Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
UFO'lar yine geldi!
Ya eşel mobil ya da 13. maaş
6 haftalık bebek, kürtajla alındı
Eşel-mobil gerdi
10 bin YTL ile serbest kaldı

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Bir zamanlar Lefkoşa'nın elektrik fabrikası da vardı

Bilbay Eminoğlu

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   11 Mayıs 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Babam, Samanbahça'daki evimize elektrik bağlattığında dünyalar bizim olmuştu.

1940'lı yılların ikinci yarısıydı.

Lefkoşa'ya elektrik sağlayan 'elektrik fabrikası' Rum kesiminde surlar içindeydi ve bir Rum şirketi tarafından

çalıştırılırdı.

Elektrik fabrikasını tırnak içinde yazdım, çünkü o zamanlar öyle derlerdi.

Günümüzde olduğu gibi elektrik santralleri yoktu.

Çocuktum, hayal meyal anımsıyorum

Elektrikçiler gelmiş sayaç takmış ve gerekli bağlantıları yapmıştı. 

Denemek için sofadaki lambanın düğmesini açtıklarında ampulün yandığını görünce nasıl da sevinmiştik ailece.

Gece evin içinin gündüz gibi aydınlanacağını bir an önce görmek için sabırsızlıkla havanın kararmasını beklemiştik.

Artık gazyağlı, fanuslu lambalara gerek kalmayacaktı.

Bataryalı radyoların da pabucu dama atılacaktı.

Elektrikli radyolar girmişti evlere.

Radyolara çok meraklıydı babam. Bizim mahallede elektrikle çalışan  radyoya sahip olan ilk ailelerdendik.

Çoğu kişi, Uzunyol'un Türk kesimine en yakın noktasındaki Uzunyanlar'ın "Philips" marka radyolarını tercih ederdi.

Önde üç beş lira, gerisi taksitle kocaman bir radyo alırdınız.

Kaç paraydı, pek anımsamıyorum, 20-25 liraydı galiba.

.

 

                                                                           ***

Bizim eve elektrik bağlandıktan  üç beş yıl sonra 1949'da ya da 50'li yılların başında  bir akşam hiç beklenmeyen bir olay oldu.

Yazdı...

Samanbahça'da insanlar, sıcak bir günün ardından öteki mahallelerde olduğu gibi, akşam serininde kapılarının önünde oturmuş sohbet ediyordu.

Kadınların ipliğe dizerek kolye gibi boyunlarına astığı yasemin kokuları yayılıyordu havaya.

Radyolar açıktı.

Herkes, Ankara Radyosu'nun "Yurttan Sesler" programından şarkılar dinliyordu.

Saat dokuza geliyordu galiba, pek anımsamıyorum.

Birkaç dosta sordum onlar da bilemedi.

Birdenbire korkunç bir patlama oldu ve Rum tarafından havaya kıpkırmızı kocaman bir alev topu yükseldi, anında elektrikler de gitti...

Işıklar söndü, radyolar sustu...

Bütün Lefkoşa zifiri karanlığa gömüldü.

Jeneratör ya da elektrikler kesildiğinde kendiliğinden yanan ışıldak ne gezerdi o zamanlar.

Mehtap da yoktu o akşam, patlamanın  hemen ardından gökyüzü yıldızlarla doldu!

Herkes mum aramaya başladı...

Gazyağlı, fanuslu lambalarını yaktı.

Lefkoşalılar ilk kez o akşam anladı elektriğin değerini.

Meğer ne zormuş elektriksiz yaşam.

 

                                                                                  ***

Kötü haber çok çabuk duyuldu.

Rum kesimindeki elektrik fabrikasının kazanı patlamış; fabrika yanıp kül olmuş.

Bilemiyorum; herhalde mazotla çalıştırılırdı.

Bir ara bir şeyler ters gitmeye başlayınca orada çalışanlardan bir Rum çocuğuna şalteri hemen indirmesini söylemişler, indirememiş galiba ve patlama olmuş, çocuğu da kurtaramamışlar.

Herkes  neler olduğunu görmek için elektrik fabrikasına koşmuştu.

Adını elektrik fabrikasından alan bölge ana baba günüydü, herkes birbirine korkudan nasıl sokağa fırladığını anlatıyordu. Perişan olmuştu insanlar.

Enkaz yığını haline gelen fabrikadan havaya dumanlar yükseliyor, itfaiyeciler soğutma çalışması yapıyordu.

Bunun dışında yapılacak hiç bir şey yoktu.

Fabrika yeni baştan kurulacaktı ve bu iş için haftalar, aylar geçecekti.

İnsanlar yeniden eski günlere dönecek, ortaçağ karanlığını yaşayacaktı.

 

                                                                                      ***

Hiç unutmam...

Bu olaydan çok önceleri fabrikanın yanından geçerken korkardım.

Büyükçe bir binaydı ve içerideki jeneratörler öylesine bir gürültüyle çalışırdı ki, üzerinde yürüdüğünüz asfaltın titrediğini hisseder, her an bir patlama olacağını sanırdınız.

Ve hep hayret ederdim, oralarda yaşayan insanlar nasıl olur da bu gürültüye dayanır diye.

Fabrikanın her tarafında, hemen dibinde evler vardı.

Ve bu evlerden bazılarını hayat kadınları mesken edinmişti.

Gençlerin uğrak yeriydi.

Bizim tarafta da Kuruçeşme ve Tazminat mahalleleri ünlüydü hayat kadınlarıyla.

Rum gençleri zaman zaman bir değişiklik olsun diye Kuruçeşme'ye, bizimkiler de elektrik fabrikasına giderdi.

O akşam, elektrik fabrikasında "işbaşında" olanlar, korkunç patlamayla kim bilir nasıl bıraktılar "işlerini"!

Bazılarını yarı çıplak, erkekleri ellerinde pantolonları kaçışırken görenler olmuş.

Olay, başta terziler olmak üzere gece de çalışan esnafın işini bozmuştu ama hayat kadınları hemen ertesi gün hiç bir şey olmamış gibi işlerinin başındaydı!

Patlamadan civardaki evler hiç zarar görmemişti.

 

                                                                                      ***

Bu hafta elektrik fabrikasındaki bu olayı yazmaya karar verdikten sonra yaşıtım ya da benden daha yaşlı bazı dostlarıma, aradan yıllar geçtikten sonra  merak ettiğim bir şeyi sordum.

Ama kimse, o zamanlar elektrik fabrikasının neden özel bir şirket tarafından çalıştırıldığını bilemedi.

Öteki kazalarda da Lefkoşa'da olduğu gibi elektrik fabrikaları varmış ve hep Rum şirketleri tarafından çalıştırılıyormuş.

İngiliz yönetimi, çok sonraları Dikelya'da büyük bir elektrik santrali kurmuş.

Sevgili dost Mustafa Çomunoğlu, ilginç bir şey söyledi bana.

Lefkoşa'da yaşayanlar elektrik parasını Cuma Pazarı'na gidip ödermiş.

Orada cuma günleri Rum şirketinin bir adamı bulunurmuş ve elektrik paralarını o tahsil edermiş.   

Ve günümüzde olduğu gibi elektrik parasını uzun süre ödemeyenlerin elektriği kesilirmiş.

İki ayda bir ödeme yapılırmış.

İki ayda aşağı yukarı iki üç liralık elektrik tüketirmiş insanlar.

Babamın polislik maaşı yaklaşık otuz liraydı.

İki ayda iki üç lira elektrik parasının az mı çok mu olduğuna artık siz karar verin.

Hafızamı yokladım; elektrik fabrikasının yanmasından kaç ay sonra yeniden elektriğe kavuştuğumuzu

anımsayamadım. Çomunoğlu kardeşim, "Galiba iki üç ay sonra" dedi.

 

                                                                                         ***

Kıbrıslıların yıllar öncesindeki yaşamından kesitler, o zamanların renkli simalarından öyküler aktarmayı, sıkılmadığınızı umarak sürdüreceğim.

Önümüzdeki hafta yeni bir nostaljik yolculukta yeniden birlikte olmak umuduyla esen kalın...

   504 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
09 Temmuz 2008, Çarşamba   Sendikaların gözü hükümette
08 Temmuz 2008, Salı   Gitti gider bu ülke!
06 Temmuz 2008, Pazar   "Ama dibelik ya beleşe verecek gızımı gitsin, vallahi döverim seni" (2)
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Bir bardak yeşil çaya ne dersiniz?
04 Temmuz 2008, Cuma   Ne kadar tuzu kuruolan varsa şimdi çıkacak ortaya!
02 Temmuz 2008, Çarşamba   Yetti artık! Anladık...
01 Temmuz 2008, Salı   Suriye'den turist geldi
29 Haziran 2008, Pazar   "Ama dibelik ya beleşe verecen gızımı gitsin... Vallahi seni döverim!"
28 Haziran 2008, Cumartesi   Müzakereler öncesinde son durum iç açıcı değil!
27 Haziran 2008, Cuma   Memleketin haline bakıp kendi kendimizi yiyip bitiriyoruz!



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

SUÇ KİMDEDİR...

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Talat, boşuna nefes tüketiyor...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (25)

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

HALDUN DORMEN, KARPAZ'DA TİYATRO OKULU...

Bilbay Eminoğlu

Sendikaların gözü hükümette

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınlarının insan sağlığı üzerindeki...

Dr. Umut Altunç

Kıbrıs Güneşi, Ultraviyöle ve Bebekler

Aysu Basri

CTP YA FARKLI BİR KABUS YARATACAK YA DA FA...

Sevilay SADIKOĞLU

Yalnızlık ve yeşeren düşünceler...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Doğum öncesi genetik tanıda yeni bir adım

Dr. İsmail KEMAL

G-8 zirvesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

II. Uluslararası Şiir Buluşması

Psikolog Ayla Kahraman

Psikososyal istismar

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Cildi koruyan gıdalar

Osman Ertuğ

Şah-MAT mı olduk?

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

TEK HALK GERÇEĞİ

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Teferruat!

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital