|
Yolların tanıklık ettiği karanlık bir geceydi. Arabaların zayıf ışıkları yasemin kokuları sinmiş mahallenin arasında gizleneni açığa çıkaramıyordu. Elektrik teline konan baykuştan başka hiçkimse yoktu etrafta. Hissettiği uğursuz uğultunun o yaygın inanışla "baykuş"tan olabileceğine inanmak istedi. Gecenin zayıf gözleri seçemiyordu hissettiklerini. El-ayak çekilmişti. Yatakodalarının pencerelerinden uyku modundaki ışıklar sızıyordu. Issız ve terkedilmiş gibiydi köy sokakları. Karanlık sokaklarda yürürken gizlenmek de istemiyordu, ortaya çıkmak da, kaçmak da istemiyordu, kalmak da. Gecenin ortasında "o" gazete küpürü geldi yine aklına. Bu yaz gecesi, rüyalara dalamayacak kadar yorgun hissediyordu kendini. İnsan beyninin kendi elleriyle yaptığı cinayet aletleri ve buluşları resmigeçit yaptı karelerce. Atom bombasını atan eli düşündü ve çocuklara yöneltmiş silahların ardındaki Amerika'nın azraile dönen binlerce yüzünü. 6 Ağustos'da Hiroşima'nın yıldönümü diye okumuştu gazetedeki falında bugün. Nasıl bir dünyada yaşadığını sorgularken onun için yazılan rolü ezberleyemeyen bir artist gibi hissetti kendini. "Ben kaldım, onlar öldüler" diyen Oğuzcan'ın şiiri geldi aklına... Hiroşima'dan sonra çocukların, masum insanlar öldürülmeye devam ettiğini, daha dün Türkiye'de insanların parçalanarak teröre kurban verilişi geçti aklından. Bu insanlık ayıbının, bu utancın yıldönümünde değişen birşey yoktu yine...
elbet bir bildiği var bu çocukların
kolay değil öyle genç ölmek
yeşil bir yaprak gibi yüreği
koparıp ateşe atmak
diyen Korkmazgil ve nice şairin kelimeleri akıyordu yine dünyanın yaşlı kalbine. Hiroşima'nın yıldönümü diye vermişti haberi bugün gazeteler. Yeni versiyonları yaşanan ve şekil değiştiren manşetlerin gerisinde, pastanın üzerine Lübnan, Bosna, Filistin, Irak ve nicesi konmuştu mum niyetine ve atom bombasını atan el yakmıştı mumları yine. "Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler" dizesi geldi takıldı gecenin kollarına. Sıktı boğazını Nazım... bir, şiire bir şarkıya sıkıştıramadı ölü çocukları... Anadolu'daki çınar altı alay etti 2000'li yılların teknolojik harikalarıyla. Çocukların kesilen gülümsemeleri düştü peşine... Hiç bir hayal ve hiçbir gülümseme masum değildi artık, biliyordu. Karanlık, dar yollarda yürürken sırtında taşıdığı bir kamburdu "insan" denen kör yiyici artık...
Baykuş öttü. Gözlerinin delici ısırığıyla, yardıma gelen bir dost gibiydi. Mahalleden çekilen el - ayak seslerinin gizlendiği sundurmalarda yaşam izleri aradı, tutunmak istercesine yaşamın yenilenen gerçekliğine. Baykuş öttü ve sustu... Sustu sundurmaların betonları, sustu insanlar, gece, dünya, sevda, vicdan sustu. Hem de öyle bir sustu ki uzayın ortasında, arsızca, edepsizce bir susuştu bu. Dünyanın bu kaçıncı suskunluğuydu hesaplayamadı. Karanlıktaydı. Gece dar mahallelerin arasında kol geziyordu. Öyle derindi ki gözleri, güneşi yutan bir canavara benziyordu.
Dışarıdan acıyı tanımlamaya çalışmak, o acıyı aşağılamak olur.
O Gece Hep Gece Kaldı
Sessizliği hırpalayan uğultular
Uğultular daha sesli
Uğultular çok sesli
Uğultular yakın
Uğultular daha yakın
Korkudan barsaklarımın düğümleri bolarır
Dudaklarımın alı ağarır
Tırnaklarımın altı morarır
Bir kalabalık dökülür dibime
Çamur kılıklı insanlardı
Yüzleri ve gövdeleri çürüktü
Baktım bir daha baktım
Daha iyi baktım
Gözlerim cam kesildi
Kimilerinin şakağı delikti
Kimilerinin çenesi eksikti
İçlerinden biri
Ki yarı kafası yoktu yerinde
Ellerinde bir ayna inadı inat tutar yüzüme
Yüzüm aynada bir felaket
Yüzüm aynada bir dehşet
Yanık toprak çukurları gözlerim
Yurdumun şemaline çok benzerim
Heyecanımın yokuşunda tökezlerim
Ve birden küçük bir vücut sokulur yanıma
göğsümden bir mermi söküp uzatır bana
Kor bir mermidir o
Ümit İnatçı (Tükeniş Güzergahı)
Bizim Kedinin Masalı
Düşünürdüm küçücük bir çocukken
Rum komşumuzun kedisi de
Rum mu diye.
Bir gün anneme sordum
meğer kediler Türk
köpekler Rum'muş
kediciklere köpekler saldırıyormuş.
Günler sonra bir gün
ne göreyim,
bizim kedi
doğurduğu yavruyu yedi.
Mehmet Yaşın
Başucu Kitaplarından
'Yaşam bir harikadır', dedi doktor bey kutsallara özgü kalın, okşayıcı bir sesle: 'Yaşam süreci, insan vücudundaki organların tümü, bunların çalışmaları, görev bölümü yapmaları bizlerin kavrayamayacağı denli karmaşıktır. Hangi birimiz doğanın bu gizemini çözümleyebiliriz?' Doktor Brodsky gerçekten büyük bir ilim adamı. İblislerle, şeytanla işbirliği yapıp, iyiliği yeryüzünden kaldırmaya çabalayan her sağlıklı vücut senin geçtiğin denemelerden geçince böylesine hastalanır, acı çeker.
Otomatik Portakal (Anthony Burgess, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları- 2003)
Zamana Asılı Mektuplar
'Kederini ellerinden tutan' bir çocuğun diyeceği sözleri biriktirerek geldin. Hem de "yağmur yağmasaydı bunların hiçbiri olmayacaktı" denilen bir akşamda... Bir 'merhaba'nın işkenceleri, hapisleri, yılları ve yolları taşıyacağını hissettirerek.. 'Nasılsın' diye sordun. Ne kadar sıradan görünürdü bu soru oysa yüzüme? İyiyim ya, iyiyim elbette. Bunca kirlenmişlik içinde gerçeğin var olduğunu 'insan nasıl duruyorsa öyle biçimleniyor gövdesi' diyerek öğrenirken, iyiyim diyerek bakıyorum harflerinin yüzüne...
|