|
Avrupa futbolunda İspanya ve İngiltere'nin hükümdarlığı artık giderek belirginleşiyor. Yayınlanan raporlarda 2005-2006 sezonu baz alınarak hazırlanan klasmanda en zengin yirmi takımın ilk iki sırası İspanyolların.
Listede sekiz İngiliz, dört İtalyan, üç Alman, birer de Fransız, Portekiz ve İskoç takımı yer almaktadır. Avrupa futbolunda İspanya ve İngiltere'nin hükümdarlığı artık giderek belirginleşiyor. İspanyollarla İngilizler, hem liglerinin kalitesi hem de başarılarıyla artık belirgin bir güce sahipler. Görünen o ki futbolun dümeninde de uzun süre onlar kalacak. Deloitte'nın yayınladığı "Futbolun Para Ligi" raporunun 2005-2006 versiyonu da bu gerçeğin altını çiziyor. Rapor dünyanın en iyi takımları sıralamasına yer verirken İspanyolların ve İngilizlerin hakimiyetini net bir biçimde ortaya koyuyor. İşte raporun ayrıntıları ve Avrupa'nın en iyi 20 kulübünün sıralaması:
TOPLAM GELİR MAÇ GÜNÜ GELİRİ
Sıra Takım Gelir (Euro) Sıra Takım Gelir (Euro)
1. Real Madrid 292.2 1. Manchester UTD 103.1
2. Barcelona 259.1 2. Chelsea 83.4
3. Juventus 251.2 3. Barcelona 76.6
4. Manchester Utd 242.6 4. Real Madrid 75.2
5. Milan 238.7 5. Arsenal 63.8
6. Chelsea 221 6. Bayern Münih 52.1
7. İnter 206.6 7. Liverpool 47.2
8. Bayern Münih 204.7 8. Newcastle Utd 45.6
9. Arsenal 192.4 9. G.Rangers 40.9
10. Liverpool 176 10 Benfica 38.6
11 Lyon 127.7 11. Hamburg 36.8
12. Roma 127 12. Milan 30.8
13. Newcastle Utd 124.3 13. Inter 29.2
14. Schalke 04 122.9 14. Schalke 04 29.2
15. Tottenham 107.2 15. Totthenham 25.4
16. Hamburg 101.8 16. Lyon 24.1
17. Manchester City 89.4 17. West Ham 23.8
18. Glasgow Rangers 88.5 18. Manchester City 22.7
19. West Ham 86.9 19. Roma 21
20. Benfica 85.1 20. Juventus 16.5
İlk 20'de 8 İngiliz
Önce genel bir değerlendirme yapıp önceki yıllara göre nelerin değiştiğine bakalım. Aslında her ne kadar ilk iki sıra İspanyolların olsa da ilk yirmide yine İngilizler ön planda. Listede tam sekiz İngiliz takımları var. İtalyanlar da henüz yabana atılacak gibi değil ve dört takımla temsil ediliyorlar. Almanya ise istikrarlı ödülünü ilk yirmiye üç takım sokarak alıyor. Fransa, Portekiz ve İskoçya da birer temsilciyle de olsa bu imtiyazlar kulübünde Lyon, Benfica ve Rangers ile temsil ediliyor. Bu da şunu gösteriyor ki futbol giderek bazı ülkelerin elinde tekelleşiyor. Başarılar da hep onların arasında paylaşılıyor. Bu yıl şampiyonlar Ligi'nin ve UEFA'nın çeyrek finallerine kalan 16 takımın kimlerden oluştuğuna bakmak bile bu gerçeği görmeye yetiyor. Çeyrek finallerde dört İspanyol ve İngiliz, üç Alman, iki Hollandalı ve İtalyan, bir de Portekiz Kulübü yer aldı.
YAYIN GELİRİ TİCARİ GELİR
Sıra Takım Gelir (Euro) Sıra Takım Gelir (Euro)
1. Juventus 172 1. Real Madrid 125.6
2. Milan 154.3 2. Bayern Münih 109.8
3. Inter 130.4 3. Barcelona 88.4
4. Barcelona 94.1 4. Manchester Utd 73.6
5. Real Madrid 91.4 5. Juventus 62.7
6. Arsenal 79.4 6. Chelsea 61.5
7. Roma 76.2 7. Liverpool 56.8
8. Chelsea 76.1 8 Schalke 04 54.9
9. Liverpool 72 9. Milan 53.6
10. Lyon 71.5 10. Arsenal 49.2
11. Manchester Utd 65.9 11. Hamburg 47.2
12. Bayern Münüh 42.8 12. Inter 47
13. Tottenham 41.5 13. Newcastle Utd 40.3
14. West Ham 40.9 14. Tottenham 40.3
15. Schalke 04 38.8 15. Glasgow Rangers 32.6
16. Newcastle Utd 38.4 16. Lyon 32.1
17. Manchester City 35 17. Manchester City 31.7
18. Hamburg 17.8 18. Roma 29.8
19. Benfica 17.2 19. Benfica 29.3
20. Glasgow Rangers 15 20. West Ham 22.2
52 üye ülkesi bulunan UEFA'nın düzenlediği şampiyonlar Ligi, ilk bakışta 5, biraz daha derinden incelendiğinde ise 3 ülkenin tekeline girmiş durumda. Hep aynı ülkelerin hep aynı takımları zirvede.Bu tablo futbolun "belirsizlik ilkesi"'ne büyük zarar veriyor. Bu takımlar Şampiyonlar Ligi'nden kazandıklarını paralarla güçleniyor ve güçlendikçe daha fazla para kazanıyor. UEFA'nın yeni başkanı Platini'yi de rahatsız eden ve çözüm arayışına iten bu "vahşi kapitalist" tekelin kırmanın çaresi "Amerikan Modeli"nde yatıyor.
Şampiyonlar ligi'nin son 4 sezonda geliri en yüksek 10 takımı
Takım Ülke Kazanç (USD)
Arsenal İngiltere 139.828.000
Milan İtalya 121.752.000
O.Lyon Fransa 113.085.000
Juventus İtalya 106.288.000
Chelsea İngiltere 103.898.000
M.United İngiltere 102.030.000
R.Madrid İspanya 96.363.000
B.Münih Almanya 94.577.000
Barcelona İspanya 87.797.000
Liverpool İngiltere 81.066.000
TOPLAM 1.046.684.000
Bu tekel nasıl kırılır?
Son beş sezonun Şampiyonlar ligi çeyrek finalistlerine bakıldığında, toplam 40 takımdan 35'i İspanya, İngiltere, İtalya, Fransa ve Almanya'dan. Bu beş ülke, son sekize kalanların yüzde 87.5'lik bölümünü oluşturuyor.
Liverpool iki sezon önce ön eleme turu oynayarak kupaya uzanırken, cirosunun % 21'ini Şampiyonlar Ligi gelirleri oluşturuyordu. Son 4 sezonda takımlara dağıtılan 2.284 milyar dolarlık para ödülünün 1.046 milyar dolarlık bölümü en çok kazanan 10 takımın oldu.
Şampiyonlar ligi'ne sürekli katılan, elde ettiklerini gelirlerle kendi liglerindeki rekabeti de bozuyor. En çarpıcı örnek olarak gösterilebilecek Lyon, 110 milyon Euroluk bütçeye ulaştı. Fransa'daki en yakın takipçisi Marsilya'nın bütçesi ise 75 Milyon Euro.
Şampiyonlar Ligi'ni büyük ülkelerin tekelinden kurtarmak ancak "Amerikan Modeli'yle mümkün olabilir. "Kapalı lig" sisteminin uygulandığı bu modelde takımlar arasındaki rekabet "draft" ve "salary cup" uygulamalarıyla korunuyor.
Amerikan modeli nedir?
NBA ( Amerikan Ulusal Basketbol ligi), NFL ( Amerikan Ulusal Futbol ligi), NHL ( Amerikan Ulusal Hokey ligi), NHL ( Amerikan Ulusal Beyzbol ligi) gibi değerleri yaratan "Amerikan Modeli"yle mümkün olabilir. Düşmeniz söz konusu olmadığı, belli kriterleri yerine getirmek koşuluyla şirket statüsündeki "aynı" takımların, "kar amacı güderek" katıldığı Amerikan Modeli'nde, ürün olarak lig kabul edilerek, bu ligin değerini belirleyen takımlar arasındaki rekabet de ihtiyaca uygun düzenlemelerle ciddi bir şekilde korunuyor. Bu düzenlemelerden en önemli iki tanesi, draft( genç oyuncu seçimi), ve salary cup( tavan ücret uygulaması). Her ne kadar Şampiyonlar ligi , kapalı lig ve böyle iki düzenlemeye hazır gözükmese de rekabeti canlandıracak Avrupa kültürüne uygun başka düzenlemeler söz konusu olabilir. Bu konuyla ilgili FİFA başkanı Sepp Blater, son bir-iki yıldır, yabancı oyuncu sayısını bir ölçüde sınırlandırarak, 6-5 formülünü dillendiriyor. Ayrıca şeffaf bütçe yaratıp, borç parayla değer yaratıp, haksız rekabete neden olanların önünü kesebilir.
Bu arada kimse "Amerikan modeli Avrupa'ya uygun değil) diye düşünmesin.
Basketbolda ULEB Avrupa Ligi'nde tam olarak olmasa bile, bir ölçüde " Kapalı Lig" uygulamasına geçildi. Avrupa'nın bazı takımları sportif performanslarıyla değil, ekonomik gücü sayesinde bu lige katılıyorlar. Deylim ki bu sezon Türkiye basketbol ligi'nde Türk Telefon şampiyon oldu. Doğal olarak Ankara'nın Türkiye'yi ULEB Avrupa Ligi'nde temsil etmesi gerekiyor. Ne var ki, ULEB'in EFES PİLSEN ve FENERBAHÇE ÜLKER ile yaptığı üç yıllık anlaşma nedeniyle, Türk Telekom'un Avrupa'nın 1 numaralı organizasyonuna katılması mümkün değil. Bu uygulamayı görüp insanın aklına "Şampiyonlar Ligi'nde de 2010-11 sezonundan itibaren yarı kapalı bir lig projesi hayat geçirilebilir mi?" sorusu takılıyor. Neden olmasın?
Ülkemizin gerçekleri
Geçen hafta UEFA'ya bağlı 52 ülkedeki lig sistemlerinden bahsetmiştim. Bu hafta ise Avrupa'daki büyük takımların gelirleri, Şampiyonlar Ligi'nin avantajı, sakıncaları ve alternatif sistem olan "Amerikan modeli"nden kısaca örnekler verdim. Bunlardan neden bahsediyor veya yazıyorsun diye soru yöneltebilirsiniz. Bilgi edinmek kötü bir şey değildir ama esas amacım, dünyada ve ülkemizde tartışılan futbol sistemlerinin farklılıklarını ortaya koymak ve doğrunun ucundan bir noktayı yakalamaktır. Yoksa, Avrupa ve Amerika liglerindeki statiki ekonomik değerlere ulaşmanın imkansız olduğunu her sporsever biliyor. ( Tabi , Nike reklamında oynamış olsam belki Avrupa'daki ekonomik değerlere kulüplerimizi ulaştırabilirdim)
Avrupa'daki her ülke, Türkiye dahil olmak üzere kendi ülkelerindeki futbol sistemlerini tartışıp, daha iyiye ulaşmanın projelerini gündeme getirerek modern futbol sektörününü nasıl daha rantabıl, izlenebilir, güvenilir ve dengeli kar dağılımlarıyla geliştirilebilirliğin sorularına yanıtlar arıyor.
Ülkemizde de yıllardır futbol sistemi tartışılmaktadır. Ne var ki bizlerin tartışmaları futbolumuzu her geçen gün bir o kadar daha geriye, izlenmemeliğe, seyircisizliğe ve farklı ülkelerin liglerine odaklaştırıyor. Diyeceksiniz ki ambargolar altında hedefi olmayan ligimiz var. Esasında ambargolar altında mücadele ettiğimiz doğrudur. Ama hedefsizliği hedef olarak seçip ülke futbolunu değil de kişilere özel futbol sistemini tartışmamız, az sayıda kalan spor severimizi ve buna bağlı olarak futbolumuzu yok etmektedir. Ama kimin umurunda ki.
Dünyada insanlar havuz gelirlerine boğulurken, bizler yaz aylarındaki havuzları düşünüyoruz. İnsanlar lig statülerini yıllar öncesinden günümüz şartlarına uyarlarken, bizler tutuculuk sevdasıyla, halen 1960'lı yıllarıyla avunuyoruz. İnsanlar, sponsorlar sayesinde gelişirken, bizler sponsorluğun avantalarından yararlanıyoruz. İnsanlar, hep ileri derken, bizler on geri gitmeyi marifet biliyoruz. Ve en önemlisi, insanlar toplumsal sportif çıkarı savunurken, bizler kişisel çıkarcıları omuzlar üzerinde taşımayı bir marifet sanıyoruz.
İşte, sizlere demode kalmış ligimizden yalnızca bir örnek.
KKTC Futbol Ligi 2006-07 Takımların Bilet Gelirleri:
Sıra Takım Yıllık maç hasılatı(Ytl.)
1. Çetinkaya 18.500
2. KK 15.700
3. YBİ 15.299
4. MTG 14.089
5. Gönyeli 13.250
6. Lapta 12.338
6. Bağcıl 10.200
8. Düzkaya 6.870
9. YAK 6.500
11. Hamitköy 9.190
12. G.G 5.870
13. Tatlısu 4.560
14. Binatlı 4.300
15. TOL ?
Not: Maç gelirleri kulüp yönetimlerinden alınmıştır.
Yukarıdaki tablo bizlere ligimizdeki ilgisizliği net bir şekilde göstermektedir. Daha da önemlisi ortalama tirbün gelirinin Özel Kollej'de okuyan bir çocuğun eğitim masrafı olduğunu görmekteyiz. Böylesi ilgisiz ve sabit gelirin olmadığı bir ligde, ortalama 500.000ytl varan bütçeler yaratıp, daha sonra da şikayet etmek ne kadar doğrudur tartışılır. Kimin kimi ve niye şikâyet ettiği de tartışılır. Çünkü hiç kimse sizlere şampiyon veya küme düşmemek için astronomik bütçeler yaratın demiyor. Bu değerleri bilinçsizce yaratan yalnızca kulüplerimizdir. Ne hikmetse, daha sonraları parasızlıktan şikâyet edenler de onlardır. İşte, ülkemizdeki futbol faaliyetlerinin kırılma noktasının temel nedeni burada yatmaktadır. Tesisin belli, tedavi şeklinin yanlış olduğu bir yerde hastayı kurtarmanın imkansız , hatta yanlış tedavi şekliyle hastanın yaşamını kısalttığımızın bile farkında değiliz.
Mevcut sistem iflas etmiştir. Tamir etmek elinizde. Olaya toplumsam problem olarak bakılırsa , çözüm yolu bulunur. Yok, kişilere ve bazı kulüplerin isteklerine göre özel statü düzenlenirse , on yıl önce ve bu yıl ağlandığınız gibi , gelecek sezon ve on yıl sonra da ağlayacaksınız. Kişiler karlı , sportif yapı zararlı çıkacaktır.
Avrupa liglerinden vermiş olduğum örnekleri incelerken rakamlardan çok sistemi ön planda tutarsanız, sistemler sonucunda elde edilen gelirleri görebilirsiniz. Ama bizlerde tam tersine sistemler yaratılmadan belli değerlere ulaşılmak isteniyor. Sonuç? Tabi ki, Kudüs'teki ağlama duvarı olur.
|