|
Beste SAKALLI
Önce yağmurlar bohçalarını dürüp büküp gittiler. Sonra bir sessizlik aldı toprağı. Ovalarda kuşların yiyebileceği ot bile çıkmadı diye açıkladı başbakan. Demek kuşlar da gelmeyecek buralara şimdi.Su yok, yeşillikler ve çiçekler yok,başbakanın açıklamasına bakılırsa kuşlar da yok.Yani bize barışı, bize sınırsızlığı, bize enginliği hatırlatan, bize baharı barışı anımsatan kuşlar da yok.Dolayısıyla barış da yok yine. Eee, bu kadar yok bir ülkede hala şiir bekleyen var mı? Yağmurların, çiçeklerin, otların, kuşların, baharın, barışın olmadığı bir ülkede şiir, hatırımızı sayıp yaşar mı?...
Önce yağmurlar bohçalarını dürüp büküp gittiler. Asla vedalaşmazdık biz yağmurlarla, gene öyle gittiler. Soğumamıştı henüz gözlerimizdeki yerleri kalktıklarında bahçelerimizden. O kadar kısa kalmışlardı ki, felaket bir hevesle öptükleri toprakta dudaklarının izi bile kalmamıştı. Kanalizasyon çukurlarında, asfaltların eriyen kısımlarında, evin girişindeki küçücük saksılarda bile birikmeye yetmeden gitmişlerdi. Daha bir şiire armağan olmadan, çoğaltmadan bir gölü, 'yağmurun elleri'ni beraber söylemeden gitmişlerdi. Kirlerimiz bizdedir hala. Alamadan gitmişlerdi. Asla vedalaşmadık biz yağmurlarla çünkü...Hep kirleneceğimiz vardı diye belki, ya da en çok kirlenmek bizi korkuttuğundan.
Gelmedi ya yağmur. O günden beri bir sessizlik aldı toprağı. Küskün bir çocuk gibi içine aktı toprak. Begonyalar, sardunyalar ve petunyalar... Nergisler, yaseminler ve güller... Zambaklar, leylaklar ve papatyalar... Menekşeler, laleler ve kardelenler... Sustular hep bir ağızdan. Bir sessizlik aldı buraları. Her akşam hüzünlü bir küskünlük kokusu çöktü şehirlerimizin üzerine. O yüzsüz barut kokusunu kapatamasa da, hissedilebilir bir sessizlik koktu işte. Bir çiçeğin açılırken söylediği şarkıları unuttuk. Yemyeşil yapraklı ağaçlara bakıp, görüntülerinden bile serinlemeyi hatırlamaz olduk. Ağaçlar ve çiçekler yok... Habersiz bitiveren ve adını bilmediğimiz otlar bile yok bu yıl... Ellerimizde kaldı dilek ağacına asacağımız rengarenk mendiller.
Ah...Kuşların yiyebileceği ot bile çıkmamış demek..Anlaşıldı, kuşlar da gelmeyecek şimdi.Ömür boyu kanatlarında saklanmak istediğimiz, bize gökyüzünü hatırlatan, kulağımıza, varımıza yoğumuza barışı bağıran kuşlar da gelmeyecek..Sabahın ilk ışıklarıyla gındırırken pancurlarımızı, gün ışığından önce odamıza dağılan kuş cıvıltıları olmayacak.İrkilmeyeceğiz aniden çırpılan bir kanat sesiyle, bir telin üzerine hazin bir şarkının notaları gibi otururken izlediğimiz o güzel mektuplar; kuşlar yok.Yok kuşlar...Gelmeyecek..
Kuraklık heryerde ve her şeyde bu yıl...Böyle bir ortamda şiir de 'erişilebilir uzaklıkta' sayılmaz pek hani.Hatta bu yıl yazılacak şiirlerin şiir'liği de tartışılır bence.Eee ne kadar hayal kurabilirse artık insan bu hafif çöl yerde, bu yok'lar ülkesinde, o kadar artık.Bence kültür-sanat sayfaları, kültür-sanat ekleri bile azaltılabilir..Durum o kadar vahim yani.Şiir kuraklığı da mevcut ne de olsa, tasarrufta fayda var.Yazamayan çeklisin...Bir de bu yokluğun içinde, bari şiir yok olmasın yok yere.
Posta Kutusu
Hayat
Hayat, sözlerde saklıdır
Bazı zamanlarda da gözlerde
Ama en güzeli kalplerde gizlidir
Hatta derinliklerinde
Kimileri 'sevmek' diyor ona,
Ozanlar ise 'acı' demiş adına
Bana sorarsan bunun adını,
Herhalde 'Sen' derim, sevgili
Serkan Soyalan/Lefkoşa
|