Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Genç kızlar, uyuşturucu sokmaya çalıştı
TC Büyükelçiliği'nden "bilgi notu":Kur'an kursları, TC Başbakanlık
Hırsızlar her yerde
Genelkurmay'da Kıbrıs hassasiyeti
Garantörlükten vazgeçilemez
Uyuşturucu zanlıları, yargılanıncaya kadar Merkezi Cezaevi'ne gönderildi
Celal: Halklar, liderlere büyük destek vermeli
Otellerden yıldız çıkartması
MTG'nin 4'üncü yabancısı Friday
Orhan Günşiray yaşama veda etti
Aziz ve Süleyman Denizli'ye imza attı
Girne'de Global Deejays zamanı
Hamitköy Fırat ile sözleşme imzaladı
Tan'la "Neler neler" yaşanacak
Akkuş Çanakkale'de yarışıyor
Şenlikler sona erdi

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Sorumluluk Özgürlüktür

Sevilay SADIKOĞLU

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   14 Ağustos 2007, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yaşar Altay'ın Afrika gazetesi'nde 24 Haziran 2007 tarihli yazısında kullandığı Alman yazar ve düşünür Nietzsche'nin şu sözleri yüreğimi deldi geçti.

"İçimde bir ses diyor ki; düşüncenin özgürlüğüyle bilinçlenirse insan, başka mutluluğa gerek kalmıyormuş."

O gün bu gündür bu cümleden yola çıkarak neler düşünüyorum neler bir bilseniz...

Acaba bu cümlede mutluluğun formülü mü gizli?.. Sanırım...

* * *

Size her şeyi yasaklayabilirler. Elinizden her şeyinizi alabilirler. Ama düşünme özgürlüğünüzü kimse engelleyemez, yasaklayamaz, elinizden alamaz...

Ne sonsuz bir zenginlik ve özgürlüktür düşünebilmek...

Düşüncelerimizden dolayı üretebilmek...

Sermayesiz, vergisiz, kimseden izin istemeden, düşüncelerimiz doğrultusunda karar verip yaşayabilmek...

Tanrı bize neler bahşetmiş de biz farkında değilmişiz meğer...

* * *

Mutsuz bir toplum olup çıktık. ("Eskiden böyle değildik" demek istemiyorum bu sözü duymaktan artık sıkılıyor insanlar.)

Gencimiz de yaşlımız da aynı...

Hiç kimseyi, hiç bir şeyi beğenmiyoruz. Hiç bir şey bizi tatmin etmiyor.

Her şeyi bizden iyi bilen yok...

Ama sıra icraata gelince de tısssss...

* * *

Kıbrıs'ın iç ve dış politikası bizi yedi bitirdi...

Sanki konuyu tüm toplum birlikte çözeceğiz...

Peki bu başımıza baş yaptıklarımızı niye seçtik?..

Bırakın yapacaklarını yapsınlar, beğenmezseniz değiştirin...

Biz sayılı yıllarımızı, bu hayat denen kısacık yolu en iyi bir şekilde nasıl yürüyeceğimizi düşünelim.

Kaderimiz kendi ellerimizde... Onu ustaca çizip, boyayıp, neden müthiş bir tablo haline getirmeyelim?..

* * *

Yirmi birinci asırda yaşıyoruz ve çoğumuzun kafası hala örümcek ağlarıyla örülmüş...

Ve ne acıdır ki çoğumuz dünyalı olmaktan söz ediyoruz...

Yaşadıklarımız dünyalı olmakla bağdaşıyor mu?..

* * *

Kitap okumak ve müzik dinlemek en zevk aldığım şeylerin ilk sıralarında yer alır her zaman.

Televizyonda haber izlerken, bir de gazetemdeki sayfamı hazırlamaya her gidişimde; itiraf edeyim ki kafam karışır, moralim bozulur. Neden mi?.. Ülkemizde yaşanan olaylardan...

Bu mu yaşamak?..

Son sürat araba kullanmak, vurup kırmak, çalmak, öldürmek, ırza geçmek, küfretmek...

Devletin tepesindekilerin bile birbirlerini acımasızca suçlamaları...

Size de soruyorum. Bu mu insanlık, bu mu yaşamak...

* * *

Ve... Evime, sığınağıma kapanıp kitaplarımla haşır neşir oluyorum ve ancak kendime geliyorum...

* * *

İşte bunca sözden sonra güzel ve dinlendirici bir yazı: "Sorumluluk Özgürlüktür" - "Kafesin İçerisindeki Hayat" adlı kitaptan. Yazarı Cengiz Erşahin.

Sizlerle paylaşmak istedim. Mutluluk ve özgürlük çorbanıza bir tutam sevgi katabilmek dileğiyle...

* * *

Kendi kaderinizin mimarısınız. Nerede olduğunuz ve kim olduğunuz kendi seçimleriniz sonucunda oluştu. Sorumlu, hükümet değil anne babanız, arkadaşlarınız, patronunuz ya da faturalarınız değil, sizsiniz. Hayatınızda olanların nedenini öğrenmek istiyorsanız, aynaya bakın. Kabul etsek de etmesek de, hayatımızın her alanından sorumluyuz. Bundan kaçmamızın, inkâr etmemizin, görmezden gelmemizin bir yararı olmaz, gerçeği değiştirmez.

Siz hayatınızdan sorumlu değilseniz, sorumlu kimdir? Siz hayatınızın sorumluluğunu almazsanız, hayatınızın değeri nedir? Dünyanızı hayal edebileceğiniz en iyi yer yapma hakkınız ve sorumluluğunuz var. Sadece sorumluluğu kabul ederseniz, dünyanızı istediğiniz yöne götürme şansınız var.

Başkalarını suçlamaya o kadar alışmışız ki, sorumluluğu sahiplenmek kolay değildir. Sorumluluk, birisinin gelip sizi koruyup göz kulak olmayacağını kabul etmekle başlar. Düşüncelerimizi takip ettiğimizde, başkalarını ne kadar çok suçladığımızı görürüz.

Neden kendi sorumluluğumuzu kabul etmek istemeyiz? Güçsüz müyüz, korkuyor muyuz, kendimizi aklamak mı istiyoruz ya da kendimizi yanlış bir şey yapmadığımıza inandırmak mı istiyoruz? Neden hayatın yükünü omuzlarımızda hissediyoruz? Yoksa hayatımızı kontrolümüzde tutmaya gücümüz kalmadı mı?

İçimizde, derinliklerimizde bir yerde, sürekli kendimizi suçlayıp daha fazlasına tahammül mü edemiyoruz? Bunu dengelemek için başkalarını mı suçluyoruz? Neden? Aklı başında, yetişkin, sağlıklı, gücü ve kuvveti yerinde bit insan sorumluluğu eline almaz? Neden dünyayı tek bir kişi değiştirebilirken, peşinden milyonları

sürükleyebilirken, tek bir insan bir ulusu ayakta tutabilirken, hayatta birçok talihsizlik yaşayıp bütün olumsuz şartların üstesinden gelerek çevresini ve insanlığı gıpta ile baktırırken, dünyanın şaşkın bakışları arasında inanılmazı başarırken, neden işler yolunda gitmeyince, birçoğumuz durup düşünmeyi, hatalarımızı kabullenmeyi reddeder ve hemen suçlayacak birilerini arar?

Başkalarını suçlamak, hayatımızın doğal bir parçası haline gelmiş. Başkalarının bizi başarılı ve mutlu yapmasını bekleriz. Kendi kararlarımızı kendimiz almak istemeyiz. En ufak kararları bile bizim yerimize ailemiz verdi. Sorumluluğu ele almaya alışmadığımızdan sorumluluk duygumuz gelişmedi.

Neden bir futbol takımı istediği sonucu alamadığında, oynayamadıkları oyunu sorgulamak yerine hakemi suçlar? Neden karnemize kırık notlar geldiğinde, öğretmenimizi suçlarız? Neden kendimize dönerek, sorumluluğu ele alarak, ne yapmamız gerektiğini düşünmeyiz? Neden hayatımızda olanlara bizim karar verdiğimizi ve hayatımıza kendimizin yön verdiğini görmek istemeyiz, kendimizi bir kurban olarak görürüz? Hayatımızla kayda değer bir şeyler yapabilecekken, kendimizi yaşama ve hayatımızı bir cennete çevirme yeteneğimiz, hakkımız ve görevimiz varken, neden kendimizi bu kadar güçsüz ve aciz hissederiz? Neden bütün gün televizyonun başından kalkmayıp, hiçbir şey yapmaya çalışmadan şartlarımıza boyun eğeriz? Neden son nefesimize kadar yapabileceğimiz, olabileceğimiz her şeyi olmayı denemeyiz? Neden hayatımızı heyecan veren bir macera ya da bir kutlamaya dönüştürmek yerine, kendimizi sıkıntılı, çaresiz, omuzlarımızdaki yükün altında ezilmiş hissederiz? Neden kendimizi kapana kısılmış hissedip hayattan kendimize bir zindan yaratırız?

Kendimizi özümüzde yanlış görüp, daha fazlasına tahammül mü edemiyoruz? Yanlış yaptığımızı düşünmek, değerimizi mi kaybettiriyor bize? Gerçekte kendimizi suçlayıp, kendimize saygımızı kaybedip sorumluluğu üzerimize alacak gücümüz mü kalmıyor? Bizim de hata yapıyor olmamızın normal olduğunu mu kabul edemiyoruz? Neden hayattaki en büyük sorumluluğumuzun iyi yaşamak olduğunu bir türlü anlayamıyoruz, gündelik yaşamın içine sıkışıp, neyi, nasıl ve neden yaşadığımızı düşünmekten kaçıyoruz?

Karşılaştığımız olaylar değil, bunlara verdiğimiz tepkiler ve bu tepkilerin sonuçları hayatımızı yönlendiriyor.

Olaylar karşısında ne düşünüp neler hissettiğimiz ve nasıl tepki verdiğimiz bizim sorumluluğumuzdandır. Bugün bir çıkmaz yaşıyorsak, çok fazla seçme şansımız yoksa ya da kendimizi köşeye sıkışmış hissediyorsak, bu durum daha önceki seçimlerimiz sonucunda oluştu.

Bu seçimler sadece fiziksel dünyada gerçekleşmiyor. Zihinsel dünyamızda da, her an düşündüklerimizi seçiyoruz. Dün düşünmeyi seçtiklerimiz bugünü oluşturdu ve bugün zihnimizden geçen düşüncelere göre yarın şekillenecek. Zihnimizden geçen düşüncelere paralel durumları hayatımıza çekeriz demiştik ve zihnimizden geçirdiğimiz düşüncelerden sorumluyuz. Her durumda düşündüklerimizi seçebiliriz. Her an yaptığımız ya da yapmadığımız seçimler hayatımızı şekillendiriyor ve bu seçimlerin sorumlusu bizleriz.

İlişkilerinizin bugün bulunduğu yeri göz önüne getirin. Çevrenizde kimlerin olduğu ve ilişkilerinizin kalitesi size bağlı olarak gelişti. Geçmişten ne tür dersler çıkartabilirsiniz? İnsanlarla olan ilişkileriniz bugün istediğiniz seviyede değilse, istediğiniz seviyeye taşımak için neler yapabilirsiniz? Bir şeyler değişecekse, sorumluluğu ele almanız gerektiğinin farkında mısınız? Dünya değişmez, biz değişiriz. Herkesi değiştirmeye çalışmaktan vazgeçin, siz değişin. Bunun sonucunda hayatınız ve dünyanız da değişecektir.

Başkalarını suçlasak da, şu anda yaşadıklarımızın ve hissettiklerimizin sorumlusu bizleriz. Hepimiz özgür insanlarız. İstediğimiz kararları alabilir, istediğimiz tepkileri verebilir ve istediğimizi kabul edebiliriz. Kabul edemeyecek durumdaysak da, gelişen olaylarda bizim rolümüz hiç mi yoktu?

İş hayatında bulunduğunuz yerden memnun değilseniz, bulunduğunuz yere nasıl geldiniz, bunun oluşumunu nasıl hazırladınız? Geçmişte yaptığınız ya da yapmayı ihmal ettiğiniz neler sizi bugün bulunduğunuz yere getirdi? Yoksa işinizde sıkışıp kalmanızın sebebinin ekonomik kriz olduğunu mu düşünüyorsunuz? İşinizi sizsi daha tatmin eder bir hale dönüştürmek için

bir şey yaptınız mı? İşyerinden beklentilerinizi dile getirdiniz mi? İşinizde yapabileceğinizin en iyisini yapmaya çalışıyor musunuz?

Eğer kaseti geriye sarmak mümkün olsaydı, neleri farklı yapardınız? Peki, geçmişten alabileceğiniz derslerle iş hayatınızı istediğiniz noktaya taşımak için bugün neler yapabilirsiniz? Bugün alacağınız ya da almayacağınız kararların geleceğinizi nasıl şekillendireceğinin farkında mısınız? Sorumluluğunuzun size ait olduğunun bilincinde misiniz?

Arkadaşımız vasıtasıyla değerlendirdiğimiz bir iş fırsatı beklediğimiz şekilde gelişmezse, sonuçtan arkadaşımızı sorumlu tutarız. Kararı kendimizin verdiğini ya da yapmış olduklarımızın aldığımız sonucu getirmiş olabileceği ihtimalini aklımıza bile getirmeyiz.

Bugün parasızsak, hatta borçlarımız varsa, bunun sorumluluğunu yüksek kredi kartı faiz oranlarına yükleriz ya da ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşulları sorumlu tutarız. Hayatın ne kadar anlamsız olduğundan yakınırız, ama hayatta bizim için nelerin önemli olduğunu bilmeyiz ya da bulmak istemeyiz. Bulsak da, ona göre yaşamayız.

Kilolarımızla başımız dertteyse, su içsek yarıyordur. Suçlusu metabolizmamızdır. Kilolarımızın oluşmasına yol açmak için neler yapmış olabileceğimizi düşünmek dahi istemeyiz.

Yüz üç yaşına gelen birisiyle yapılan röportajda, pişmanlıkları olup olmadığı soruldu. Cevabı 'sadece bir tane. Bu kadar uzun yaşayacağımı bilseydim, kendime daha iyi bakardım' oldu. Saplığının sorumluluğunu eline alanlar, daha sağlıklı yaşıyorlar ve doktorlarını daha az ziyaret ediyorlar. Sizin sağlığınızın sorumluluğu kimde?

Tüm sorumluluğu ele almak demek, o andan itibaren hiçbir mazeretimizin kalmaması demektir.

Arzuladığınız yaşama doğru hareket ederken bazı yüklerden kurtulmanız gerekir. Mazeretlerdir onlar. Mazeretlerden kurtulursanız, daha hızlı yol almaya başlarsınız.

Hatalarımız ve istenmeyen sonuçlar için mazeretler bulmak, başarısızlığın en büyük etkenlerindendir. Hayatımızın sorumluluğunu ele alıp değiştirmek için bir şey yapmak yerine, sürekli mazeretler öne sürmek, insanları gerçek potansiyellerini yaşamaktan alıkoyar.

Birçoğumuz birilerinin bize yardımcı olmasını ya da bizimle ilgilenmesini bekleriz. Ailelerimizin bizim üzerimizde sorumlulukları vardır. Ama on sekiz yaşından sonra, bazen daha önce, sorumluluğu ele almak, gerçek olgunluğun göstergesidir. Olgun olmakla olmamak arasındaki en büyük fark, sorumluluğu kabul edip üstlenmektir.

Geleceğinize önem veriyorsanız ve iyi bir iş çıkartmak istiyorsanız, başkalarını etkileyecek dış etkenler sizi etkilemez. Nasıl davranacağınıza, ne yapacağınıza siz karar verirsiniz, dış şartlar değil. Kendinizi hayatınızın sorumlusu olarak görürsünüz. Sorumlu olmanız, içinde bulunduğunuz durum için, yaptığınız ya da hissettiğiniz bir şey için kimseyi suçlamamak anlamına gelir.

Sorumluluğu kabul etmeden, kendinizi geliştirip ileri gitmeniz mümkün değildir. Kabul ettiğiniz sorumluluk derecesinde hayatınız üzerinde kontrolünüz vardır. Her zaman işinizde üstlendiğiniz sorumluluk seviyesine kadar yükselirsiniz. Kazancınız, konumunuz, mevkiiniz, güvenceniz, gücünüz her zaman aldığınız sorumluluklar kadar büyük olur.

**********

Yaşantım hiçbir zaman toz pembe olmadı

Onu hep ben boyadım mantık fırçamla

Gökkuşağına...

**********

   1142 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
19 Ağustos 2008, Salı   İstanbul ve Karaköy Güllüoğlu baklavaları...
14 Ağustos 2008, Perşembe   Tatil notlarım... Karadeniz’e yolculuk...
24 Temmuz 2008, Perşembe   İçimizden biri: Arif Albayrak
15 Temmuz 2008, Salı   Şiirlerle Büyüsün Çocuklar...
09 Temmuz 2008, Çarşamba   Yalnızlık ve yeşeren düşünceler...
17 Haziran 2008, Salı   Çocuğuma okul arıyorum...
10 Haziran 2008, Salı   Ölüm
29 Mayıs 2008, Perşembe   Öğretmen olmak...
21 Mayıs 2008, Çarşamba   Kendi dünyasında tanrı olmak...
23 Nisan 2008, Çarşamba   Sen Kaderimsin...


Yorum Sayısı:   2
  Ahmet Ömer         - girne 18 Ağustos 2007, Cumartesi 19:03 
sayın sevilay sadıkoğlu;
yaşar altay'ın yazılarını her hafta afrika gazetesi'nde zevkle okuyorum.sizin kardeşiniz olduğunu yeni öğrendim. zaten böyle güçlü kalemlerin akrabalığını tahmin etmeliydim.
sevgiler, saygılar, yazılarınızın devamını dilerim.
  Esin Yılmaz         - Lefkoşa 15 Ağustos 2007, Çarşamba 17:25 
Sayın Sadıkoğlu, bu kadar açık yüreklilikle yazmanız insanı kendisi ile hesaplaşmaya zorluyor. Teşekkürler.


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.1810 1.1893
1 STERLİN 2.1676 2.1837
1 EURO 1.7442 1.7564



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

VAMIK HOCA'DAN YANIT (BİR BİLİM İNSANI...

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Hatice'ye değil neticeye bakınız...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(37)...

Akay Cemal

Güney Osetya ve Abhazya gölgesinde yapılan...

Ahmet Tolgay

OKUYUCUDAN: PİLE VE ACI GERÇEKLER...

Bilbay Eminoğlu

Bu hesabın içinden çıkabilene aşkolsun!

Necdet Ergün

ASGARİ ÜCRET'te ZOR AMA YANLIŞ TERCİH

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. Umut Altunç

Lap Top Bilgisayarlar Kısırlık Yapar Mı?

Aysu Basri

ÇÖZÜM OLACAĞINA İNANMAYANLAR NASIL ÇÖZÜM Y...

Sevilay SADIKOĞLU

İstanbul ve Karaköy Güllüoğlu baklavaları....

Mustafa BESİM

KKTC ÜNİVERSİTELERİ İMAJI

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Soğuk Savaş mı?

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan-ı Şerif'i karşılarken

Bedia BALSES

YİNE BU YIL ADA SENSİZ

Beste SAKALLI

BELKİ ATILIR DİYE AYRILIK İÇİNDEN...

Psikolog Ayla Kahraman

"AYNA AYNA, SÖYLE BANA KUSURUM NEREDE&...

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

ENERJİ İÇECEKLERİ

Bener HAKERİ

Sere serpe

Mehmet RATİP

Bir cinayetin yıldönümü

Dr. Orhan Aydeniz

Ülkemizin asayiş sorunu

Harid Fedai

(Çörçhil'in Kabulleri)

Cumhur DELİCEIRMAK

ÇOCUKLARIN SAATİ YA DA TABULA RASA





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital