|
Kalarak doğru mu yaptık? Oyalayarak ömrümüzü buralarda, oya'layarak her defasında, yüzüne gölge düşürmeye çalıştıkça bir şeyler, güneş kadar gözüne girmekle doğru mu yaptık? Hali kalmamış bir memleketin kıyısına köşesine inatla tüneyerek ve şiirlere ve yazılara ve şarkılara beyhude hayaller ekeleyerek, kendimizi galeyana getirerek doğru mu yaptık?
Kalarak doğru mu yaptık? Gidebilirdik biz de çünkü. Gidebilir ve 'uzaktan sevmek' seçeneğini yuvarlak içerisine alabilirdik. Sadece kendi hayatımıza kaydolup, kaydımızı sildirebilirdik memleket dertlerinden. Gidebilir ve başımızdan savabilirdik bu gelmeyen 'çözümü.'Devasa düşler kurabilirdik, tedavi ettirebilirdik büyümemizi ve gençliğimizi, öteleyebilirdik bu memleketin mıncık mıncık olmuş düzenlerini. 'Banane' deyip, yalnızca aşktan yaralanmayı seçebilirdik. Yalnızca aşktan! Uluorta ve yatıştırmadan! Yalnızca aşktan hüküm giyebilirdik, 'aşk haini' olabilirdik 'vatan haini' yerine mesela.
Gidebilir ve başımızdan atabilirdik bu memleketi, kendi haline bırakabilirdik. Onu aklımızda daha da güzelleştirip, bir rüyayı, ulaşılmaz bir düşü, ilk aşkı dizdiğimiz o rafa itekleyerek sıkıştırabilirdik. Vakti geldiğinde anımsayıp, sırası geldiğinde söz verebilirdik.
Şamata yapan bir çocuk gibi azarlayıp, oyuncaklarını toplattıktan sonra odasına gönderip, sessizce çekip kaçabilirdik, terk edebilirdik odasında sessizce küsen bu memleketi. Tüm günahlarını yüklenip, gözyaşlarına dizdiği beddualarından nasibimizi alarak, biten bir aşkın ardından dillendirilen 'kendine iyi bak' kadar kuru ve boğuk bir ifadeye sığınıp, gidebilirdik.
Telafisiz bir hata yaptığının farkında olan biri gibi gitmekle gitmemek arasında sıkışarak, yalvarmakla gurur arasında bastırılmış hissederek, ama sonuçta bir mevsim gibi gitmesi gerektiği bilinen, göçmesinin vakti gelmiş bir kuş kadar doğal ve kendini karşı tarafa koşulsuz kabullendiren ölüm gibi sinsi, gidebilirdik. Soğutarak kendimizi bu coğrafyadan, kayalıklara vuran bir dalga kadar bitap gidebilirdik, gidebilirdik işte! Silinebilirdik bu memleketin haritasından.
Saç tellerimizin arasından bir nehir gibi geçen rüzgara takılıp, fora edebilirdik yelkenlerimizi uzak kıyılara. Deli bir gökyüzünden farksız, koltuğumuzun altında uslanmaz bir kışla düşebilirdik yollara sonrasında bulacağımız baharların umuduyla. Bir şeyleri ve bireyleri düzeltmekten vazgeçip, bu memleket için bir şeyler yapmayı ve ummayı reddedebilirdik. Hoyratça kullanarak bildiğimiz yolları, peşpeşe başka memleketlerin sabahında karşılayabilirdik güzel günleri. Gitmedik.
Biri bana cevap versin ama kalarak doğru yaptık desin. Kalarak ve kayıp bir babanın sahipsiz bir incir yaprağında yerini fısıldayışına şahit olarak, bu katledilen doğanın yüzüne yüzsüzce bakarak, sabah başka akşam başka partiye üye olup kişiliklerini kundaklayanlara seyirci kalarak, yüksek yüzdeliklerle bir kampanyada satılığa çıktıklarını izleyerek, doğru yaptık desin!
Biri bana doğru yaptık desin. Eski bir tahta parçasına çakılan ve etrafına pas bulaştırmaktan başka bir şeye gücü yetmeyen bir çivi gibi hissettiğimiz için zaman zaman, yürüdüğümüz her yerde 'açık' kapılara tosladığımız için, başkalarının evlerinde bıraktıkları eşyaların nefeslerini yuttuğumuz için, kendimize ne muamelesi yapacağımızı şaşırdığımızı için, iki arabalı olup da iki umutlu olamadığımız ve hayatlarımızı hep askıya alarak ve beklemenin suyunu çıkararak yaşadığımız için biri bana aferin desin!Kalarak doğru yaptık desin...
********
Deniz ne kadar dalgalı olursa olsun, martı hiçbir zaman sevdiği denizden vazgeçmez.
********
Bir Ölünün Ağzından
Kabrime çiçek getirenlere gülerim
Gafil kişilermiş şu insanlar vesselam
Bilmezler ki bu kabirle yoktur alakam
Ben o çiçeklerdeyim, ben o çiçeklerim.
Cahit Sıtkı Tarancı
|