|
Mutlaka hemen hemen her köşemizde genlerin nasıl hayatımızın yapı taşları olduğundan ve vücudumuzun gelişimi ve işlevi için ne kadar önemli olduklarından bahsettik. Hatta artık köşemizi yakından takip eden okuyucularımız sanırım bu açıklamayı ezbere biliyorlardır da :). Evet, 'bizi biz' yapan genlerimiz saçımızın renginden tutun boyumuza kadar bizi şekillendirebiliyorlar, 'programlayabiliyorlar'. Genlerin dile getirilen bu 'programlama' özellikleri de akıllara 'Acaba her şey için bir 'gen' var mı ?'sorusunun takılmasına neden oluyor.
Bugün artık genetik alanında yapılan araştırmalarda genlerin, sadece bireysel fiziki özelliklerimizi ve vücudumuzun fizyolojisini nasıl etkiledikleri değil, bunun yanı sıra, davranışlarımızı ve 'kişiliklerimizi' nasıl etkiledikleri de araştırılıyor. Bu da yukarıdaki sorunun akıllarda daha da yüksek sesle yankılanmasına neden oluyor.
Ancak araştırmacılar, var oluşumuzda, genlerin yanı sıra çevresel faktörlerin de rol oynadığını önemle vurgulamakta ve altını çizmektedirler. Şöyle ki;
Genler hamur ise, çevresel faktörler de bu 'hamuru' yoğuran ellerdir.
Sadece 'bir gen' düşüncesi
Yanlış anlaşılan bir diğer düşünce de her şeyden sadece bir genin sorumlu olduğu düşüncesidir. Her ne kadar da bazı genetik hastalıklar, sadece bir gende meydana gelen genetik bir hatadan dolayı ortaya çıkıyorsa da bu, her genetik hastalık, fiziksel özellik veya davranışın sadece bir gen tarafından belirlendiği anlamına gelmemektedir.
Bugün aynı genetik hastalıktan etkilenen iki kişide, ikisinde de, aynı gende aynı genetik hata bile mevcut olsa, hastalık her ikisini de farklı şekillerde veya derecede etkileyebilir. Bunun nedeni ise ikisinin genetik yapısının bir birinden yine de biraz farklı olmasıdır. Bazı araştırmalar, aynı genetik yapıya ait tek yumurta ikizlerinin bile aynı hastalıktan farklı şekillerde etkilenebileceğini göstermektedir. Bunun nedeni bu etkilenmede rol oynayan çevresel faktörlerin ikiz kardeşler için farklı olabileceğidir.
Yani genetik aslında sadece siyah ve beyaz diyebilecek kadar basit bir bilim dalı değildir. Daha yakından bakıldığında, belkide her rengin kendi içinde birçok tona ayrıldığı görülebilir.
Genetik teoriler
Özellikle son yıllarda yapılan araştırmalar ve bu araştırmaların sonucunda üretilen genetik teoriler, genlerimizin, sosyal ve bireysel kimliğimizin şekillenmesinde rol oynadığını iddia etmektedir.
Bugün halen daha en fazla tartışılan bir iddia da cinsiyet tercihimizde genlerin rolü var mı veya ne kadar olduğu dur? Homoseksüelliğin genler tarafından belirlenebileceği fikri, hatta 'homoseksüellik (gay) geni' fikri özellikle ilk olarak 1990'lı yılların başında ortaya çıktı. Dean Hamer adındaki moleküler biyolog, X kromozomu (cinsiyet belirleyen kromozomlardan biri. Erkekler X Y kadınlar X X dir) üzerinde bulunan bir genetik 'işaretin' (marker) erkeklerde homoseksüellikle bağlantılı olduğunu iddia eder. Hamer'in iddiasına göre, aynı aileye ait gay erkekler bu genetik 'işareti' taşıyordu.
Hamer'in araştırması ve bulguları birçok açıdan eleştirilmiş ve henüz başka araştırmacılar tarafından teyit edilememiştir. Dolayısıyla 'homoseksüellik geni' sadece bir teoridir ve çoğu araştırmacı, genlerin olabildiği kadar çevresel faktörlerin de etkisinin olduğunu hatırlatmaktadır.
Ortaya atılan bu teori ancak birçok diğer teorilerin ve endişelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Örneğin, hangi genin veya genlerin cinsiyet tercihinde rol oynadığı keşfedilirse bu ırkçılığa dönüşecek mi? Aileler bebeklerini cinsiyet tercihlerine göre seçmek isteyecekler mi?
Gündemde birçok yeni tartışmalara neden olan en son genetik araştırmalardan birisi de İngiltere'den geldi. Newcastle üniversitesindeki bir grup araştırmacı, önce erkeklerden alınan ilik hücresinden henüz olgun olmayan sperm hücreleri geliştirdiklerini ve şimdi de aynı tekniği kadın kök hücreleriyle yaptıklarını açıkladılar. Aynı araştırmacılar bu çalışmayı kadınlardan alınan ilik hücresiyle de tekrar edeceklerini açıkladılar. Henüz daha çok yolun başında olan bu araştırma, özellikle Amerika'da bu genetik teknolojinin ileride homoseksüel çiftlere kendi genetik çocuklarına sahip olma şansını yaratacağı teorisini doğurdu. Bazı kesimler bu olasılık doğrultusunda heyecan ve ümit gösterirken bazıları bunun, henüz, gerçekleşebileceği ve ne kadar etik olduğu konusunda şüpheliler.
Bakalım zaman içerisinde bu teorilerin ne kadarı gerçek olacak. Ancak şu bir gerçek bu çalışmaların doğurabileceği her olasılığı düşünmek şüphesiz ki en doğrusudur.
Sevgili okurlar bir sonraki köşemizde buluşmak üzere sevgi ve huzur dolu günler sizlerin olsun.
|