Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Yangından korkan 2 yaşındaki Rum çocuğun kalbi durdu
Korkunç trafik kazası: 2 yaralı
291 İlkokul öğrencisinin hazırladığı "unutmadan -sesimiz kısılmadan" adlı kitap tanıtıldı
Kır defilesi
KAR'dan köpeklerin zehirlenmesine tepki
Maliye Bakanı, halkla alay ediyor
Avukatlara getirilen yasak hukuka aykırı
Hristofyas, kapsamlı çözüm ilkelerine ilişkin kavram karmaşası yaratmaya çalışıyor
Yangın büyüdü
UBP'nin yeni yüzlere ihtiyacı var

YORUMLANANLAR
Büyük sınav [1]
Bulutoğluları: Artık ipler koptu [1]
4 ay hırsızlıktan arandı adaya girerken yakalandı [1]
14 yaşındaki kızla cinsel ilişki [1]
Bu kez Girne zehirlendi [2]
13. maaş ve emeklilik ikramiyesinin budanacağı iddiaları cinayettir [1]
Defne öykü yazma yarışmasında dereceye girenlere ödülleri verildi [1]
YDÜ Tıp Fakültesi törenle eğitime başladı [4]
Bankalarımız güçlü [1]
Bu sefer ölümlü isyan çıkacak [1]
Girne'de yine fuhuş, yine Afrikalı [5]
Annesini dövdü, tutuklandı [4]
Mecbure Esen kurtarılamadı [4]
Talat değişmezse çözüm bulamayacağız [1]
KKTC'de "ozon"lu tedavi başlıyor [2]



Telafisiz ilişkiler

Psikolog Ayla Kahraman

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   1 Haziran 2007, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

(Yazarın diğer yazılarını sayfanın en alt kısmında bulabilirsiniz)

 

“Durdum baktım arkandan sen giderken

Bana bir hoşça kal bile demeden giderkenİnsan neler duyar anladım o zamanCan alıp başını benden giderken” A. Behramoğlu 

 

   Kadın-erkek, Ana-oğul, Baba-kız… Değişik duygu boyutu taşıyan bu ilişkiler iki farklı cins arasında sürerken; toplumun biçimlendirme makinesinden de geçerler. Öyle bir makine ki, kurduğumuz hiçbir ilişki öbürüne benzemez.

   Yaşamın vazgeçilmez tatlarını ve kimi zaman da tatsızlıklarını barındıran ilişkiler olgusu hazır reçeteler sunmaz bize. Elde edilen doğru; O iki insan için, o noktada ve belki de kısa bir süre geçerli olacaktır. Değişken doğrular, kaygan zemine benzer. Kaygan zeminde yürümeye çalışmak; kendimizle ve dünyayla kurduğumuz bağı tehdit eder çünkü. Bundan dolayı; eşimizle, ana ya da babamızla, kız ya da erkek çocuğumuzla kurduğumuz ilişkide, süreklilik taşıyan doğrulara ihtiyacımız vardır.

   Güven, sadakat, sevgi, tutku, umut, beklenti ve daha nice doğrularımız vardır elimizde. Bu doğruları aradığımızda ve belki de bulduğumuzda içimize çektiğimiz havada bile zafer kokusu vardır: “Ben başardım”. Belki de bu yüzden; zaferi bir daha yaşama arzumuzdan, bir kavganın içinde buluruz kendimizi. Kavga sürerken bir de bakarız ki, kavgaya giriştiğimizle aynı takımdayız! Bizi ana, baba, evlat, eş, sevgili yapan kişilerle kavgadayız.

   Aynı takımın üyeleri arasında yapılan kavgalarda kazanan olmaz. Zafer de olmaz. Arayışlara kapılmak da her zaman çare olmaz: Başka bir evlat? Başka bir ana ya da baba? Bu ilişkilerin telafisi yok. Ama başka bir sevgili ya da eş için bu ‘telafisi imkânsız’ durum geçerli olmayabilir. Sırf o zafer duygusunu bir daha yaşama gayreti çiftleri yeni arayışlara sürükleyebilir. Kadın ve erkeğin ilişki tarihi bu arayışlarla doludur.

   Oyuncular değişse de bazen; sonuç değişmeyebilir.

   Sohbetimizdeki hareket noktamız da bu. İlişkilerimizde yaşadığımız gerilimler, tıkanıklıklar ve ‘eksik bir şeyler var’ duygusu. Bu duyguyu yaşamak ya da yok farz etmek arasında gidip gelebiliriz önceleri; ancak, ilişkiler söz konusu olduğunda, daha sonraya bırakma lüksümüz yoktur. Sorunu tespit etmek ve çözümü için harekete geçmek ilişkinin geleceği açısından, dönüm noktası olabilir.

 

Peki, ilk adım ne olmalı ve nasıl atılmalı?

 

   İlk adım, sorun olduğunu fark etmektir. Fark ediş çok geç olursa eğer, bu son adımınız da olabilir.

   Bundan dolayı ilişkilerin önemsenmesi gerekmektedir. Her şeyin yolunda olmadığı duygusuna kapıldığınız nokta ile, yolunda olmadığını anladığınız nokta arasında ne kadar süre geçti ve ne yaptınız? Diyelim ki; 12 yaşındaki kızınız, birden bire mi sizi eleştirmeye başladı? Odasında bu kadar uzun zaman geçirmeye ne zaman başladı? Ya da, karınız ne zamandan beri elmanın diğer yarısını size vermekten vazgeçti? Ne zaman bu kadar yaşlandı? O’nu sevmekten ya da O’nu görmekten ne zaman vazgeçtiniz? Birilerinin ‘kahramanı’ veya ‘biriciği’ olmayı ne zaman terk ettiniz? Ve en önemlisi: Bu sorunu çözmek için enerjiniz veya isteğiniz var mı?

   Yanıtlarınız, çözme isteğinizi ve gücünüzü gösterir. Yanlış bir yanıt, sizi doğru çözüme götüremez. Durumdaki ironi ise çözümde gizlidir. Çözümün doğru ya da yanlış olduğunu anlamak için sonucu görmek, yaşamak gerekir.

   İlk adımın belki de son adım olabileceği korkusu; doğru zamanda atılan doğru adımları ve uzlaşıcı, barışçı olsa da ilişkide temsil ettiğiniz rolü tehdit eder. Evlat, ana ya da baba, eş, sevgili olmaya ihtiyacımız vardır. Bunları başarıyla gerçekleştirdiğimiz inancı ise, korkuyu azaltarak yerine mutluluğu, hazzı, sevinci ve daha nice yaşam gereksinmelerini getirir.

   İlk sorulara verilen doğru yanıtlar, ikinci adımda kendimize doğru bir yolculuğa çıkmamızı sağlar. Dünyayı gezip gören ama yaşadığı kasabanın arka sokaklarından haberdar olmayan birisi isek; kendimizde bulacaklarımız bizi şaşırtacaktır. Ana ya da baba, evlat, eş, sevgili olarak kurduğumuz ilişkide durduğumuz yeri beğenmeyeceğiz şüphesiz. Kendimize doğru yaptığımız yolculuğun, kendimize yönelik bir savaşa dönüşme olasılığını da unutmamak gerekir. Kendimizi kendi savaşımızda yok etmemiz mümkündür; ancak bu bir yenilgidir. Yenilen ise sadece biz değiliz. Yola çıkıp adım atmamızı sağlayan her değerli kişidir: Evlat, anne, baba, eş, sevgili.

   Elde edilenin bir zafer olduğunu anlamak da mümkündür. Kendimize doğru attığımız her adımın bizi evlat, ana, baba, eş, ya da sevgiliye götürdüğünü çok çabuk fark ederiz. Gülümsemeler bile değişir bir anda; içine meraklı bir arayış girer. Onları bir daha keşfetme arzusu, acele adımlarla yolculuğun rotasını değiştirir. Onlara doğru atılan her adım, yaşamın istenilir tatlarına doğru giden yeni bir maceradır.

   En başta konuştuğumuz gibi: Bazen sadece bir adım yeterlidir. Esen kalın sevgili dostlar.

 

               

“Dostları özlemle kucaklamayı unutmaÇocuk sevmeyi çiçek koklamayı unutmaEn zorlu anındayken bile kavganınGökyüzüne bakmayı unutma” A. Behramoğlu
   1459 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
12 Eylül 2008, Cuma   ÇOCUKLAR NE İSTER
05 Eylül 2008, Cuma   OKUL
23 Ağustos 2008, Cumartesi   "AYNA AYNA, SÖYLE BANA KUSURUM NEREDE"
15 Ağustos 2008, Cuma   "DİYABETİK ÇOCUKLAR"
08 Ağustos 2008, Cuma   ÇOCUKLAR DA ZORLANIR
01 Ağustos 2008, Cuma   Utangaçlık
25 Temmuz 2008, Cuma   MESLEK SEÇİMİ
18 Temmuz 2008, Cuma   Bir ilişkiyi korumak ve sürdürmek
11 Temmuz 2008, Cuma   ÖZEL BİR İLİŞKİYE İHTİYAÇ DUYMAK
06 Temmuz 2008, Pazar   Psikososyal istismar



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1,3763 1,3860
1 STERLİN 2,3826 2,4004
1 EURO 1,8890 1,9022



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

ÇIKARLAR MI KORKULAR MI?

Ali Baturay

EROĞLU DÖNMELİ MİYDİ?

Hasan Hastürer

Şimdi obir taraftan ucuz olduk... Tamam mı...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Desmond Tutu'yu kim tutar?..

Ahmet Tolgay

LAFORİZMALAR

Bilbay Eminoğlu

Okurlardan güncel konulara ilişkin görüşle...

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Cevap hakkı...

Dilek ÇETEREİSİ

Kuliste içtiler salonda oy verdiler

Aysu Basri

8-5 İNSAN HAKKI DÜZENİ

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Mali kriz ve AB

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Lârnaka Limanı





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital