|
Çoğu insan günün heyecanı ile yuvarlanıp gider. Dünü sorgulamadan, yarını düşünmeden. Hiç bitmeyen arzularla...
* * *
Birbirlerine çok yakıştırdığım dünyalar güzeli bir kız ve Allah'ın özene bezene yarttığı yakışıklı mı yakışıklı bir erkek yıllar önce dünya evine girmişlerdi, muhteşem bir düğünle...
Bildiğim kadarıyla maddi sorunlardan uzak, mutlu bir yaşamları vardı. Tek eksikleri bir çocuktu... Ancak; çocuklarının olmaması onları birbirlerine bir o kadar daha sıkı bir bağla bağladı.
Kumrular gibi sevdiler birbirlerini...
Girdikleri her ortama uyum sağladılar, neşe saçtılar etraflarına...
* * *
Yıllar böylece akıp gitti.
Zaman acımasız, çok acımasızdı...
Bir gün hiç beklenmeyen bir felaket çaldı kapılarını...
Tanrı'nın özene bezene yarattığı o yakışıklı insan bir anda hastalandı, yataklara düştü...
Gerçek çok acıydı...
Yüksek tansiyon bir anda vurmuş, yataklara düşürmüştü... "Kısmi felç" dedi doktorlar ve çaresizdi hastalığı...
* * *
Birkaç ay önce, müşterek bir arkadaşımızdan aldım haberi. İnanmak istemedim, yıkıldım... Kader tuzak kurmuştu onlara da. Her seven - sevilen çifte kurduğu gibi...Ve dönülmez bir yola girmişlerdi artık. Bu yolun dönüşü yoktu bilirim...
* * *
Dünyalar güzeli kadının saçları bir gecede bembeyaz oldu. Yıkıldı, mahvoldu ancak yakışıklı eşinin ona her zamankinden daha çok ihtiyacı vardı. Onu kimselere bırakmadı, hep kendi baktı. Gecelerce uyku girmedi gözlerine. Onu kendine bağışlaması için gecelerce Allah'a yalvardı...
* * *
Eski günler geri gelmedi... Sonra, yavaş yavaş bu acıyla yaşamaya alıştı. Ona bir çocuk gibi baktı... Bakışarak anlaştılar... Gözünün önünde her gün eridi, bitti sevdiği. Gözleri gözlerinde, elleri ellerindeydi... Bir bahar sabahı veda bile etmeden, sevdiğini öylece yapayalnız bırakıp gidiverdi...
* * *
Kadere karşı gelinmezdi. Çok ağladı, çok yalnız kaldı, hiç bir şey değişmedi...
* * *
O şimdi sevgili eşiyle mutlu bir ömür geçirdiği evinin bahçesinde her sabah çiçekleriyle dertleşir... Kuşlarla, kelebeklerle selam yollar cennete...
* * *
Yalnızlık dokunur ona, ağlayamaz... Kimselere söyelemez halini... Geceleri yarasalardan bile medet umar... Bir can, bir nefese hasret öylece geçer günler, geceler... Sevdiğine kavuşacağı günü bekler...
********************
BİR NEFES KKTC...
SOLİ...
Soli Şehri'nin Tarihi
Soli'nin tarihi M.Ö. 11. yy'a kadar inmektedir. Asurluların haraç aldıkları kentleri içeren bir listede kentin adı Si-il-lu olarak geçmektedir. Soli ismi ise ünlü Yunan filozof Solon'dan gelmektedir. Bir anlatıma göre M.Ö. 600 yıllarında Aepea Kralı Philikypros, ülkesinin başkentini daha uygun bir yere taşımak istemiş. Bu uygun yer de Solon'un tavsiye ettiği güzel ve verimli suyu, bereketli bitki örtüsü ve korunaklı limanıyla Soli şehridir. Kral da Solon'un ismine atfederek şehri Soli olarak adlandırmıştır. Solililer M.Ö. 498 yılında Persler'e karşı diğer krallıklarla İyon devrimine katılmıştır. Fakat Persler şehri daha iyi kontrol edebilmek için Vouni Sarayı'nı inşa ettirmişlerdir. Soli en parlak yıllarını Roma Dönemi'nde yaşamıştır. Erken Hristiyanlık dönemlerinde Soli Ortodoksluğun önemli merkezlerinden biri olmuştur.

M.Ö. 325'de İznik (Nikea) konsülünde üç, Sardes konsülünde ise on iki piskoposla temsil edilmiştir. Soli'de M.Ö. 4. yy'da bakır madenleri kapanmış ve liman da gemilerin giremeyeceği kadar dolmuştur. Git gide önemini kaybeden şehir, 7. yy'daki Arap akınları sırasında yıkılmıştır.
Şehir Yapıları
Soli şehrinde yapılan kazılar sonucunda bir tiyatro, tapınaklar, saray kalıntıları, agora, bazilika ve çeşitli dönemlere ait nekropol alanları açığa çıkarılmıştır. Soli şehri 1927-1930 tarihleri arasında İsveç Kazı Heyeti tarafından kazılmaya başlanmıştır. Tiyatro binasının kazısından sonra İsis Tapınağı, Afrodit ve Serapis Tapınakları ortaya çıkarılmıştır. Afrodit tapınağı tiyatronun tabısındaki bir tepede bulunur. Ancak bugün açıkta değildir. Bu tapınaktan çıkan ve 1. yy'a tarihlenen Afrodit heykeli Güney Kıbrıs'taki Kıbrıs Müzesi'nde sergilenmektedir. Bu tepede ayrıca Helenistik Döneme ait saray binası da bulunmaktadır. Soli şehrini açığa çıkartma çalışmalarına 1960'lı yıllarda Kanadalı arkeologlar devam etmiştir. 1967 yılında Quebec, Laval Üniversitesi'nin gönderdiği bir heyet Soli'nin doğu nekropolünü, tiyatronun aşağısında çalışılmış ve Erken Hristiyan Bazilikasını açığa çıkartmışlardır.
Nekropol alanında Geometrik Dönem'den (M.Ö. 1050-750) Roma Dönemine (M.Ö.58/50-M.S.395) kadar bir çok mezar kazılmıştır. Kanadalılar ayrıca anıtsal mermer bir çeşmenin kalıntılarının da bulunduğu şehrin agorasını, Erken Roma Dönemi'ne tarihlenen dükkânları, daha alçak katmanlarda Helenistik Döneme ait yapı kalıntılarını da gün yüzüne çıkartmışlardır.
2005 yılında Kuzey Kıbrıs Eski Eserler ve Müzeler Dairesi tarafından yapılan kurtarma kazısında birçok mezar açığa çıkarılmıştır. Bu mezarlar zengin buluntulara sahiptirler. Kayaya oyulmuş bu mezarlardan bir tanesi de üçlü mezar mimarisiyle dikkati çekmektedir ve soylu birine ait olduğu düşünülmektedir. Klasik ve Helenistik Döneme ait olabilecek olan bu mezardan altın taç ve altın mücevherlerin yanı sıra metal kaplar da çıkarılmıştır. Eserler bugün Güzelyurt Arkeoloji ve Doğa Müzesi'nde bulunmaktadır.
Soli Bazilikası
Soli Bazilikası Kıbrıs'ın ilk kiliselerinden biridir. Bazilika, birden çok yapım evresi geçirmiştir. İlk Yapı beş nefli bir bazilikaydı. Kilise zemininde bulunan bir sikkeye dayanarak, yapı M.S.4.yy'a tarihlenmektedir. Daha sonra M.S. 6. yüzyılda yapı üç nefli üç apsisili bir bazilikaya dönüştürülmüştür. Bu yapının batı ve kuzeyde girişleri vardır. Batı cepheden yapıya girdiğimizde atrium (açık avlu) karşımıza çıkar. Atriumdan sonra kuzey güney yönlü uzanan narteks (giriş holü) ve narteksten üç açıklıkla neflere geçilir. Kilise üç nefe, iki sıra onikişer sütunla ayrılır. Devasa sütunların kaideleri ve gövdeleri bugün de kalıntıların içerisinde bulunmaktadır.
Akdeniz dünyası için önemli değere sahip mozaikler, yapının zeminini kaplamaktaydı. Mozaik örtü iki döneme ayrılmaktadır. M.S. 4. yy'a tarihlenen mozaikler tessera (küçük küçük kesilmiş taşlar) mozaiklerdir. Geometrik desenlerin yanında kuş ve boğa gibi hayvan figürleri de vardır. Hayvan figürleri arasında etrafı bir asma dalları ve üzüm salkımlarıyla çevrili kuğu figürü dikkat çekmektedir. Apsis kısmında ise yine geometrik süslemelerin içerisinde bir yazıt okunmaktadır. Yazıtta "Ey İsa, bu mozayiği yaptıranları koru" ifadesi geçmektedir.
Bazilikanın narteksi ve kuzey nef ise opus sectile (geometrik kesilmiş taş parçaları) mozaikle kaplıydı. Bu mozaikler M.S. 6. yy'a tarihlenmektedir. Hristiyan geleneğinde Soli, Aziz Mark'ın Aziz Auxibus tarafından vaftiz edildiği yer olarak kabul edilmiştir.
M.S. 1.yy'da Soli'ye sığınan Hristiyan bir Romalı olan Auxibus sonradan Soli Kilisesi'nin ilk piskoposu olmuştur. Bazilika M.S.7. yy.'daki Arap akınları sırasında yıkılmıştır.
Soli Tiyatrosu
Soli'deki Roma tiyatrosu bir tepenin denize bakan yamacında bir zamanlar aynı yerde olan bir Yunan tiyatrosunun yerine yapılmıştır. M.S.2. yy'ın sonu ile 3.yy'ın başından kalmadır. Seyircilere ayrılan yarım daire şeklinde oturma sıralarının olduğu bölüm kısmen tepenin kayasına oyulmuştur. Burası ortadaki orkestra (koro yeri) denilen kısmen kireç taşı bloklardan yapılmış alçak bir duvarla ayrılıyordu. Orkestraya ve oturma yerlerine geçiş, sahne binasının önünde, iki yandaki geçitle sağlanmaktaydı. Oturma yerlerinin taşları ve mermerlerinden sağlam kalanlar 19. yy'da Port Said Rıhtımı'nın yapılmasında kullanılmışlardır. Aslında kapasitesi 4000 kişi olan bu kısım günümüzde yarı yüksekliğine kadar restore edilmiş durumdadır. Sahne binası iki katlı olup, mermerle kaplı ve heykellerle süslüydü. Günümüzde görülebilen kısım sahne binasının üzerine inşa edildiği platformdu.
**************
Bir sana söz geçiremedim aşk
Bir de ölüme...
İkiniz bir olup yaktınız beni
Oysa aşk ve ölüm
Birlikte ne güzelsiniz
Ve o denli
Her şeyden gerçeksiniz...
S.S.
|