayıs 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Artık sokağa çıkabiliyorum.

İnsanlarla görüşebiliyorum.

6 aylık izolasyondan sonra şimdi yeniden sokakta olmak ve dostlarla birlikte zaman geçirmek ayrı bir özgürlük tadında.

Dahası, 6 ay boyunca dışarda yemek yemek, salata ve kabuklu meyve yasakken, küçücük şeylerin büyük mutluuğunu, ağzıma bir çilek atınca anlıyorum.

Geçtiğimiz gün, Sevgili Sami, Cenk ve Hüseyin ile birlikte, Lokmacı'yı ziyaret ettik.

Aslında öyle uzaktan baktık demek daha doğru.

Ama uzaktan bile, ne kadar yakın olduğunu bir kez daha farkediyor insan, yarım asır en uzak ve en yasak kalmış, o sokağın.

Şimdi yakınlaşan o uzak yerden sarışınlar, esmerler, farklı diller, tanıdık lisanlar geçiyor. Hepsi o öğle sıcağının kokusuna bulaşmış, ayrı bir telaş içinde.

Kapı açıldığında, ben bir hastane odasında, kolumda serum, sersemlemiş bir haldeydim. Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi Özdil Nami'yi dinlerken, garip bir duygusallık içinde, sanki biraz daha uzaklaşmış, ama daha yakın bir özlem duymuştum, o coşkuya.

Ve o kadar özlemiştim ki buraları.

Her özlemek sanki biraz daha sevmek gibi, onu anlıyorum bir süredir.

Adaya döndüğümde, ilk öğrendiğim kapının kapandığıydı.

Yüreğim ağzımda, alandan çıkarken, yeniden açıldığını öğrenmiştim.

KIBRIS ekibi, Lokmacı'yı ziyaret ettiğinde, ben henüz onlara katılacak durumda değildim. O yüzden, ilk ziyaretcilerimden olan YENİDÜZEN ekibi, biraz bu burukluğu da bildiğinden, Lokmacı'dan geçip, birlikte yemek yiyelim teklifiyle geldiğinde, çok heyecanlandım.

Yasaklardan çıkıp, ucundan kaldırılan bir yasağa adımlarını sürüklemek, garip bir duygu.

Ne var ki, Hüseyin, aslında hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, kimlik kartını yanına almadığından, sadece geçiş noktasını uzaktan izlemekle yetindik, biz.

Keşke, hiç bu prosedürlere ihityaç duyulmayan günler yakın olsa.

"-Nerdesiniz?

-Yoldayız geliyoruz da, Ekmekci'nin kimliği yok, gidemiyoruz Lokmacı'ya.

-Offffffffff yaaa. Bu adam niye böyle?"

Gülüşüyoruz.

Sesi de kısık ya, çok tepki veremiyorsunuz, nedense alçak sesle konuşma dürtüsüne giriyor insan, karşısındaki sesini yeterince çıkaramayınca.

Ama en cefakar olanımız Sami herhalde. 1 saatlik yemek boyunca, yaklaşık 15 telefona, aynı kelimelerle aynı şeyleri anlatıyor.

"- Hüseyin Bey'in ses tellerinde sorun var. Şu anda konuşamıyor, ben yardımcı olabilir miyim?

-Ben Hüseyin Bey'i telefona alayım."

Yine gülüyoruz.

Bölgede muazzam bir hareketlilik var.

Çok alışkın olmadığımız bir hareketlilik.

Ve yine çok alışkın olmadığımız bir turist yoğunluğu. Yorgun, terlemiş, Kıbrıs sıcağında etrafını keşfetmeye çalışırken, o yorgunluk içinde keyfini çıkarıyor buraların.

Bölgedeki dükkanlar cıvıl cıvıl. Fiyat etiketleri euro.

Türkiyeli garsonlar, yarım yamalak da olsa, mevcut İngilizceleri ile turistlerin siparişlerini almaya çalışıyorlar.

Büyük Han hareketli. Yeni meydan ayrı bir güzellikte.

Belki biraz İstiklal Caddesini hatırlatıyor, belki biraz daha fazla yerelleştirilmeye ihtiyaç duyuyor, ama bölgedeki dinamizm, yine de mutlu ediyor insanı.

Oturduğumuz masanın tam karşısında, sarışın genç bir turist rakı içiyor, tadını keşfede keşfede.

Beyaz teni kızarmış, biraz rakıdan, biraz 40 dereceye yaklaşan sıcaktan.

Kısacık dolaşırken, aslında turiste verecek ne kadar çok şeyimiz olduğu gerçeği, tekrar çıkıp kendini gösteriyor, biryerlerden.

Ve bu bilinçle, kendini turizme adamış ve hep kaybetmiş ne kadar çok canı yanan insan olduğu gerçeği düşüyor aklıma.

Ayak üstü sohbet ettiğimiz dükkan sahipleri, müşteri yoğunluğundan memnun.

Bu yoğunluğa ayak uydurma telaşı içinde. Borçlanıp yeni tadilatlar yapmış. Ama söz verilen kredi desteklerinin hala işleme konmaması, onlarda ciddi bir sıkıntı.

Beklemeye fazla tahammülleri yok.

Yıllarca bir köşede beklemede kalmış insanlar, artık para kazanmak ve mevcut yeni şartları mümkün olan en iyi şekilde değerlendirmek telaşında.

Bölge esnafı, kendi içinde yeni şartlara ayak uydurmaya çalışıyor.

Zaten geç kalınmış projelerin, bir an önce hayata geçirilip, bölgedekilerin sıkıntıdan mutlaka kurtulması gerekiyor.

Ve belki biraz da bu vesileyle, kendi ürettiklerimizi, kendi değerlerimizi öncelikli sunma hassasiyetlerimizi geliştirmemiz gerekiyor.

Portakaldan, şaraba kadar, rakıdan hellime, ceviz macunundan, lefkara işine, kendi köşesinde sıkışıp kalmış o kadar çok değerimiz var ki. Artık, gelen turiste hellim de versek, kendi yaptığımız şarabı da içirsek.

Ve herşeye rağmen, yılmayıp üretenleri destekleyip, fazlası için yüreklendirsek.

Bu adanın kendi doğasından gelen bir gerçeklik, turizm.

Bunu uzun yıllar değerlendiremedik. Şimdi Lokmacı, aslında kendi sokaklarımızda olmasına çok da alışkın olmadığımız bir turist yoğunluğu taşıyor ayağımıza.

Değerlendirmek ve bir an önce geç kalınmış projeleri hayata geçirip, geliştirmek en büyük borcumuz.

Lokmacı'da yapıp yapamadıklarımız, gelecekte de hem turizm hem de ekonomi adına yapıp yapabileceklerimizin bir maket göstergesi olacak.

   718 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
22 Kasım 2008, Cumartesi   SUÇLU KİM?
21 Kasım 2008, Cuma   BABALARINA BENZEYEN NESİLLER
20 Kasım 2008, Perşembe   AMERİKA NE KADAR SESSİZ KALACAK?
19 Kasım 2008, Çarşamba   SEBEPSİZ BİR ÖLÜM KARŞISINDA SİZ NE DERDİNİZ?
18 Kasım 2008, Salı   CTP'NİN YAKLAŞAN KADER DÖNEMECİ!
14 Kasım 2008, Cuma   ANKET YORUMLARI
13 Kasım 2008, Perşembe   TRAJİK BİR ÖLÜM DAHA!!!
12 Kasım 2008, Çarşamba   OBAMA BEYAZ SARAY'DA, CTP SİLİHTARDAYDI!
11 Kasım 2008, Salı   YOL REZALETİ
08 Kasım 2008, Cumartesi   MUSTAFA



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.6699 1.6817
1 STERLİN 2.4983 2.5169
1 EURO 2.1017 2.1165



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

2 GÖRÜŞ BİR KÜFÜR

Ali Baturay

İLLA Kİ YAPANIN YANINA KALSIN

Hasan Hastürer

Gençlerin duyarlılığı...

Mustafa Doğrusöz

KIRMIZI ÇİZGİLİ YILLAR 49

Akay Cemal

İki dost, Gündüz Aktan ve Aydın Olgun'...

Ahmet Tolgay

LAFORİZMALAR

Bilbay Eminoğlu

Merkezi Cezaevi yanardağ gibi!

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Londra'da öğretmen...

Dilek ÇETEREİSİ

Başbakan "çak" yaptı,Ekenoğlu gürl...

Aysu Basri

SUÇLU KİM?

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Yine Mustafa

Oğuz Metiner

Hac mevsimi dolayısıyla

Harid Fedai

Şehir Mektubu





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital