Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
"Alo seks" tuzağı
Doğanın muhteşem gücü
Kırmızı ışıkta geçti, dehşet saçtı
3G'ye uyumlu telefonlara rağbet arttı
Virajı alamadı 14 metreden dereye yuvarlandı
Cinayete ret, diğerlerine kabul
Sarayda Kıbrıs zirvesi
Türk tarafından Rum yönetimine uyarı
Komedi Tiyatrosu, "Recep'in Angonisi Recep" oyunu perdelerini açıyor
Zeytinlik köy meydanındaki Sergi Çadırı'na büyük ilgi

YORUMLANANLAR
3G'ye uyumlu telefonlara rağbet arttı [1]
"Alo seks" tuzağı [2]
Doğanın muhteşem gücü [1]
"Av açılmasın" sözleri talihsizlik [1]
KTÖS: Talat, taksimi değil, Kıbrıslı Türklerin menfaatlerini savunmalı [1]
Türk tarafından Rum yönetimine uyarı [1]
Kırmızı ışıkta geçti, dehşet saçtı [1]
2'si ağır, 3'ü çocuk 7 yaralı [26]
Tatbikatlar iptal [2]
Hristofyas: Taksim ya da iki devletin varlığı mantığıyla uzlaşamayız [1]



HAYATI TAŞLIYORUM SON/M/BAHARDA

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   31 Ağustos 2007, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Düşüp tepetaklak olabilecek kadar vurucu satırlar okumayalı kaç şiirlik, kaç yazılık, kaç çocukluk ve yaşlılık geçti başımdan bilmiyorum. Sözlerden, yazılanlardan, gerçek bir şiirden ve yazıdan insanın başının yarıldığını, midesine kramplar girdiğini, zaman - mekan değiştirdiğini, yaşattığını, öldürdüğünü bilenlerdenim. Son zamanlarda seçmeden, gelişigüzel okuduğum ve rastladığım pek çok şiir ve yazının daha çok amuda kalktığını gördükçe bu saklı olduğum inin daha da içerisine yürüdüğümü hissetmekteyim. Sözcüklerin gerisindeyim, şiirlere gebeyim, yaşamla kavgalı bir beklemedeyim. Yoz ve popüler kültürün temsilcisi olan ne çok kitap, ne çok köşe, ne çok bucak var elimde; okuduğum gazetelerde, dergilerde, seyrettiğim filmlerde, dinlediğim müziklerde, ne çok. Ve bu girdaba direndikçe hayatın merkezinde kendi sesime/sessizliğime gömülmekteyim.

İçimin yaralarını yine şiirin açacağı yaralarla sarmak istiyorum. Adanın o müptela yalnızlığını, unutulmuşluğunu, bozulmuşluğunu anlatacak, o sinir bozucu ruh durumunu çağıracak kadar bir yalnızlık sürmekteyim şu sıralar. Okuduklarım yaşamdan kopuk, yazdıklarım kör bir kuyuda kayboluyor. Konuştuklarım hep yabancı bir lisan. Kendime erimekte, kendime yenilmekte, kendime dirilmekteyim. Güldüklerim şangur şungur bir ağlamayı gizliyor. Ne yana dönsem sulu muhallebi kıvamında yazı ve insan duruşları. Ne tarafa baksam toz-duman bir gençliğin bozuk aksamları.

 

Şiirin içinde fikir, elmanın içindeki gıda kadar saklı olmalıdır" diyen Vallery ne kadar uzağıma düşüyor şimdi. Bunu düşünerek mi, duyumsayarak mı söylüyor bilmiyorum ama düşünmeden ve düşündürmeden yazılan/yapılan şiir katliamlarına “okuyan” olarak katlanamıyorum artık. El açar gibi kalem açanların yalan gözyaşları arasında Edip Cansever “Bakıyoruz da, şiir ilkin düşünmekle başlıyor. Hatta şiir denen olayı, ancak bazı düşünce yöntemlerinin yardımıyla ortaya çıkarabiliyoruz. Üstelik bilimin, felsefenin sanatla bunca kaynaştığı günümüzde, düşünceyi eski bir şiir alışkanlığıyla örtmek elimizden gelmiyor. Yani "düşüncenin şiiri" önce bir zorunluluğun şiiri oluyor.” diyor şiir üzerine bir yazısında. İçinde düşünce olmayan vıcık vıcık şiirlerin ihanetinin gölgesinde okuyorum bunları. Herhangi bir çaba, herhangi bir şair, bir kitap etkisi olmadan, üretmeden tüketen insanların memleketinde, düşünce ölülerinin ülkesindeyim... Onu okurken varlığından henüz haberdar olduğum bir şairin haberi çarpıyor gözüme. “1968 yılında doğan genç şairlerimizden Doğan Ergül’ü kaybettik” diyor haberde. Tam da içinde bulunduğum yaşamakla-ölmek, varolmakla- yokolmak arasındaki kesiti anlatıyor sanki. Varlığını öğrenirken, şiiriyle tanışırken ölüm haberini okuyorum. İçime Eylül konuyor, okuduğum tüm şairler, düşünürler uzaklaşıyor. Edip Cansever “belirsizlikler”ine karışıyor, Vallery düşüncelerine. Saçma sapan biriktirdiğim onca şiir ve yazı müsveddesi kayboluyor. Ölümle yaşam arasında el sallayan Doğan Ergül alıyor sözü usulca. İçimde şiirsiz bir sonbahar geziniyor:

 

***************

 

Kuçu kuçu pisi pisi POPARTŞ/A/İİR

 

gel kuçu kuçu şair ne verecek organizatörün sana 

senin için bu şeker dağ bağ bu otel şehir

                                       şekerim şaaaiiir

yıkanmış ütülenmiş misler gibi poparttemis

senin için /i/simlenmiş süslenmiş

köşesine bucağına ne sürprizler saklanmış

ş/a/iir altın toprak dökülü mermer beton sökülü

kazılı hem gömülü serim serim serili şa/i/ir

gel editörün ne verecek sana

senin için sular seller bu karadan denizden

bu esen esemeyen şol rüzgarlar sol yeller

ortalığa sa/ı/çılmış bu atılı dikili

yarım bütün kiralı satılı s/t/ayfalar hem sütunlar

şair gel bak ne güzel yollar

ışıl ışıl ışıklı gladyatör meydanı

kine kan dile diş düşe şiş er meydanı

yarısı değil hem hepsi şaiir gel pisi pisi

ister tak takma ister remiz rumuz müste/ş/ar

bak bok/s/ götürüyor bizi  uydu da uymuş hani

bükeriz boynumuzu şaiiir bak /k/umar ağzına layık

hopla zıpla sek/s/ haydi bir iki şiir çığır şaiirr

köpüklü buzlu soğuk hazır paket eğlence

                                  alçaktan sürünmece

yap yakıştır şairr zam gelmeden gez biraz

ana/t/sanrıçanın memelerine yapıştır da ağzını

sen de asıl sağ /em biraz …

 

Ayşen Dağlı, Ağustos 2007

 

************************

 

Zamana Asılı Mektuplar

 

Hepimiz birşeylerden kaçıp bir uçurumun kenarına düşmüş ya da kenarında olmayı hayal etmişizdir. Kimimiz kucağına düştük, kimimiz ise içinde bulunduğumuz çıkmazın farkına varıp uçurumun kucağı yerine hayatın kucağına düşmenin en doğru karar olduğunu fark ettik. Bir rüzgar, hayatın çıkmaz sokaklarında sizi uçurumun kenarına sürüklese de bir el oradan alıp hayatın çelişkilerle dolu o sımsıcak kucağına bırakabilir. Hem de defalarca..... Ama herkes bu kadar şanslı olmayabilir. Unutmayın esas kurtarıcınız hayatın anahtarını size uzatacak olan içinizdeki o eldir.

 

Fatoş Öztüren

 

*********************

Başucu Kitaplarından

 

 

İki kere intihar fikri. İkincisinde, hala denize bakarken, şakaklarında ürkütücü bir yanık hissi. İnsanın kendini nasıl öldürdüğünü şimdi anlıyorum. Yine sohbet, laf çok ama söylenen az. Karanlıkta yukarı güverteye tırmanıyor, çalışmamla ilgili bazı kararlar verdikten sonra günü deniz, ay ve yıldızların karşısında bitiriyorum. Su yüzeyi hafiften ışıltılı ama derindeki karanlığı hissediyorsunuz. İşte deniz bu ve ben denizi bunun için seviyorum! Yaşama çağrı, ölüme davetiye.



AMERİKA GÜNLÜKLERİ (Albert Camus)

Çeviren: Osman Akınhay, Öteki Yayınevi

**************

 

AĞZIMDA ZALİM BİR AY
 
yapraklar usul iniyor havuzlar sarı
son yaz bozkırda bir yol eylül!.. o beklenmiş oğul

ey nar! gidenler için mi renk … aklımdan önce dağıl

beni bir serçe buldu, o kadar kalbim… güneyde
kayıp bir otoban; gidiyorum leylekler kadar ömrüm beyaz
gelincikler için dağlarım, uykusu tuz kardan oyuncaklarım

ey nar dağıl !.. sana güz sana güz gerek

bir ağaçtan düştüm sarı hafif bir eylül yaşım
şimdi o bahçeler kadar çıplak avazım !..

 

**********

TANSİYON

Damardan istedim

Enjekte ettim soluğuma

Hayalimdeki en uçuk resmini

 

Tansiyon sandım

 

Sendin

D

Ü        

Ş

E

N

 

Bedia Balses

 

***********

 

EFLATUN PİJAMALARIM OLSA

 

iki bilet gezdiriyorum arka cebimde biri hayat için;

bavullar çantalar karışmış karşılaşmış diyorlar

bense bir bilet daha arıyorum

kim bilir kimin için

kanım damlıyor içine

sevdiğim kentlere gidemiyorum

bütün trenler hızlı, raydan çıkıp

sessizliğime giriyorlar

 

***

sahi parmaklarım kesilse n’apardım

dize kadar kara batmış akşam, dize gibi.

asyalı olmanın heyecanıyla yeni korkular ediniyorum

savaş ve seviş diye…

sigarayı bırakmalıymışım, baksana

sinirlerine sınırlar çizemiyorum, limon zeytin kın…

hepi topu bursa balık bej bengi brokoli…

 

treni kaçırıyorum garda geceyi terk ediyorum

biletlerden hiçbirini harflerden hepsini

hayattan B’yi seçiyorum

 

Olcay Özmen

*****

 

BİLGİ SAHİBİ OLMAYAN FİKİR SAHİBİ OLAMAZ

 

Uğur MUMCU

 

*****

   1482 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   Fotoğraflar
04 Ekim 2008, Cumartesi   Sürüden Ayrılmak
05 Eylül 2008, Cuma   Larnaka'da Şimdi Sonbahar mıdır?
29 Ağustos 2008, Cuma   YİNE BU YIL ADA SENSİZ
22 Ağustos 2008, Cuma   Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu Yeniboğaziçi Festivali'nde esti
15 Ağustos 2008, Cuma   Elinde Camdan Ebem Kuşakları Dilinde Kristal Kelimeler
08 Ağustos 2008, Cuma   YANGIN
01 Ağustos 2008, Cuma   ÇOCUKLAR ÖLDÜRÜLMESİN
28 Temmuz 2008, Pazartesi   ‘O’ DAR KORİDORDA
18 Temmuz 2008, Cuma   Döşünden Yaralı Dağlar



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.3696 1.3793
1 STERLİN 2.4034 2.4213
1 EURO 1.8766 1.8898



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

ÖZGÜRLEŞTİREN

Ali Baturay

NE İŞ, BU İŞ?

Hasan Hastürer

Suça, posta kutusu yaratmak...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Yağlı teşhisi koyarken...

Ahmet Tolgay

"MUSTAFA" GELİYOR... SELANİK'T...

Bilbay Eminoğlu

"SCADA" ıskaladı!

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Kurultay öncesi senaryolar

Dilek ÇETEREİSİ

Sigaralar bu kez bahçede yandı

Aysu Basri

1,2,3,4,5.....100 km ve GAZLAAAAAAA!!!!!!!

Emin AKKOR

Av tartışmasının tahammülsüzlüğü

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Dünyayı sarsan yedi gün

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Kâvânin (Yasama) Meclisi





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital