|
Yıllar sonra rastladım sana. Duruyordun aynı bakışın lacivert sokağında. Aramızda küçümsenemeyecek mesafe aralığı, düşüncemizde bariz bir olgunluk çağı. Ama ikimizde de vardı o ekşimiş yalnızlık tadı. Hava; sarı yapraklı bir romanın kıvrılmış sayfası, biz; bitmemiş bir şiir havası. İkimizde de azdı o beklenen çoğalmışlık tadı.
Yan yana geldik. Çekingendin gözlerinin yuvarlağının gözlerimin yuvarlağına değmesine. Hüznünün hüznümle sevişmesine tövbekâr. Etrafa bakıyordun güya. Henüz birini kaybetmişsin de arıyorsun sanki, son bir şey söyleyecektin de duymadan gidivermiş yanındaki. Koyu telaşlı halde başını bildiğin tüm yönlerin hizasında kımıldatıyordun. Bazen tekrar tekrar. Sonra bir tesadüfle buluşmuşuz gibi yapıyordun. Gözlerin yolunda giderken gözlerime çarpmış sanki. Bir anda ne varsa eteklerinde düşürüyordun. Sonra da aceleyle topluyordun. Buruş buruş oluyordu elinin altında anılar. Tarihleri, sıraları, yerleri karışıyordu. Koşuyordun ardına. Bisikletten düşmüş yaralı bir çocuk gibi, sıcak bir sığınağa koşuyordun. Ter içinde, sol yanın olduğu gibi ben içinde, kaçıyordun. Evinin kapısına kapanıp, bir ağlamayı yüzlerce parçaya bölüp, uzun uzun, çok çok ağlıyordun sonra.
Yüzüne bakıyordum, bir deprem sabahına uyanıyordum. Coğrafyanı yerle bir buluyordum. Yerinde yoktu gülüşlerin. Çatlak dolmuştu en sağlam sevinçlerin, akıtıyordu dost bildiklerin. Her çıkıntıda, her yıkıntının altında arıyordum seni. Avazım çıktığı kadar bağırıyordum seni. Haber yoktu. Işık yok. Ses yok. Selamın yok.
Yıllar sonra ilk defa karşılaşıyorduk. O anda elinin altında olan tek şey ellerin, gömülüyordu birbirlerine defalarca. Başını kaldırıyordun, derin bir nefes alırken yakalıyordum seni. O kadar derin alıyordun ki, o an oradaki her şey nefesine yapışacak sanıyordum. Tüm yıldızlar genzine kaçacak, mehtap kaşlarının arasında doğacak sanıyordum. Başını eğiyordun, kendine ıslanırken yakalıyordum seni, su alırken kendine, vedalardan iğrenirken, hayallerini kökünden koparırken, ikimize hantal bir uyak gözüyle bakmak isterken ama yapamazken.
Ümitliydim o yüzden ben. Yüzündeki tüm kaosa rağmen gülümseyecektin biliyordum bu rastlantıda sen. Yılların hatırını tutup gülümseyecektin. Gındıracaktın dudağını ve ben uzun zaman sonra hayatımda gördüğüm en güzel kıvrıma yeniden şahit olacaktım. En sevdiğim şiirin ilk dizesini dinler gibi olacaktım, en sevdiğim sahilde yıkanır, sabahın ilk sigarasını dudağımdan usulca sıyırır gibi. Ümitliydim. Yüzündeki ahşabı nazelmiş iskeleye rağmen gönlüme yürüyecektin. Yılların hatırına bana ilk günkü gibi sevmeyi getirecektin.
***********
GANİMET
Gelmiyorsun
Ayrılıkların en incesi birikiyor
düşlerimin dibinde
kendinden utanıyor en kadın gözlerim
ağlıyor sessizce bana kalan yerlerim
bakmıyorsun
bölünüyorum bana oracıkta
aynı anda çiçeği yırtık nergisler büyüyor
alışkanlıklarımın arasında
kopuyor haritam çocukluğumun
tam ortasından
sen bende kalıyorsun
sendeki her şey ganimet
Beste SAKALLI
*****************
Albüm Yaprağı
Küp Kebabı
Pazar deyince aklına kebap gelmeyen var mı? Hele baharsa, ve güneş bu denli davetkarsa. İşte bu hafta Altay Sayıl'ın küp kebabıyla ilgili gönderdiği fotoğrafı ve bilgileri var 'Albüm Yaprağı'nda. Severek okuyacağınızı umuyorum.Hatta aklınızdan bahçede yakılmayı özleyen fırını yakmak bile geçebilir. Ya da şöyle bir öneri getirilebilir; dümeni Karpaz'a çevirirsiniz, lale festivaline katılırsınız, dönüşün de güzel bir küp kebabı muhabbetine kalırsınız. Ne dersiniz? Bence de evet.:)
'Küp kebabı fırın kebabı veya hırsız kebabı olarak adlandırılır. Hırsız kebabının oldukça eski geçmişi vardır. Bazı davar hırsızları, ağıldan veya tarlada otlatılırken çaldıkları küçükbaş hayvanları arazide günübirlik yapılan ocak veya fırınlarda pişirerek yerlerdi. Pişmiş ya da kavrulmuş etler daha uzun süre dayandığından bu hayvanların kebabı yapılarak saklanmaktaydı. Hırsız kebabının pişmesi 2-3 saat alırdı. Hırsızlar çukura koydukları etleri pişmesi için bırakır ve pişeceği saat, hazırladıkları fırını açar ve kebabı alırlardı. Bu esnada hayvanı kaybolan kişi polise erken bildirmesi üzerine polis çalınan hayvanı ve hırsızları bulmak için bölgede araştırmaya başlardı. Bölgeye yaklaşan polisler bazen kebap kokusunu alır ve hırsızların hazırladığı fırını bulurdu. Fırına dokunmayan polis fırını uzaktan gözetler, hırsızların gelip fırını açacakları zamanı beklerdi. Eski polis kayıtlarında bu şekildeki hırsızlık olayları bulunmaktadır.1957 yılında çekilen bu fotoğraftaki üç kişi, ellerindeki küp kebabı yerken görülmektedir.'
******************
Posta Kutusu
Yıldızlar
Sordum yıldızlara, parlak olanlara
Dedim yarim yok
Utanırım çıkamam sokaklara
Önce güldüler sebepsiz
Sonra yüzlerini bana çevirdiler, dengesiz
Ondan sonra içlerinden bir tanesi ah çekti
İşte o anda yağmurlar yağdı
Şimşekler çaktı
Ve dedi ki
Boşver sen, yine de üzülme
Gün gelir aşk seni de bulur
Çıkarır gökyüzüne
Ercan KAYA
*************
Dünya Edebiyatından
Söyleşi
Hafiften tebessüm et
Yağma böyle kırık dökük
İçli bir şarkı gibi
Oyup durma yüreğimi
Sıyrıl karanlığından gecenin
Ilık bir özsu gibi
Dolan damarlarımda
Sulu sepken yağ üstüme
Bahar güneşinle ısıt
Yeniden yeşert kuruyan dallarımı
Hafiften tebessüm et
Bahçeleriden kayıslar dereyim
Toprak yüklenirken tohuma
Saçım ağarmaktan vazgeçsin
Solmayan karanfili gönül bahçemin
Mehmet YARDIMCI
|