|
Geçen hafta ilk bölümünü yazdığım yazı sizlerden epey ilgi topladı. Bu dönemlerde artan menenjit hastalığı ile ilgili bilgileri magazin haberleri veya bültenlerden edinerek değil daha bilimsel bir şekilde ülkemiz gerçeklerine de uygun bir şekilde sizlere aktarmaya devam ediyorum.
Menenjit nedir? Nasıl oluşur? Nasıl bulaşır?
Menenjit tıp terimi olarak "beyin zarı iltihabı" anlamına geliyor. Genellikle solunum yoluyla veya hasta kişilerle temas sonucunda vücuda alınan mikroplar beyin zarına yerleşerek iltihap sürecini başlatırlar.
Başlangıçta kırıklık ve hafif ateş gözlenirken ilerleyen dönemde yüksek ateş, baş ağrısı ve kusmalar ortaya çıkabilir.
Menenjit hastalığının türüne göre vücutta döküntü ve lekeler, ense hareketlerinde kısıtlılık ortaya çıkabilir.
Hastalık tedavi edilmezse koma ve ölüme kadar ilerleyebilir.
Çocuklarda menenjit hastalığı nasıl anlaşılır?
Çocuklarda bu hastalık çoğu zaman sinsi şekilde başlar, diğer çocukluk çağı enfeksiyonlarını taklit eder. Buna rağmen eğer çocuğunuzda:
> Antibiyotik tedavisine rağmen 3 günden fazla devam eden ateş
> Baş ağrısı ve kusmalar
> Ense sertliği
> Vücutta lekelenme ve döküntüler
> Karakter, huy değişikliği, saçmalama, yersiz gülme ve ağlamalar
> Havale geçirme ve bilinç kaybı
Gibi belirtiler fark ederseniz doktorunuzu mutlaka uyarınız. Bu belirtiler menenjit hastalığının ilk işaretleri olabilir.
Menenjitin -tanı konursa- tedavisi mümkün!
Menenjit hastalığının tanısının konulması -şüphe duyulduğu takdirde- hiç de zor değil! Hasta bir çocukta görülen menenjit bulguları bazen kafa içinde yer kaplayan lezyonları (beyin kanaması, tümör vb) taklit edebileceğinden çocuk doktorları bu gibi durumlarda hızlı bir şekilde beyin tomografisi çekimi isteyebilir. Nadir görülen bu olasılıklar dışlandığı zaman ise yapılacak işlem "belden su almak" şeklinde tabir edilen "lomber ponksiyon"dur.
Bel kemiğinin biraz üzerinde kalan bölgede, iki omur arasından çok ince bir iğne ile girilerek yapılan Lomber ponksiyon sanıldığı kadar tehlikeli bir girişim değildir. Önceden göz dibi incelemesi veya tomografi çekildiği takdirde bu işlemin hemen hemen hiçbir riski kalmayacaktır.
"Belden su almak olarak" tabir edilen işlem ise iki beyin zarı tabakası arasında bulunan ve omuriliğin etrafını sararak beyine kadar uzanan "beyin omurilik sıvısından" örnek almaktan başka bir şey değildir. Beyin zarındaki bir iltihap, haliyle beyin omurilik sıvısının içeriğini de değiştireceğinden, bu sıvıdan alınan birkaç damla ile yapılacak mikroskopik inceleme hastalık tanısını koymak için yeterli olacaktır. Buna ek olarak yapılacak kültür testleri ise hastalığa neden olan mikrobun türünü gösterecek; hastalığın tedavi süresi çıkacak sonuçlara göre belirlenecektir.
Tedavisi mümkün olan bu hastalıkta erken tanı çok önemlidir. Antibiyotik veya destek tedavisine erken dönemde başlanılması durumunda olası sekellerin önüne geçilecektir. Pnomokok veya meningokok gibi mikropların -ender olarak- neden olduğu menenjit vakaları ise tedaviye rağmen çocuk ve erişkinlerde sekele veya ölümlere neden olabilmektedir. Bu hastalıkların çok ender görülmesi ve özellikle Pnomokok mikrobuna karşı yapılmaya başlanan rutin aşılar bu konuda içimizi rahatlatan unsurlardır.
KANSERE KARŞI "YENİ ASPİRİN: D VİTAMİNİ"
Kalp ve damar hastalıklarında yıllardır kullanılan eski, basit ve ucuz ilaç olan Aspirin'in yeri doldurulamıyor. İşte son dönemde yapılan bir çalışmanın sonuçları da D vitaminin Kanser hastalığı için "yeni bir Aspirin" olabileceğini iddia ediyor!
Bu çarpıcı iddianın sahibi magazin habercileri değil, Kanadalı bilim adamları...
Geçtiğimiz haftalarda yapılan açıklamada Kanada'nın Dalhousie Üniversitesi'nden Dr Louise Parker D vitaminin az bilinen faydalarına dikkat çekti.
Buna göre Dr. Parker ve ekibinin yaptıkları araştırmanın sonucunda düzenli D vitamini kullanan ve güneş ışınlarından düzenli olarak yararlanan kişilerin Multipl Skleroz (MS), Osteoporoz (kemik erimesi), yüksek tansiyon ve hafif depresyondan daha az etkilendikleri saptanmış. Aynı zamanda D vitaminini düzenli olarak kullanan kişilerin kanser hastalığına da daha az oranda yakalandıkları ortaya çıkmış. Özellikle Akciğer ve Kalın Bağırsak kanseri sıklığının D vitamini eksikliği ile arttığı artık bilinen bir gerçek !
D vitamininin bu etkisini hücrelere kalsiyum girişini artırarak yaptığı düşünülmekte. D vitamininin kemik erimesindeki rolü de zaten kalsiyumun kemiklere depolanması ile ilgili.
Bilindiği üzere, D vitamini vücudumuzda inaktif (işlev görmez) bir şekilde depolanmakta ve güneş ışınlarının da etkisiyle aktif (işlev görür) şekline değişmektedir. Güneş ışığının az olduğu -Kanada gibi- bölgelerde yaşayan ve düzensiz beslenen kişilerde D vitamini eksikliği daha fazla görülmektedir. Kanadalı bilim adamları da bu sonuçlara dayanarak orta ve ileri yaşlı kişilerin Kanser, kemik erimesi, Multiple Skleroz (MS), yüksek tansiyon ve depresyon gibi rahatsızlıklardan korunabilmeleri için günde 1000 ünite D vitamini almalarını önermekte...
D vitamininden zengin diğer kaynaklar ise yağlı balıklar, köpek balığı karaciğeri (Cod Liver Oil), yumurta, karaciğer, süt ve süt ürünleri...
Yılın 9 ayı güneş koruyucularını sürüp dışarıya çıkan her Kıbrıslı ise vücutlarına doğal yollardan yüksek oranlarda D vitamini depoladıklarından, bu hastalıklara karşı doğal koruma altındadırlar. Kanser hastalığına neden olan onca çevresel ve besinsel faktör düşünüldüğünde D vitamini konusunda sahip olduğumuz bu avantaj Kıbrıslıların önemli bir şansı olsa gerek!
Bol güneşli, mutlu ve sağlıklı günler...
|